<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Hatay Haber Ajansı</title>
        <link>https://www.hatayhaberajansi.com/</link>
        <description>Hatay haber sayfamızda Hatay haberleri okuyabilir, Hatay son dakika haberleri ve güncel Hatay gelişmelerini görebilirsiniz. Ayrıca spor, siyaset, sağlık haberlerini de hatayhaberajansi.com dan takip edebilirsiniz. Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Amasya, Ankara, Antalya, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Hatay, Isparta, Mersin, İstanbul, İzmir, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırklareli, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Muş, Nevşehir, Niğde, Ordu, Rize Sakarya, Samsun, Siirt, Sinop, Sivas, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Uşak, Van, Yozgat, Zonguldak, Aksaray, Bayburt, Karaman, Kırıkkale, Batman, Şırnak, Bartın, Ardahan, Iğdır, Yalova, Karabük, Kilis, Osmaniye, Düzce haberleri, son dakika</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-3752</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-3752</guid>
                <description><![CDATA[Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>

<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>

<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>

<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya, “Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p>

<p>          </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 11:49:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-1774860599.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun süren kabızlık varsa dikkat! Hemoroid kanser tanısını geciktirebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/uzun-suren-kabizlik-varsa-dikkat-hemoroid-kanser-tanisini-geciktirebilir-3655</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/uzun-suren-kabizlik-varsa-dikkat-hemoroid-kanser-tanisini-geciktirebilir-3655</guid>
                <description><![CDATA[Hemoroidin toplumda oldukça yaygın olduğunu paylaşan uzmanlar, özellikle sık sık kabızlık yaşayan, uzun süreli hareketsizliğe maruz kalan veya tam tersi ağır spor yapanlarda bu hastalığa daha çok rastlandığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hemoroidin toplumda oldukça yaygın olduğunu paylaşan uzmanlar, özellikle sık sık kabızlık yaşayan, uzun süreli hareketsizliğe maruz kalan veya tam tersi ağır spor yapanlarda bu hastalığa daha çok rastlandığını belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Halk arasında basur olarak da bilinen hemoroid, yaşam kalitesini düşüren önemli bir hastalık.</p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, özellikle sık sık kabızlık yaşayan, uzun süreli hareketsizliğe maruz kalan veya tam tersi ağır spor yapanlarda bu hastalığa daha çok rastlandığına dikkati çekti.</p>

<p>Basit ve başlangıç evresindeki olgularda beslenme önerileri, bazı ilaçlar ve kabızlığın giderilmesi tedavide etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Eroğlu, "İlerlemiş yani yılda 2-3 kez ağrılı ve şişmiş hemoroid atakları geçiren olgularda ise cerrahi tedavi yöntemleri gündeme gelebilir” dedi.</p>

<p><strong>HEMOROİD KANSER TANISINI GECİKTİREBİLİR</strong></p>

<p>Hemoroidin en önemli özelliğinin, şikayetlerin çeşitli nedenlerle ihmal edilip altta yatan rektum veya kalın bağırsak kanseri gibi hastalıkları gizlemesi olduğunu paylaşan Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, “Bu durum da kanser tanısının gecikmesine neden olabiliyor. Hemoroid ya da basur hastalığında çoğunlukla makatta ele gelen bir şişlik, kanama ve kabızlık vardır. Bu şikayetler kalın bağırsak ve özellikle rektum kanserlerinde de görülebilen ortak şikayetler. Bu nedenle de hemoroid denip geçilmemeli, kesin tanı için doktora başvurulmalı” dedi.</p>

<p>Makatta ele gelen şişlik, kanama ve kabızlık şikayetlerin varlığında basit bir fiziki muayene ve takiben aynı gün yapılacak kısa kolonoskopi veya rektosigmoidoskopi ile hastalığın tanısının kolayca konabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, “Son yıllarda hemoroid hastalığının tedavisi gelişti ve lazer gibi ileri teknolojiler uygulama alanına girdi. Bu sayede yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyen bir hastalık başarılı ve acısız yöntemlerle ortadan kaldırılabiliyor” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Erenoğlu, hamile kadınların önemli bir kısmında kabızlık ve rahim büyümesi nedeniyle hemoroid riskinin arttığını belirterek, hamilelikte görülen hemoroidler çoğunlukla ameliyatsız olarak tedavi edilebileceğini kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Nov 2024 12:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/11/uzun-suren-kabizlik-varsa-dikkat-hemoroid-kanser-tanisini-geciktirebilir-1731057240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş çürüğü tarihe karışabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dis-curugu-tarihe-karisabilir-3644</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dis-curugu-tarihe-karisabilir-3644</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Uzman Dt. Funda Özsarı, “Diş çürüğüne karşı aşı çalışmaları  umut vaat ediyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Uzman Dt. Funda Özsarı, “Diş çürüğüne karşı aşı çalışmaları  umut vaat ediyor” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Dünya çapında her yaştan insanı etkileyen diş çürükleri, ağız sağlığı alanında en yaygın sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Yeni geliştirilen diş çürüğü aşısı çalışmaları sayesinde, bu rahatsızlığın gelecekte tarih olabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Dt. Funda Özsarı, bu yeni aşı gelişimini “diş sağlığına dair devrim niteliğinde bir adım” olarak nitelendirerek, çürüğe karşı geliştirilen aşı çalışmalarının, diş yüzeyinde plak oluşturan ve diş minesine zarar veren Streptococcus mutans bakterisini hedef aldığını söyledi. &nbsp;Özsarı, özellikle burundan sprey veya dil altı uygulamalar yoluyla geliştirilen bu yeni aşı çalışmalarının , ağız mukozasında bağışıklık tepkisini artırarak dişlerin çürüklerden korunmasına katkı sağladığını belirtti.</p>

<p>Bilimsel araştırma yayınları sunan, bağımsız hakemli bir akademik yayıncılık platformu Frontiers’da çalışmalar hakkında detaylı bilgi verildiğini vurgulayan Özsarı, araştırmalarda, bu aşının kemirgen ve maymunlar üzerinde yapılan deneylerde yüksek başarı gösterdiğini ve bu başarıyı insan deneylerinde de kanıtlaması durumunda çürük sorununa köklü bir çözüm sunabileceği öngörüsünün son derece önemli olduğunu söyledi.&nbsp;</p>

<p><strong>ÇÜRÜK AŞISININ ETKİSİ VE GÜVENİLİRLİĞİ</strong></p>

<p>&nbsp;“Aşılar yalnızca çürük oluşumunu engellemekle kalmıyor, aynı zamanda kalp hastalıkları ve diyabet gibi sistemik sağlık sorunlarına yol açabilecek bakterilerin vücuda yayılmasını önleme potansiyeline sahip” bilgisini paylaşan Özsarı, &nbsp;Oxford Academic ve Frontiers tarafından yayımlanan araştırmalara göre, nanoparçacık bazlı DNA aşıları sayesinde çürük oluşumu yüzde 60-70 oranında azalabildiğini belirtti. Özsarı, bilimsel araştırmalarda yan etki profili düşük olan bu aşıların, özellikle ağız sağlığını tehlikeye atan bakteriler üzerinde doğrudan etkili olup ağız mukozasında bağışıklık oluşturarak sistemik enfeksiyon riskini azaltma kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p><strong>UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRECİ 5 İLE 10 YIL ARASINDA OLABİLİR</strong></p>

<p>Diş çürüğü aşısının başarılı olması durumunda , diş sağlığında devrim yaratabileceğini ifade eden Özsarı, .”Araştırmalara göre aşının küresel olarak uygulanabilir hale gelmesi için birkaç yıl daha insan testlerinin sonuçlanması bekleniyor. Eğer başarılı olursa, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde çürüklerin büyük oranda önlenebileceği bir diş sağlığı dönemi görebiliriz” Dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Oct 2024 12:39:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/10/dis-curugu-tarihe-karisabilir-1730194766.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş kremi sadece yazın mı kullanılır? Bursalı eczacıdan uyarılar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gunes-kremi-sadece-yazin-mi-kullanilir-bursali-eczacidan-uyarilar-3636</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gunes-kremi-sadece-yazin-mi-kullanilir-bursali-eczacidan-uyarilar-3636</guid>
                <description><![CDATA[Güneş kremleri, cildin sağlığı için vazgeçilmez ürünlerden biri. Vatandaşlar güneş kremlerini yaz aylarında kullanmayı tercih ederken, kışın kullanmıyor. Eczacılar ise güneş kremlerinin yılın her mevsiminde kullanılması gerektiği konusunda vatandaşları uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güneş kremleri, cildin sağlığı için vazgeçilmez ürünlerden biri. Vatandaşlar güneş kremlerini yaz aylarında kullanmayı tercih ederken, kışın kullanmıyor. Eczacılar ise güneş kremlerinin yılın her mevsiminde kullanılması gerektiği konusunda vatandaşları uyarıyor.</p><p><strong>Gülsün ARSLAN / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Daha çok yaz aylarında cildi güneşten korumak için tercih edilen güneş kremleri hakkında bilinenlerin yanılgıdan ibaret olduğu ifade ediliyor.&nbsp;</p>

<p>Bursa'da Ecza teknisyeni olarak görev yapan Kazım Koçer, güneş kremleri hakkında doğru bilinen yanlışlara değindi. Koçer, "Güneş kremleri, sadece yaz aylarında değil, yılın her mevsiminde cildinizi korumanın en etkili yolu." dedi.&nbsp;</p>

<p><img height="421" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/06/n-a-1720264318-850-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>NEDEN HER MEVSİM KULLANILMALI?</strong></p>

<p>Yılın her mevsiminde güneş kremi kullanılması gerektiğini söyleyen Koçer, "Bizim kronik hastalığımız aslında bu. Yani süregelen bir yanlış bilgi. Çünkü güneş ve rüzgar, yazın da var kışın da var. Bu yüzden sert havalarda da güneş kremi kullanmak oldukça önemli. Çünkü cildin elastikiyetinde ciddi eksilmeler ve nem kaybı süratle gerçekleşiyor. Dolayısıyla kuruyan ve nem kaybına uğrayan cilt, kırışmaya ve erken yaşlanmaya mahkum oluyor. Dolayısıyla güneş kremi yazın ve kışın dört mevsim insanların bir yerden bir yere giderken valizine ve çantasına koyacağı bence en önemli kişisel bakım ürünü diye düşünüyorum." şeklinde konuştu.</p>

<p><img height="562" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/25/whatsapp-image-2024-10-24-at-18-05-01-1729865897-373-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>GÜNEŞ KREMİ SEÇİMİ NASIL OLMALI?</strong></p>

<p>Güneş kremi seçerken hangi faktörlerin göz önünde bulundurulması gerektiğine de dikkat çeken Koçer, “Güneş kremlerinin cilt tipine göre uygun olanın seçilmesi gerektiği noktasında uzmanlar hemfikir. Kuru, yağlı veya karma ciltler için farklı formüllere sahip güneş kremleri bulunmaktadır. Ayrıca, güneş kreminin koruma faktörü (SPF) de önemlidir. SPF değeri ne kadar yüksekse, cilt o kadar uzun süre güneşin zararlı etkilerinden korunur. Yani bunların hepsini detaylandırıp kişilerin doğru ürünü seçmeleri çok önemli.” dedi.</p>

<p><img height="562" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/25/whatsapp-image-2024-10-24-at-18-05-01-1-1729865892-599-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KIŞIN GÜNEŞ KREMİ KULLANMANIN FAYDALARI</strong></p>

<p>Kış aylarında güneş kremi kullanma bilincinin yavaş yavaş oluşmaya başladığını söyleyen Ecza teknisyeni Koçer şöyle konuştu:</p>

<p>“Bu bilinç yavaş yavaş oluşmaya başladı. Çünkü bizim en ağır ve en büyük organımız cildimiz. Yani en çok bakıma ihtiyacımız olan organımız, cildimiz yani yüzölçümü ve ağırlığına baktığımız zaman daha doğal, daha büyük, daha dokunuşun olması gereken bir organ. Yani bakıma sürekli ihtiyacı var. Otuzlu, otuz beşli yaşlardan sonra vücuttaki elastikiyet yıkımı, nem kaybı, doğum lekesi veya yanlış kullanmaktan dolayı oluşan yıpranmaların tamamına yakını bu tarz sıkıntılar. Bunun önüne ise iyi ve kaliteli olan ideal bir ürünle orayı absorbe edebiliriz.”&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img height="562" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/25/whatsapp-image-2024-10-24-at-18-05-02-1729865887-337-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“GÜNEŞ KREMİ ŞİMDİ DAHA ÖNEMLİ”</strong></p>

<p>Koçer ayrıca, “Nasıl hepimizin bir TC kimlik numarası var. Cildimizin de bir TC kimliği var. Dolayısıyla cildimizin kodları konulduktan sonra uygun ürünü kullanmak daha doğrudur ve dört mevsim sürekli kullanılması uygun. Çünkü spotlar, ekran ışıkları, rüzgar, evdeki ışıklar; artık fark etmiyor. Çağımızda her dakika tehdit edecek birçok unsur var. Dolayısıyla her zaman önemli. Hatta şimdi daha önemli.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Oct 2024 19:04:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/10/gunes-kremi-sadece-yazin-mi-kullanilir-bursali-eczacidan-uyarilar-1729872275.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erken teşhisle  körlüğü engelleyen teknoloji geliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/erken-teshisle-korlugu-engelleyen-teknoloji-geliyor-3624</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/erken-teshisle-korlugu-engelleyen-teknoloji-geliyor-3624</guid>
                <description><![CDATA[TechAnkara Proje Pazarı'nda 100 girişimci arasından 3. seçilen Retinow Sağlık Teknolojileri, Yönetim Kurulu Başkanı Tuğba Haklı Piroğlu ve ortak kurucu Kübra Nur Kara Baştürk, Türkiye’de önlenebilir körlüğün öncüsü olmayı hedeflediklerini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TechAnkara Proje Pazarı'nda 100 girişimci arasından 3. seçilen Retinow Sağlık Teknolojileri, Yönetim Kurulu Başkanı Tuğba Haklı Piroğlu ve ortak kurucu Kübra Nur Kara Baştürk, Türkiye’de önlenebilir körlüğün öncüsü olmayı hedeflediklerini açıkladı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>TechAnkara Proje Pazarı'nda 100 girişimci arasından 3. seçilen Retinow Sağlık Teknolojileri, Yönetim Kurulu Başkanı Tuğba Haklı Piroğlu ve ortak kurucu Kübra Nur Kara Baştürk, Türkiye’de önlenebilir körlüğün öncüsü olmayı hedeflediklerini açıkladı.</p>

<p>Tuğba Piroğlu, erken teşhis ve yapay zeka teknolojileriyle göz sağlığında devrim yaratmayı amaçlayan ürünleriyle Türkiye’de ve dünyada dikkat çektiğini ifade eden açıklamasında, hastaların göz arkasının fotoğrafını çekerek, bu görüntüleri bulut sisteme aktardıklarını ve Retinow.ai ile birlikte yapay zeka tabanlı analizlerle kullanıcıya eş zamanlı raporlama sağladıklarını söyledi.&nbsp;</p>

<p>Bu teknolojinin, özellikle retina ve glokom hastalıklarında erken teşhis imkanı sunarak, görme kayıplarının yüzde 90'ını önlemeyi hedeflediklerine dikkat çeken &nbsp; Piroğlu, "Türkiye’de önlenebilir körlüğün öncüsü olmayı amaçlıyoruz. Ürünlerimiz sayesinde, erken teşhis ile göz sağlığında büyük fark yaratabiliriz" dedi.</p>

<p><strong>8 GÜNDE 1.6 MİLYON TL YATIRIM ALDIK</strong></p>

<p>2022 yılında kitle fonlamaya çıkarak, sadece 8 günde 1.6 milyon TL yatırım topladıklarını belirten Piroğlu, “Retinow, bu fonla CE belgesi alarak büyük bir adım attı. &nbsp;2024 son çeyreğinde TÜBİTAK 1501 desteğini kazandık ve 2025 yılı itibariyle Türkiye’de 15 özel hastanede ürünlerini konumlandırmayı hedefledik. İlk satışlarımızı Türkiye’de gerçekleştirmeyi planlıyoruz. &nbsp;Rakiplerimizin bulunmadığı bu pazarda güçlü bir oyuncu olarak yer almayı hedefliyoruz.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Oct 2024 15:47:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/10/erken-teshisle-korlugu-engelleyen-teknoloji-geliyor-1729514862.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İngiliz hastalar rotasını Ankara’ya çevirdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ingiliz-hastalar-rotasini-ankaraya-cevirdi-3615</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ingiliz-hastalar-rotasini-ankaraya-cevirdi-3615</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Dr.Dt.Funda Özsarı, İngiltere’den gelen hastaların özellikle Ankara’yı tercih etmelerinde uygun fiyatlar ve yüksek kalite hizmetinin etkili olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Dr.Dt.Funda Özsarı, İngiltere’den gelen hastaların özellikle Ankara’yı tercih etmelerinde uygun fiyatlar ve yüksek kalite hizmetinin etkili olduğunu söyledi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Her yıl 150 bin ila 250 bin arasında yabancı hasta, uygun fiyatlarla kaliteli diş estetiği hizmeti almak için Türkiye'yi tercih ederken. Ankara, son dönemde özellikle İngiliz hastalar arasında yoğun talep gören şehirlerden biri oldu.</p>

<p>Dijital Gülüş Tasarımı (DSD) teknolojisinin hızla gelişmesinin, hastalara daha etkili ve doğal sonuçlar sunduğunu belirten Dt. Funda Özsarı, Türkiye’de bu hizmetin uygun fiyatlarla sunulmasının diş estetiği alanında ülkeyi cazip bir merkez haline getirdiğini ifade etti. Dt. Özsarı, “Ankara, İstanbul gibi büyük şehirler dışında giderek daha fazla tercih edilen bir destinasyon olmaya başladı” dedi.</p>

<p>"İngiliz hastalarımız son yıllarda Ankara'da kaliteli ve ekonomik diş tedavisi almak için yoğun bir şekilde gelmeye başladılar. Dijital Gülüş Tasarımı ve yapay zeka teknolojilerinin sunduğu doğal ve yüzle uyumlu çözümler, onların tercihlerinde önemli bir rol oynuyor." Açıklamasında bulunan Özsarı,&nbsp;&nbsp; Türkiye’nin hem diş hekimliği teknolojisinde hem de sağlık turizminde gösterdiği başarıyla, İngiltere'den gelen hastaların artan bir yoğunlukta Türkiye’yi, tercih ettiğini kaydetti.</p>

<p><strong>YAPAY ZEKA , SAĞLIK TURİZMİNİ TETİKLİYOR</strong></p>

<p>Dijital Gülüş Tasarımı (DSD) teknolojisine yapay zeka entegrasyonunun, estetik diş hekimliği alanında devrim yarattığını ifade eden Özsarı,&nbsp; hastaların yüz hatlarını, diş yapısını ve kişisel estetik tercihlerine dayalı olarak detaylı analizler yaparak daha hassas ve doğal sonuçlar sunduklarını söyledi.. Özsarı, yapay zeka teknolojileri ile yapılan gülüş estetiği planlamalarının hastaların beklentilerine daha uygun çözümler sunduğunu ve bu nedenle Türkiye’nin diş hekimliği teknolojisinde önemli bir rol oynadığını söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Oct 2024 12:26:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/10/ingiliz-hastalar-rotasini-ankaraya-cevirdi-1729416380.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Menopoz değil, belirtileri tedavi edilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/menopoz-degil-belirtileri-tedavi-edilir-3604</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/menopoz-degil-belirtileri-tedavi-edilir-3604</guid>
                <description><![CDATA[Kadınların, yumurta üretiminin azalması sonucunda bir yıl ve üzeri bir zaman boyunca adet olmaması olarak tanımlanabilen menopoz, ortalama olarak 45-55 yaş aralığında görülüyor. Uzmanlar, genetik, egzersiz, beslenme, sigara ve bazı hastalıklar nedeniyle menopozun kimi kadınlarda daha erken yaşlarda da görülebildiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların, yumurta üretiminin azalması sonucunda bir yıl ve üzeri bir zaman boyunca adet olmaması olarak tanımlanabilen menopoz, ortalama olarak 45-55 yaş aralığında görülüyor. Uzmanlar, genetik, egzersiz, beslenme, sigara ve bazı hastalıklar nedeniyle menopozun kimi kadınlarda daha erken yaşlarda da görülebildiğini belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Bir kız bebek yaklaşık 400 bin yumurta ile doğar ancak yıllar içinde gerçekleşen adet döngülerinde bu yumurtalar kullanılır ve biter.</p>

<p>Bugünkü teknolojiyle kaybedilen yumurtalıkları geri kazanmanın mümkün olmadığını dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Meltem Çam, “Bu yüzden kadınların ilerleyen yaşlarda menopozla yüzleşmesi ve bu durumun doğallığını kabullenmesi gerekir” DEDİ.</p>

<p>Menopozun herhangi bir tedaviye ihtiyaç duymadığını, kişinin doktoru tarafından uygun görülen tedavilerin sadece menopoz belirtilerini azaltmaya yönelik olabileceğini vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Meltem Çam, “Hormonlar insan hayatında pek çok hayati fonksiyonu başlatan ve kontrol eden mekanizmaların aracıdır. Bu hormonların bazıları insan hayatı için olmazsa olmazdır. Örneğin kişinin tiroit hormonunda bir problem varsa vücudun çalışması için ayrıca hormon takviyesi alması gerekir. Ancak kadınlık hormonları önemli olsa da hayati değildir, bu hormonların yokluğu sağlık problemlerine yol açmaz” dedi.</p>

<p><strong>YAŞAM TARZI ALIŞKANLIKLARI MENOPOZU ETKİLER</strong></p>

<p>Menopozun ertelenmesinin tıbben doğru bir tanım olmadığını belirten Op. Dr. Meltem Çam, “Çeşitli ilaçlar aracılığıyla uterusu, yani rahmi olan bir kadının kanaması devam ettirilebilir ancak bu durum, kadının menopozda olmadığını yani yumurtalıklarının çalıştığını ifade etmez. Burada önemli olan nokta, menopozun gerçekleştiği dönemin genellikle kalp damar sağlığının bozulmaya ve hayatın biraz daha sedanter (hareketsiz) olmaya başladığı bir döneme denk gelmesidir. Bu nedenle uzmanlarla birlikte kişiye özel belirlenecek diyet ve egzersiz programlarıyla birlikte daha sağlıklı bir yaşam tarzı benimsenerek menopoz döneminin rahat atlatılması sağlanabilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>PSİKOLOJİK DESTEK ALMAK ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Menopozun genellikle 40’lı veya 50’li yaş aralığında gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda bu yaşların getirdiği ruhsal değişimler için profesyonel destek almanın menopoz sürecini de kolay atlatmaya yardımcı olabildiğini vurgulayan Op. Dr. Meltem Çam, “Kişinin hayatını anlamlı kılacak aktivite ve hobileri kendisinin bulması gerekir. Bir kadının en önemli destekçisinin kadın doğum hekimi olması ve bu hekimin bir sağlık danışmanı gibi özellikle kişiye özel yaklaşımlarla yola çıkması, sağlıklı bir yaşam için adet görmenin şart olmadığı ve alternatiflerin tıbbi gerçekler ışığında değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalı” tavsiyesinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Sep 2024 14:00:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/09/menopoz-degil-belirtileri-tedavi-edilir-1726484449.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp damarlarına X-ışını hızında görüntüleme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kalp-damarlarina-x-isini-hizinda-goruntuleme-3601</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kalp-damarlarina-x-isini-hizinda-goruntuleme-3601</guid>
                <description><![CDATA[Kalp damar hastalıklarının tanısında Kuantum dedektörlü BT ile yapılan anjiyografi incelemeleri geleneksel anjiyografi gereksinimini büyük oranda azaltıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp damar hastalıklarının tanısında Kuantum dedektörlü BT ile yapılan anjiyografi incelemeleri geleneksel anjiyografi gereksinimini büyük oranda azaltıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünyada ve ülkemizde hastalığa bağlı ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sırada yer alıyor. Sevindirici olansa; tıpta ve teknolojide hızlı gelişmeler sayesinde kalp &nbsp;damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde çok önemli ilerlemeler sağlanması! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak &nbsp;ve Ataşehir Hastaneleri Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Günümüzde artık kalp damar hastalıklarının teşhisi çok daha erken evrelerde mümkün hale gelmiştir. Örneğin; kalbinizin geleceğinde oluşabilecek sorunlar hazırlıklar dahil sadece 15 dakikada saptanabiliyor, böylece hayati riske yol açabilecek herhangi bir kalp damar sorunu saptanırsa &nbsp;erkenden müdahale edilebiliyor” diyor. Prof. Dr. Ercan Karaarslan, kalp &nbsp;damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde yaşanan en yeni gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<p>Son yıllarda sağlıksız beslenme, aşırı tuz tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı, sigara, alkol kullanımı ve yoğun stres gibi faktörlerin de etkisiyle kalp ve damar sağlığımız adeta alarm veriyor. Kalp hastalıkları artık sadece ileri yaşta değil, genç hatta çocuk yaşta da kapıyı çalıyor! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak ve Ataşehir Hastaneleri Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ve ülkemizde en sık ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Çoğu zaman belirti vermeden sinsice ilerleyerek hayati tehdit oluşturabiliyor. Her yıl milyonlarca insanın yaşamını kaybetmesine neden olan bu hastalıkların erken teşhis edilmesi çok önemli hale geliyor. Bu denli önemli ve ciddi sonuçlarına karşı tıpta yaşanan hızlı gelişmeler ve ileri teknolojiler sayesinde, artık kalp damar hastalıklarının teşhisi çok daha erken evrelerde mümkün hale geldi. Erken teşhis, tedavi başarısını artırdığı gibi, kişinin riskleri bertaraf etmesi ve yaşam şeklini düzenlemesi için zaman da sağlıyor” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>KALP DAMARLARI &nbsp;VE İNCE DEVAMLILIKLARI DAHA NET GÖRÜNTÜLENEBİLİR</strong></p>

<p>Kalp damar hastalıklarının erken teşhisinde çok yeni, ilk tanıtımı &nbsp; 2022 yılında Amerika’da düzenlenen dünyanın en büyük radyoloji kongresinde yapılan şimdi de ülkemizde kullanılmaya başlanan Kuantum Teknolojili Foton Sayıcı BT ile yapılan kalp damar anjiografisi (Sanal Kalp &nbsp;Anjiyografisi) hakkında bilgi veren Prof. Dr. Karaarslan şunları söylüyor: “Yaklaşık 20 yılı aşkın bir süredir, çok kesitli dedektörlü tomografi cihazlarıyla belirli bir performasta sanal anjiyografi yapılıyor. Klasik bilgisayarlı tomografilerde en iyileri bile 512 matriksli 0.5 mm ya da 0.6 mm kalınlıkta kesitler ile inceleme yapabiliyordu. Yeni, foton dedektör teknolojili BT ile yapılan incelemelerde ise görüntüleme kalınlığı 0.2 mm’ye düşebiliyor. Ayrıca çözünürlüğü 1024 matrikse çıktığı için görüntü kalitesi çok daha net ve detaylı oluyor. Böylece kalp damarlarının lümen içi ve duvarlarının görüntüsü daha önce göremediğimiz kadar ayrıntılı bir şekilde elde edilebiliyor. Bu da damarların analizinin çok daha iyi yapılmasını, olası sorunların daha net bir şekilde saptanabilmesini sağlıyor. Üstelik tüm bunları, klasik sanal anjiyolara göre daha düşük doz radyasyon vererek görüntüleyebiliyor.”</p>

<p><strong>DAKİKALAR İÇİNDE DAMAR TIKANIKLIĞI TESPİT EDİLİYOR!</strong></p>

<p>Geleneksel yöntemlerden farklı olarak yüksek çözünürlüklü ve düşük radyasyonlu çok daha detaylı görüntüler elde edilerek, bu sayede kesin ve hızlı tanı imkanı sağlandığını belirten Prof. Dr. Karaarslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntem kalbi besleyen damarlardaki hastalıkları ayrıntılı bir şekilde görüntüleyerek geleneksel BT taramalarına göre detaylı ve kesin bilgiler sağlıyor. Koroner arterlerdeki tıkanıklıkları maksimum 10-15 dakikalık inceleme süresinde tespit edebiliyor. Bu sayede, koroner arterlerdeki plak oluşumları, damar tıkanıklıkları ve stentlerin durumu gibi kritik kalp rahatsızlıkları çok büyük oranda tespit edilerek, taramalar gerektiren kronik hastalarda bile radyasyon dozu ciddi oranda azaltılarak büyük bir fayda sağlanıyor.” Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Özellikle böbrek fonksiyonları riskli hastalarda klasik anjiyografilere göre daha az kontrast madde kullanılarak yapılan incelemelerde bile damar yapılarını ve arterlerdeki hastalık bulgularını daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Bununla birlikte, cihazın hızlı çekim özelliği ile tarama süresi dakikalar içinde tamamlanıyor; bu da hastaların rahatlığı ve sürecin etkinliği açısından büyük önem taşıyor” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Sep 2024 13:49:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/09/kalp-damarlarina-x-isini-hizinda-goruntuleme-1726224564.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kulakta sıvı birikimi kulak tüpüyle tedavi ediliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kulakta-sivi-birikimi-kulak-tupuyle-tedavi-ediliyor-3594</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kulakta-sivi-birikimi-kulak-tupuyle-tedavi-ediliyor-3594</guid>
                <description><![CDATA[Kulakta sıvı birikimi ara ara ağrı ve genellikle tıkanıklık ile işitme kaybı şeklinde kendini belli ediyor. İşitme kayıpları da konuşma bozukluklarına, dikkat eksikliğine, öğrenme güçlüğüne, dolayısıyla çocuklarda okul başarısının düşmesine neden olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kulakta sıvı birikimi ara ara ağrı ve genellikle tıkanıklık ile işitme kaybı şeklinde kendini belli ediyor. İşitme kayıpları da konuşma bozukluklarına, dikkat eksikliğine, öğrenme güçlüğüne, dolayısıyla çocuklarda okul başarısının düşmesine neden olabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kulak tüpü ile pek çok sağlık sorununun önlenebildiğini söyleyen Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker, “Kulak tüpü ile ileri dönemde oluşabilecek kulak zarında çökme, orta kulak kemikçiklerinde kireçlenme ya da erime, işitme kayıpları, çocuklarda işitme kaybına bağlı konuşma bozuklukları, dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü ve dolayısıyla okul başarısında düşme gibi önemli sorunlar önlenebiliyor” dedi.<br />
Dışarıdan yalnızca dış kısmının görülebildiği kulağın 3 ayrı bölümüyle karmaşık bir yapıya sahip olduğunu belirten Dr. Özker, "Sıvı birikmesi, orta kulakta oluşuyor. Peki, nasıl bir değişiklik oluyor da, bu sorun ortaya çıkıyor? Bunun net yanıtı; kulağımızdaki basınç ayarlama düzeninin bozulması. Şöyle ki, dış kulak ile orta kulağı ayıran, kulak zarımız. Bir zar ile ayrılan dış kulak gibi, orta kulak da havaya ihtiyaç duyuyor. Orta kulağa hava sağlayan organımız ise östaki borusu ve östakinin bir ucu geniz bölgemizde bir ucu orta kulakta yer alıyor. Östaki borusunun görevi; yutkunma ve esneme sırasında kendisini çevreleyen kaslar yoluyla açılıp kapanarak orta kulağa hava giriş ve çıkışını sağlamak. Nefes alıp verdiğimizde, yutkunduğumuzda, esnediğimizde, östaki borusu açılıp kapanarak orta kulağı dışardaki atmosfere göre dengeliyor. Östaki borusunun yetersiz çalıştığı durumlarda orta kulakta negatif bir basınç oluşuyor. Bu negatif basınç, dokulardan orta kulağa sıvı kaçışıyla sonuçlanıyor. Bu kaçış zaman içerisinde tüm orta kulak ve kulak arkasındaki sünger şeklindeki kemik yapı içinde sıvı birikmesine yol açıyor. Kronik kulak ağrısı, kulaklarda tıkanıklık, kulak çınlaması, yükseklikle birlikte baş gösteren kulak ağrısı, işitmenin azalması ya da kaybı gibi belirtilerle kendini belli ediyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>KULAK TÜPÜ SIVININ BOŞALMASINI SAĞLIYOR</strong></p>

<p>Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker, üç aydan uzun süren, ilaç tedavilerine cevap vermeyen sıvı birikimi sorununun tedavisinde kulak tüpü uygulamasına başvurulduğunu belirtti.</p>

<p>Hastalığın etkenine bağlı olarak, hekim tarafından kalması istenen süreye göre kulak tüpü seçildiğini ifade eden Özker, tüpün takılması işlemi çocuklarda genel anestezi altında, yetişkinlerde lokal ya da genel anestezi altında kulak zarına açılan küçük bir kesiyle yapıldığını kaydetti.&nbsp;Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker, orta kulakta biriken sıvının vakumla çekildiğini belirterek, “Daha sonra makara şeklinde ve ortası delik olan kulak tüpü bu kesiye yerleştiriliyor. &nbsp;İşlem 10 dakika gibi kısa sürede tamamlanıyor. Kulak tüpü uygulaması geniz eti ameliyatıyla birlikte bile olsa hasta aynı gün taburcu oluyor” dedi.</p>

<p>Orta kulakta sıvı birikmesi sorununun kulak tüpü uygulamasıyla genellikle düzeldiğine değinen Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker &nbsp;“Ancak sıvı birikim nedeni tam çözülemediğinde ve östaki tüpünün kalıcı olarak görevini yapamadığı durumlarda tekrarlar. İşte bu durumlarda daha uzun süre kalacak tüp uygulamaları ya da östaki tüp balon uygulaması düşünülebilir” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Aug 2024 16:47:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/08/kulakta-sivi-birikimi-kulak-tupuyle-tedavi-ediliyor-1725025622.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna yogaterapi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozukluguna-yogaterapi-3571</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozukluguna-yogaterapi-3571</guid>
                <description><![CDATA[Yogaterapist Serap Korkmaz, yoga terapinin çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini desteklerken, onların hayata daha kolay adapte olmalarına katkıda bulunduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yogaterapist Serap Korkmaz, yoga terapinin çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini desteklerken, onların hayata daha kolay adapte olmalarına katkıda bulunduğunu söyledi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Down sendromu, otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve özgül öğrenme yetersizliği gibi özel ihtiyaçları olan çocuklara yoga ve duyu bütünleme terapileriyle destek sağlanıyor. &nbsp;</p>

<p>Ankara Beysukent Rotary Kulübü’nde konuşan Yogaterapist Serap Korkmaz, özel çocukların, yogaterapi ve duyu bütünleme terapileri sayesinde uzun süre oturma alışkanlığı kazandığını ve &nbsp;düzenli nefes almayı öğrenerek taklit ve sözel dil becerilerini geliştirdiğini belirtti. Korkmaz, “Böylece çocuklar diğer terapilere daha kolay adapte olabiliyor ve edindikleri becerileri farklı ortamlarda uygulama imkanı buluyor” dedi.</p>

<p>Uzman Korkmaz, bu terapilerin çocukların hayata katılımlarını ve vücut farkındalıklarını artırmada çok faydalı olduğunu belirterek, “Otizmli çocuklarda sıkça rastlanan yemek yeme problemleri, duyu bütünleme terapisiyle çözülüyor; çocuklar çiğneme becerisi kazanıyor ve bu alışkanlıkları günlük hayatlarına yansıtıyor.” diye konuştu.</p>

<p>Yogaterapi ile çocukların eğlenerek öğrendiğini ve bu şekilde terapiden mutlu ayrıldığını ifade eden Korkmaz, verilen eğitimin çocukların akademik başarılarını da olumlu etkilediğini söyledi. &nbsp;</p>

<p><img height="421" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/08/21/1724215634-yoga-1724224902-35-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Otizm, Down sendromu ve Serebral Palsi gibi gelişimsel bozuklukları olan çocuklar düzenli olarak yoga yapmaktan faydalanabileceklerine dikkat çeken Korkmaz, &nbsp;öğrenme güçlüğü, Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocukların da yoga derslerine katılmaları gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Korkmaz, fiziksel büyümelerini etkileyen bozuklukları olan çocuklar için yoganın, vücut farkındalığını artırmaya yardımcı olduğunu kaydederek,&nbsp;“Çocuklar için yoga derslerine küçük yaşlardan itibaren başlanabilir ve birçok kişi, bebeklerin ve yürümeye başlayan çocukların bile yoganın sağlayabileceği beden farkındalığından faydalanabileceğine inanır. Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve diğer öğrenme güçlükleri olan çocuklar da düzenli olarak yoga yapmanın sağladığı gelişmiş konsantrasyondan faydalanabilirler. Konsantrasyonunuzun arttığına dair belirtileri görmeniz biraz zaman alabilir ancak tüm bu &nbsp;egzersizler öğrenme güçlüğü çeken çocuklar için önemlidir” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Aug 2024 12:44:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/08/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozukluguna-yogaterapi-1724233476.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Enfekte kişiyle yakın temas yoluyla insandan insana yayılıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/enfekte-kisiyle-yakin-temas-yoluyla-insandan-insana-yayiliyor-3557</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/enfekte-kisiyle-yakin-temas-yoluyla-insandan-insana-yayiliyor-3557</guid>
                <description><![CDATA[Maymun çiçeği virüsü Afrika kıtasının dışına sıçradı. Dünya Sağlık Örgütü, İsveç'in Afrika bölgesi dışındaki ilk maymun çiçeği vakasını doğruladığını bildirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Maymun çiçeği virüsü Afrika kıtasının dışına sıçradı. Dünya Sağlık Örgütü, İsveç'in Afrika bölgesi dışındaki ilk maymun çiçeği vakasını doğruladığını bildirdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Biyogüvenlik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından İsveç’in, Afrika bölgesi dışındaki ilk maymun çiçeği virüsü (Mpox) vakasını doğrulaması üzerine hastalık hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong>ENFEKTE KİŞİYLE YAKIN TEMAS YOLUYLA İNSANDAN İNSANA YAYILIYOR</strong></p>

<p>Maymun çiçeği hastalığının solunum yolu ile bulaşmasının nadir görüldüğünü, ancak çok yakın temasın gerekli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Genellikle vücut sıvısı teması gerekiyor bu yanı ile Covidden farklı ve muhtemelen daha az vaka görülecek ve yayılması daha güç, kontrol altına alınması daha kolay olacaktır. Mpox, enfekte kişiyle yakın temas yoluyla insandan insana yayılıyor. Cinsel ilişki, cilt teması ve enfekte kişinin yakınında konuşmak veya nefes almak da buna dahil. Virüs açık yaralar, solunum yolu ya da gözler, burun veya ağız yoluyla da bulaşabiliyor.” diye bilgi verdi.</p>

<p>Maymun çiçeği hastalığı nedeniyle bir kapanma durumu beklenmediğini ama maske takmak gibi bazı kısıtlamaların olabileceğini dile getiren Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Hastalığın büyük bir pandemi yapması ufak ihtimal.” dedi.</p>

<p><strong>EN ÇOK KİMLER RİSK ALTINDA?</strong></p>

<p>Hastalığın insan vücudunda çoğalamayacak şekilde değiştirilmiş virüs içeren modifiye edilmiş bir Ankara suşu aşısının (MVA-BN) olduğunu, 18 yaş ve üzeri kişiler için en az 28 gün arayla 2 doz olarak verildiğini anlatan Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, en çok kimlerin risk altında olduğunu şöyle sıraladı:</p>

<p>“Yeni doğan bebekler, çocuklar, hamileler ve altta yatan bağışıklık yetersizliği olan kişiler, bağışıklığı düşük yaşlılar daha ciddi hastalık ve ölüm riski altında olabilir.”</p>

<p>Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu bağışıklığı baskılanmış kişilerde ve küçük çocuklarda ağır hastalık görülebildiğine işaret ederek, “Genel olarak hastalanan kişilerin yüzde 1-6'sı, çoğunluğu küçük çocuklar olmak üzere, maalesef kaybedilmektedir. Orta Afrika alt tipinde (soy 1) öldürücülük yüzde 11'e kadar çıkabilmektedir. Tekrar söylemek gerekir bu rakamlar sağlıklı insanlar için çok daha azdır. İlacı ve tedavisi yoktur.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Aug 2024 12:16:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/08/enfekte-kisiyle-yakin-temas-yoluyla-insandan-insana-yayiliyor-1723799779.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabetin küresel yükselişi durdurulamıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/diyabetin-kuresel-yukselisi-durdurulamiyor-3553</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/diyabetin-kuresel-yukselisi-durdurulamiyor-3553</guid>
                <description><![CDATA[Diyabet, dünya çapında hızla büyüyen bir sağlık krizi haline geldi.  Prof. Dr. Serdar Ceylaner, diyabetin yayılma hızının alarm verici olduğunu ve küresel sağlık sistemleri üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet, dünya çapında hızla büyüyen bir sağlık krizi haline geldi.  Prof. Dr. Serdar Ceylaner, diyabetin yayılma hızının alarm verici olduğunu ve küresel sağlık sistemleri üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diyabet, dünya çapında hızla büyüyen bir sağlık krizi haline geldi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre, 2023 itibarıyla yarım milyardan fazla insan diyabetle yaşıyor. Bu sayı, 2045 yılına kadar 693 milyon yetişkine ulaşabilir.</p>

<p>Avrupa Tıp Uzmanları Birliği Nadir ve Tanısız Hastalıklar Komisyonu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Serdar Ceylaner, diyabetin 2045 yılına kadar 693 milyon yetişkini etkileyeceğini açıkladı. &nbsp;Diyabetin dünya çapında en hızlı büyüyen hastalıklardan biri olduğuna dikkat çeken Ceylaner, “Dünya çapında yarım milyardan fazla insan diyabetle yaşıyor, bu da dünyadaki yetişkin nüfusun yüzde 10,5'inden fazlasının artık bu rahatsızlığa sahip olduğu anlamına geliyor.” dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>2023’DE DİYABETİN TEŞHİSİ İÇİN 453 MİLYAR DOLAR HARCADIK</strong></p>

<p>Diyabetin yalnızca sağlık üzerinde değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal alanlarda da büyük etkileri var. 2017 yılında teşhis edilen diyabetin tahmini toplam maliyeti 327 milyar dolardı ve bu maliyet 2023 yılı itibarıyla 453 milyar dolara yükseldi. &nbsp;Bu maliyetin büyük bir kısmı doğrudan tıbbi harcamalar ve azalan üretkenlikten kaynaklandığına dikkat çeken Prof. Dr. Ceylaner, “Diyabet, bireylerin yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda ekonomik verimliliği de olumsuz etkiliyor” dedi.</p>

<p>Diyabetin yayılmasında genetik faktörlerin önemli bir rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Ceylaner, “Bazı genetik faktörler, insülin direncini artırabilir veya insülin üretimini azaltabilir. Bu faktörler diyabet riskini artırır ve bazı kişilerde diyabetin temel nedeni olabilir” dedi. Genetik testlerin, diyabet teşhisi konmuş bireylerin tedavi planlaması ve yaşam tarzı değişiklikleri açısından kritik bilgiler sunduğunu belirtti.</p>

<p><strong>KÜRESEL DİYABET KRİZİNE KARŞI ACİL EYLEM GEREKİYOR</strong></p>

<p>Diyabetin, dünya genelinde hızla yayılan ve milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir sağlık sorunu haline geldiğini kaydeden &nbsp;Prof. Dr. Ceylaner, diyabetin yayılmasını durdurmak ve yönetmek için global sağlık politikalarının ve bireysel farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekiyor. "Diyabetin yayılmasını kontrol altına almak için, sağlıklı yaşam tarzı teşvik edilmeli, genetik testler daha yaygın hale getirilmeli ve erken teşhis için gerekli altyapı oluşturulmalıdır" diyen Prof. Dr. Ceylaner, bu alanda acil eylem planlarının uygulanmasının gerekliliğini vurguladı.&nbsp;</p>

<p>Genetik yatkınlıkları belirlemek için daha fazla insanın genetik testlerden yararlanması gerektiğini söyleyen Ceylaner, bu sayede risk altında olan bireylerin daha erken bir aşamada tespit edilebileceğini ifade etti.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Aug 2024 12:49:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/08/diyabetin-kuresel-yukselisi-durdurulamiyor-1722678569.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın ayrılmaz ikilisi: Karpuz-peynir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/yazin-ayrilmaz-ikilisi-karpuz-peynir-3540</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/yazin-ayrilmaz-ikilisi-karpuz-peynir-3540</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarının getirdiği sıcaklık artışı daha hafif öğünlerin tercih edilmesine neden oluyor. Serinletici, hafif bir öğün ve keyifli bir lezzet arayışında olanlar için olgunlaşan karpuzların tadına beyaz peynir eşlik ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının getirdiği sıcaklık artışı daha hafif öğünlerin tercih edilmesine neden oluyor. Serinletici, hafif bir öğün ve keyifli bir lezzet arayışında olanlar için olgunlaşan karpuzların tadına beyaz peynir eşlik ediyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye’de üretilen ve süt endüstrisi tarafından kullanılan çiğ sütün yaklaşık yüzde 50’si peynir üretiminde değerlendiriliyor. Peynir, Türkiye’deki neredeyse her kahvaltı sofrasının vazgeçilmez unsuru. Yaz aylarında sıcakların artması ve &nbsp;karpuzların olgunlaşması birlikte beyaz peynirin cazibesi daha da artıyor.&nbsp;</p>

<p>Sağlıklı beslenerek, bağışıklık sistemini korumanın her dönemde her önemli olduğunu dile getiren uzmanlar &nbsp;günlük öğünlerde süt ve süt ürünlerine mutlaka yer verilmesini tavsiye ediyor.</p>

<p><strong>PEYNİR TÜKETME SIKLIĞI ARTIYOR</strong></p>

<p>“Karpuz-beyaz peynir ikilisinin, Türk insanının yeme alışkanlıkları içerisinde önemli bir yere sahip olduğunun altını çizen sektör temsilcilerinden Murat Keleş, karpuzun tüketiminin beyaz peynire olan ilgiyi de arttırdığını söyledi.&nbsp;"Bu süreçte peynirin tüketilme zamanı genişliyor" diyen Keleş, "Genelde sabah kahvaltıda tercih edilen beyaz peynir, karpuzla birlikte öğlen, akşam ya da ara öğün niyetine, günün tamamına yayılan bir esneklikle tüketilmeye başlanıyor. Çeşitliğinin artması ve damak tadına göre peynir kategorisinde farklı ürünler tercih ediliyor.&nbsp;Karpuzda su oranıyla birlikte şeker oranını da yüksek. Protein yüklü beyaz peynirin, yüksek şekerli karpuzla birlikte dengeleyici bir birliktelik oluşturuyor" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jul 2024 09:22:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/07/yazin-ayrilmaz-ikilisi-karpuz-peynir-1720851755.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Teknoloji çağında yazılım sorunu... Aşı reddinin faturası hekimlere ve hastalara çıkarıldı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/teknoloji-caginda-yazilim-sorunu-asi-reddinin-faturasi-hekimlere-ve-hastalara-cikarildi-3526</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/teknoloji-caginda-yazilim-sorunu-asi-reddinin-faturasi-hekimlere-ve-hastalara-cikarildi-3526</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, Aile Sağlığı Merkezlerine resmi yazı göndermeden, aşı reddi sisteme girilen ve henüz girilmemiş olan hastalar için ay sonuna sadece 2 gün kalmışken yeniden dilekçe doldurtulması talebinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, Aile Sağlığı Merkezlerine resmi yazı göndermeden, aşı reddi sisteme girilen ve henüz girilmemiş olan hastalar için ay sonuna sadece 2 gün kalmışken yeniden dilekçe doldurtulması talebinde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Ay sonuna iki gün kala istenen bu çalışma, binlerce aşı evrak işlemi, binlerce sayfa kağıt ve binlerce kişiye ulaşmayı imkansız kılıyor.</p>

<p>Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN) Başkanı Dr. Ahmet Kandemir, son günlerde yaşanan yazılım hatalarının ve güncellemelerinin aile hekimliği çalışanlarını ve hastaları ciddi şekilde mağdur ettiğini açıkladı.</p>

<p>Dr. Kandemir, “Aile hekimliğinde ilaç yazımından izlemlere, aşılara ve taramalara kadar her işlemimizi artık elektronik ortamda yapıyoruz. Bu durum hem aile hekimleri hem de hastalar için büyük bir kolaylık sağlaması gerekirken, Bakanlığın kullandığı yazılım sistemlerinden kaynaklanan hatalar ve güncellemeler nedeniyle mağduriyet yaşıyoruz” dedi.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/ah/ahesen-genel-baskani-dr-ahmet-kandemir-154931972-1716997359-495.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YENİ BİR SORUN DAHA EKLENDİ!</strong></p>

<p>Bakanlığın yazılım sisteminde yaptığı güncellemeden dolayı bir problem daha ortaya çıktı.</p>

<p>Dr. Kandemir, “Aşı reddi yapılmış, imzası alınmış ve bilgileri müdürlüğe sunulmuş hastalardan yeniden evrak düzenlememiz ve onları tekrar kurumlara çağırmamız beklendiği bildirildi. Sistemde hata varsa bile arşivlerden bunu onaylayabilecekken veya ay başında bilgilendirme yapılarak uygulamaya konulabilecekken kendi hatalarının faturasını masa başından hastalara ve aile hekimliği çalışanlarına kesmek kabul edilebilir bir durum değildir. Hastalar gelemezse veya ay bitmesine iki gün kalmışken hastalar çağrılamazsa ki mümkün görünmüyor, aile hekimliği çalışanlarının hak edişlerinde kesinti yapılabilecek” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bu tür sorunların ilk defa yaşanmadığını vurgulayan Dr. Kandemir, “Hastalarımıza reçete yazdığımız sistemden kaynaklanan aksamalar yüzünden bazen hastalarla 1-2 saati aşan süreler beklemek zorunda kalıyoruz. Rapor düzenlediğimiz başka bir sistemden kaynaklanan sms beklerken yine kapıda hastalarımız yığılıyor. Bu yüzyılda, teknoloji çağında işimizi kolaylaştırması gereken yazılım sistemleri aksaklıklar nedeniyle sıkıntı yaratıyor” dedi.</p>

<p>Dr. Kandemir, mevcut yazılım sistemlerinin acilen elden geçirilmesi ve aksamaların önüne geçilmesi gerektiğini belirterek, “Hastalar da zaten yoğun şartlarda görev yapan aile hekimliği çalışanları da masa başındaki sistem hataları nedeniyle mağdur edilmemeli. Acilen çağa yakışan ve aksamayan yazılım sistemleri kurulmalı” çağrısında bulundu. Aile hekimliği çalışanları ve hastalar, Bakanlık'tan bu soruna kalıcı bir çözüm bulmasını bekliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 May 2024 19:05:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/teknoloji-caginda-yazilim-sorunu-asi-reddinin-faturasi-hekimlere-ve-hastalara-cikarildi-1716998710.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kene ısırıklarına dikkat! Öldürebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kene-isiriklarina-dikkat-oldurebilir-3517</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kene-isiriklarina-dikkat-oldurebilir-3517</guid>
                <description><![CDATA[Bursa'da kırsal kesimde yaşayanlara Kırım Kongo Kanmamalı Ateşi konusunda bilgilendirme çalışmaları yapıldı. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Öner Karaçay, kene ısırıklarına ve tedavilerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa'da kırsal kesimde yaşayanlara Kırım Kongo Kanmamalı Ateşi konusunda bilgilendirme çalışmaları yapıldı. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Öner Karaçay, kene ısırıklarına ve tedavilerine dikkat çekti.</p><p>BURSA (İGFA) -&nbsp;Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün halk arasında kene tutunması olarak bilinen Kırım Kongo Kanmamalı Ateşi hakkında kırsal kesimde yaşayanların bilgilendirilmesine yönelik çalışmaları kapsamında, Doruk Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları Hekimi Uzman Dr. Meltem Öner Karaçay, Eğitim Hemşiresi Nebahat Yayla ve Enfeksiyon Kontrol Komitesi Hemşiresi Emine Aydın Mecit ile birlikte Gümüştepe Mahallesinde yaşayanları bilgilendirdiler.</p>

<p style="text-align: start;">Kent Ormanı ve Misi Köyü civarındaki kırsal alanda, okul, cami, kahve gibi alanların yanı sıra mahallelerde yaşayanlara kene tutulması hakkında açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları Hekimi Uzman Dr. Meltem Öner Karaçay, “Kene ısırığı vakaları Nisan, Mayıs, Haziran aylarında artış göstermektedir. Kırım Kongo Kanmamalı Ateşi (KKKA),&nbsp;Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir. Bu nedenle uyarılara dikkat edilmesi gerekmektedir” dedi.</p>

<p style="text-align: start;">Doruk Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları Hekimi Uzman Dr. Meltem Öner Karaçay, Eğitim Hemşiresi Nebahat Yayla ve Enfeksiyon Kontrol Komitesi Hemşiresi Emine Aydın Mecit, kene ısırığı durumunda yapılması gerekenler hakkında bölge sakinlerine açıklamalarda bulunup bilgilendirme broşürü dağıttılar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 May 2024 11:04:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/kene-isiriklarina-dikkat-oldurebilir-1716105877.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Engelli psikolojisi nedir? Nasıl başa çıkılır?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/engelli-psikolojisi-nedir-nasil-basa-cikilir-3512</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/engelli-psikolojisi-nedir-nasil-basa-cikilir-3512</guid>
                <description><![CDATA[10-16 Mayıs haftası her yıl ülkemizde Engelliler HAftası olarak kutlanıyor. Peki engelli psikolojisi nedir? Nasıl başa çıkılır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>10-16 Mayıs haftası her yıl ülkemizde Engelliler HAftası olarak kutlanıyor. Peki engelli psikolojisi nedir? Nasıl başa çıkılır?</p><p><strong>Zübeyde ÖZLÜ / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Engelli bireyler toplumumuzun bir değeri olarak hayatımızın her alanında karşılaştığımız vatandaşlarımız ve&nbsp;<strong>10-16 mayıs</strong>&nbsp;haftası her yıl bu vatandaşlarımıza atfedilerek kutlanıyor. Bu haftada özel olarak engelli vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına, onların psikolojilerine, toplum içerisindeki önemlerine dair etkinlikler hazırlanıyor.&nbsp;</p>

<p><img height="1125" src="https://www.herkesduysun.com/static/wh/whatsapp-image-2024-01-03-at-14-15-23-1715588367-395.jpeg" width="750" /></p>

<p>Engelli bireylerin, engelleri sebebiyle yaşadıkları zorluklar zaman zaman psikolojik problemlere ve depresyona yol açabiliyor.</p>

<p><strong>Klinik Psikolog Merve Ramazan</strong>,&nbsp;<strong>10-16 Mayıs Engelliler Haftası</strong>&nbsp;münasebetiyle engelli bireylerin karşılaştıkları zorluklar karşısında yaşadıkları psikolojik sorunlar hakkında&nbsp;<strong>Herkes Duysun</strong>’a açıklamalarda bulundu.&nbsp;</p>

<p>Engelli psikolojisi ile nasıl başa çıkılabilineceği hususunda konuşan&nbsp;<strong>Klinik Psikolog Merve Ramazan</strong>, “Bilinçlendirme, pozitif bakış açısı sunma, hobi edinmek, sağlıklı yaşam tarzını benimsemek çok büyük katkı sağlayacaktır. Hayatının bir daha böyle olacağını kabul etmek bireye en büyük kolaylığı ve özgüveni sağlar fakat birey bunu kabul edene kadar zaten problem yaşar ve kendi içinde aşamadığı ruhsal durumlar olabilir. Bu sebeple uzman bir psikologdan terapi alması öneririm.” tavsiyelerinde bulundu.</p>

<p><img height="501" src="https://www.herkesduysun.com/static/zi/zihinsel-engellilik-tedavisi-1715588386-869.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“SOSYAL DESTEK VE TERAPİ ÇOK ÖNEMLİDİR”</strong></p>

<p>Engelli psikolojisini engelli bireylerin yaşadığı duyguları, düşünceleri ve davranışları inceleyen bir alan olarak tanımlayan&nbsp;<strong>Klinik Psikolog Merve Ramazan</strong>, “Engellilik, doğuştan veya sonradan kazanılmış bir durum olabilir ve bedensel, zihinsel, duyusal ve sosyal işlevleri etkileyebilir. Bu durum, bireyin günlük yaşamında çeşitli zorluklar yaratabilir ve bu zorluklar da psikolojisini önemli ölçüde etkileyebilir. “ dedi.</p>

<p>Engelli bireylerde depresyon, kaygı, öfke, düşük özgüven de görülebileceğini hatırlatan Ramazan, “Bunları önlemek için aile desteği çok önemlidir. Erken yaşta tanı ve müdahale engelli bireyin engellilikle başa çıkmasında daha etkili olur. Sosyal destek ve terapi çok önemlidir. ” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="501" src="https://www.herkesduysun.com/static/sh/shutterstock-1507709129-1715588434-938.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“ENGELLİLER BİRÇOK ZORLUKLA KARŞI KARŞIYA KALIYOR”</strong></p>

<p>Engellilerin yaşadığı zorluklara da değinen Klinik Psikolog Merve Ramazan, bu zorlukların ikiye ayrıldığını belirterek şöyle konuştu:&nbsp;</p>

<blockquote>&nbsp;
<p>“Engelliler birçok zorlukla karşı karşıya kalıyor. Bu zorluklardan en çok sorun oluşturanı ise yapılan ayrımcılıklardır. Yaşanılan zorlukları fiziksel zorluklar (hareketlilik, kişisel bakım, iletişim, duyusal işlevler) ve sosyal zorluklar (ayrımcılık ve damgalama, erişilebilirlik, eğitim ve istihdam) olarak ikiye ayırabiliriz.”</p>
</blockquote>

<p><img height="420" src="https://www.herkesduysun.com/static/im/images-1715588482-380.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“ENGELLİ BİREYLERİN YAŞAMINI KISITLAYAN HER DURUM, RUHSAL SORUNLARIN ARTMASINA NEDEN OLUYOR”&nbsp;</strong></p>

<p>Engelli bireylerin yaşamını kısıtlayan her durumun kişilerin ruhsal sorunlarının artmasına da neden olduğunun altını çizen Klinik Psikolog Merve Ramazan, engelli bireylerin yaşadıkları ruhsal sorunları şöyle sıraladı:&nbsp;</p>

<p><strong>Depresyon ve Kaygı:</strong>&nbsp;Engelli bireyler, yaşadıkları zorluklar nedeniyle depresyon ve kaygı gibi ruhsal sorunlar yaşayabilirler.<strong>Düşük Özgüven:</strong>&nbsp;Engelli bireyler, engellilikleri nedeniyle kendilerini yetersiz ve değersiz hissedebilirler.<strong>Öfke ve Saldırganlık:</strong>&nbsp;Engelli bireyler, yaşadıkları zorluklar nedeniyle öfke ve saldırganlık gibi duygusal sorunlar yaşayabilirler.</p>

<p><img height="422" src="https://www.herkesduysun.com/static/en/engellilerin-yasadigi-sorunlar-nelerdir-h64141-1715588528-800.webp" width="750" /></p>

<p><strong>ENGELLİ BİREYLERİN YAŞADIKLARI ZORLUKLARIN PSİKOLOJİLERİNE ETKİLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>Engelli bireylerin yaşadıkları zorlukların ve sorunların psikolojilerine etkilerine de değinen Klinik Psikolog Merve Ramazan, “Engelli bireyler hayatlarının her alanında çeşitli zorluklarla ve sorunlarla karşılaşabilirler. Bu durum, psikolojilerini önemli ölçüde etkileyebilir.&nbsp;</p>

<p>Engellilik türüne, şiddetine ve bireyin yaşadığı topluma göre etkilerin değişiklik gösterebileceğini kaydeden Ramazan, engellilerin karşılaştığı sorunların bireyleri üzerindeki olumsuz ve olumlu etkilerini genel hatlarıyla şu şekilde sıraladı:</p>

<p><strong>Olumsuz Etkiler:</strong>&nbsp;Depresyon ve kaygı, düşük özgüven, öfke ve saldırganlık, stres ve yorgunluk, sosyal izolasyon<strong>Olumlu Etkiler:</strong>&nbsp;Dayanıklılık ve güç, empati ve anlayış, bağımsızlık duygusu, yaratıcılık ve problem çözme becerileri, bireysel psikoterapi, davranışçı terapi</p>

<p><img height="486" src="https://www.herkesduysun.com/static/be/bedensel-engeli-1715588543-279.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 May 2024 13:46:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/engelli-psikolojisi-nedir-nasil-basa-cikilir-1715597198.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan.: “Çocuk istismarı herkesin bildiği bir sır gibi”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuk-istismari-herkesin-bildigi-bir-sir-gibi-3486</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuk-istismari-herkesin-bildigi-bir-sir-gibi-3486</guid>
                <description><![CDATA[Sempozyumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu konu kanayan bir yara. Gözükmüyor. Herkesin bildiği bir sır gibi. Herkes biliyor. Birçok yerde de var.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sempozyumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu konu kanayan bir yara. Gözükmüyor. Herkesin bildiği bir sır gibi. Herkes biliyor. Birçok yerde de var.” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Erken Çocukluk Gelişimi Çalışma Grubu katkılarıyla Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Çocuk İhmal ve İstismarı Sempozyumu – Larva Film Gösterimi ve Söyleşisi” Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirildi.</p>

<p>Sempozyumun açılış konuşmaları Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan,&nbsp;Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı&nbsp;Prof. Dr. A. Aktuğ Ertekin tarafından yapıldı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1713361376-nevzat-tarhan-3-1713364949-900.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>PROF. DR. NEVZAT TARHAN. “HERKESİN BİLDİĞİ BİR SIR GİBİ”</strong></p>

<p>Katılımın yoğun olduğu programda Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 2010 yılında İstanbul Valiliği ile geçmişte bu konuda ortak çalışma yapıldığını hatırlatarak, “Bu konu kanayan bir yara. Gözükmüyor. Herkesin bildiği bir sır gibi. Herkes biliyor. Birçok yerde de var.” dedi.</p>

<p>Bu konunun sahada çalışan psikiyatrist ve psikologlarca bilindiğini ifade eden Tarhan, “Artık çocukluk çağı travmaları ölçeğini her vakaya yapıyoruz. Birçok ileri yaştaki hastalıkların arkasında çocukluk çağı travması olduğu, travmaların unutulduğu ve daha sonra hastalık şeklinde ortaya çıktığının görüyoruz.” diye anlattı.</p>

<p>Bir vakada 130 kilo olan kız çocuğunun obezitesinin ardında ensest travması bulunduğunu anlatan Tarhan kişinin ‘Çirkin olmalıyım, güzelliği hak etmiyorum düşüncesiyle devamlı yemek yemeliyim’ diyerek ensestten dolayı kendisini sürekli suçladığının ve sürekli yediğinin görüldüğünü dile getirdi.</p>

<p></p>

<p><strong>BEDENSEL MAHREMİYET ANLATILMALI</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuklara aile içinde bedensel mahremiyetin anlatılması gerektiğini kaydederek, “Çocukluktaki ihmal ve istismarın ileri yaşta toplumun ruh sağlığına olumsuz etkisi var.” dedi.</p>

<p>Tıpta esas olanın sağlığın korunması olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, hastalığın tedavisine yönelik bir tıp anlayışı olduğunu, önemli olanın sağlığın korunması olduğunu söyledi.</p>

<p>Çocuk sağlığı ve gelişimine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, kendi kimliğiyle doğan çocuğun büyüdükçe anne baba ve diğer nesnelerle etkileşerek kendi kimliğini oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>Çocuklara sahip çıkmanın önemine de vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, geçmişte sahip çıkılan çocukların hayatlarının normal şekilde sürdürdüğünü ifade etti.</p>

<p>Sadece kendisi için çalışan kişinin kötücül olduğunu dile getiren Tarhan, topluma katkı vermenin önemine de vurgu yaptı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1713361374-arif-aktu-ertekin-1713364954-615.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>PROF. DR. A. AKTUĞ ERTEKİN: ‘BENİM ÇOCUĞUMA OLMAZ’ DEMEMEK LAZIM.</strong></p>

<p>Açılış konuşmaları kapsanında Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı&nbsp;Prof. Dr. A. Aktuğ Ertekin ise çocuk ihmal ve istismarının her türlü toplumda geçmişten bu yana var olduğuna dikkati çekerek,<strong>&nbsp;</strong>“Gelişmiş toplumlarda daha az görülüyor diye bir kavram yok. ‘Benim çocuğuma olmaz’ dememek lazım.” dedi.</p>

<p>Çocuk ihmal ve istismarı konusuna en önemli olgunun farkındalık olduğuna işaret eden Ertekin, “Çözüm önerilerinin başında eğitim geliyor. İstismar konusu eskiden fiziksel, duygusal ve cinsel istismardı. Artık buna ekonomik ve dijital istismar da eklendi.” diye konuştu.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) her 4 kişiden 1’inin çocukluk çağında istismara uğradığını söylediğini ifade eden Ertekin, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), dünya genelinde kadınlarda her 5, erkeklerde ise her 13 yetişkinden birinin çocukken cinsel istismara uğradığını söylediğini, 15 yaş altında da her yıl 40 binden fazla çocuğun ihmal ve istismar nedeniyle öldüğünü anlattı.</p>

<p></p>

<p><strong>LARVA FİLM GÖSTERİMİ YAPILDI</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdullah Karatay “Çocuk ihmal ve istismarı & Türkiye’deki durumu” , Üsküdar Üniversitesi SBF Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı&nbsp;Prof. Dr. Nurper Ülküer ise “Çocuk ihmal ve istismarının önlenmesinde ebeveyn destek programlarının rolü” başlıklı sunum gerçekleştirdi.</p>

<p>ÜÜ İF Yeni Medya ve İletişim Bölümü Başkanı Doç. Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural’ın&nbsp;“Kısa metraj filmlerin kitlesel etkisi” başlıklı konuşmasının ardından Larva Film Gösterimi ve&nbsp;Üsküdar Üniversitesi SBF Çocuk Gelişimi Bölümü / Larva Film Senaryo Danışmanı Arş. Gör. Begüm Gamiş Çiftci &nbsp;ile &nbsp;Larva Film Yönetmeni&nbsp;Volkan Güney Eker&nbsp;tarafından söyleşi gerçekleştirildi.</p>

<p>Sempozyumda aile fotoğrafı da çektirildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Apr 2024 22:27:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/04/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuk-istismari-herkesin-bildigi-bir-sir-gibi-1713382068.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bitki yetiştirmek  bu hastalıklara iyi geliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bitki-yetistirmek-bu-hastaliklara-iyi-geliyor-3476</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bitki-yetistirmek-bu-hastaliklara-iyi-geliyor-3476</guid>
                <description><![CDATA[Doğanın uyandığı, ev ve ofislerdeki bitkilerin yeni mevsime hazırlandığı ilkbaharda, bitkilerin kendimizi daha iyi hissetmemizi sağladığı bir gerçek. Ancak bitki yetiştirmek ve bahçecilikle uğraşmanın sağlığa etkileri bununla sınırlı değil, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına da iyi geliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğanın uyandığı, ev ve ofislerdeki bitkilerin yeni mevsime hazırlandığı ilkbaharda, bitkilerin kendimizi daha iyi hissetmemizi sağladığı bir gerçek. Ancak bitki yetiştirmek ve bahçecilikle uğraşmanın sağlığa etkileri bununla sınırlı değil, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına da iyi geliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Bitkilerle ilgilenmek, doğayla daha fazla etkileşimde bulunmayı sağlayarak stresi azaltmaya yardımcı oluyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Aydın, bitki yetiştirmenin beyinde mutluluk hormonları olarak bilinen dopamin ve serotonin üretimini artırdığı yönünde birçok araştırma bulunduğunu söyledi: “Dopamin; beynin ödül sisteminde rol oynayan, hafıza, hareket, motivasyon, ruh hali, dikkat gibi hareketi kontrol etmekle sorumlu beyin nöronları tarafından salınan bir nörokimyasaldır. Serotonin ağırlıklı olarak mutluluk, hafıza, öğrenmede etkili olmakla beraber uyku kalitesi, cinsel davranışlar ve vücut ısısının dengelenmesinde de rol oynayan bir beyin nörokimyasalıdır. Bitki yetiştirmek; kişide sorumluluk hissi uyandırabilir, rutin oluşturabilir ve başarı hissi vererek özsaygıyı artırabilir. Aynı zamanda bitkilerin doğasından gelen yeşillik ve canlılık da kişinin ruh halini olumlu yönde etkileyebilir. Ayrıca başkalarıyla bağlantı kurmayı teşvik ederek sosyalleşmeyi geliştirebilir.”</p>

<p></p>

<p><strong>BEYİNDE YENİ NÖRON OLUŞUMUNU TETİKLER</strong></p>

<p>Bitki yetiştirmenin beyin sağlığının korunmasına katkı sağladığına dikkat çeken Prof. Dr. Zeynep Aydın, şöyle devam etti: “Araştırmalar, bahçecilik gibi fiziksel aktivitelerin beyin hücreleri arasındaki bağlantıları güçlendirdiğini, yeni nöronların oluşumunu tetiklediğini ve beyin fonksiyonlarını iyileştirdiğini göstermiştir.&nbsp;20 dakikalık bahçe işleri gibi düşük-orta yoğunluktaki fiziksel aktiviteler, beyin hücrelerinin çoğalmasını ve büyümesini aktive eder. Beyin faaliyetlerinin iyileşmesini destekleyen bir madde olan beyin siniri büyüme faktörleri BDNF’in düzeylerini artırır. Bitki yetiştirme ve bahçecilik; stresi azaltıp rahatlamayı artırmanın yanı sıra kişinin planlama, organizasyon, görsel ve mekansal becerilerini de geliştirir. Bitki yetiştirmek; bu olumlu etkileri sebebiyle beyin sağlığını korumada etkili olduğu gibi, Alzheimer ve Parkinson gibi beyin hücrelerinin yıkımı ile seyreden rahatsızlıklara da iyi gelmektedir.”</p>

<p></p>

<p><strong>ORTAMDAKİ BİTKİLER HAVAYI TEMİZLER, NEMİ DENGELER</strong></p>

<p>Bitkilerle dolu bir ortamda bulunmanın baş ağrısına sebep olan stres ve kaygı durumunu azaltarak ağrılara da iyi geldiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Bitkilerin bulunduğu ortamın genel sağlık ve zindelik üzerinde olumlu etkileri vardır, bu da beyin dahil tüm vücutta bir iyilik hali oluşturur. Bitkiler, çoğu zaman havayı temizler, oksijen üretir ve havadaki nem düzeyini dengeler. Bu faktörler, genel olarak iç mekân kalitesini artırabilir ve sağlıklı bir ortam yaratılmasına yardımcı olur. Böylece baş ağrılarını azaltmak gibi dolaylı etkiler de ortaya çıkabilir. Bitkilerle uğraşmak veya&nbsp;<strong>ev bitkilerine sahip olmak herhangi bir tıbbi durum için direkt önerilen bir tedavi değildir. Kişilerin beyin sağlıklarını korumalarına olumlu etkileri vardır ve mevcut tedavilerine ek olarak destekleyicidir” dedi.</strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p><strong>YATAK ODASINA BİTKİ KONULABİLİR Mİ?&nbsp;</strong></p>

<p>Yatak odasında canlı bitki bulunmasının zararlı olduğu yönündeki genel kanının aksine, son araştırmalar odadaki bitkilerin uyku kalitesini artırabileceğine dair bazı olumlu bulgular sunuyor. Bu durumu değerlendiren Prof. Dr. Zeynep Aydın, “Bitkilerin gece oda sıcaklığını düşürebileceği, havayı temizleyebileceği ve nem düzeyini artırabileceği belirtiliyor. Bu faktörlerin bir araya gelmesi, uyku kalitesini olumlu etkileyebilir. Yine de bazı kişiler için bitkilerin yatak odasına konulması alerjik reaksiyonlara veya diğer sağlık sorunlarına yol açabileceğinden, bu durum herkes için uygun olmayabilir” ifadelerini kullandı. &nbsp;</p>

<p></p>

<p><strong>KÖTÜ HAVA KALİTESİ, ÇOCUKLARIN GELİŞİMİNİ OLUMSUZ ETKİLER</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, kötü hava kalitesinin dünya çapında 6.7 milyon erken ölümden sorumlu olduğuna dikkat çeken&nbsp;Prof. Dr. Zeynep Aydın, şu bilgileri verdi: “Kötü hava kalitesinin vücutta kanser oluşumunda etkili olduğu gibi, beyin hücrelerinin yıkımı ile seyreden Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara yol açabileceği de yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Ayrıca bebek ve çocukların beyin gelişiminde de kötü hava kalitesinin olumsuz etkileri vardır. Çoğu kişi zamanının %90'ını evde, okulda veya iş yerinde kapalı mekanlarda geçiriyor.&nbsp;Bitkilerin, organik kimyasalların iç mekan havasından uzaklaştırılmasında önemli bir rol oynayabileceği çalışmalarla gösterilmiştir.”&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p><strong>BİTKİNİN BÜYÜMESİNİ İZLEMEK RUHSAL VE ZİHİNSEL İYİLİĞİ ARTIRABİLİR</strong></p>

<p>Medicana Çamlıca Hastanesi Uzm. Klinik Psk. İlayda Kutevu ise yaşam alanlarında&nbsp;bitki yetiştirmenin hafızayı, bilişselliği, odaklanmayı ve özgüveni geliştirmeye yardımcı olduğu konusunda ilgi çekici araştırmalar bulunduğunu söyledi: “Bitkilerle uğraşmak, insanların doğayla daha yakın bir ilişki kurmasını sağlar ve zihinsel sağlık üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Bakımını üstlendiğiniz bitkilerin ihtiyaçlarını anlamak, düzenli bir rutin oluşturmak ve sonuçlarını görmek için sabırla beklemek, odaklanma becerilerini artırabilir. Bitkilerin büyümesini izlemek, insanın kendini daha büyük bir bütünün bir parçası gibi hissetmesini sağlayabilir, bu da ruhsal ve zihinsel iyilik halini artırabilir. Ancak bu deneyimlerin kişiden kişiye değişebileceğini ve herkesin bu deneyime farklı bir şekilde yanıt verebileceğini unutmamak önemlidir.”</p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p><strong>OFİSTEKİ BİTKİLER DİKKAT VE KONSANTRASYONU DESTEKLER</strong></p>

<p>Bitkilerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için ‘biyofili’ kavramının kullanabileceğini söyleyen&nbsp;Uzm. Klinik Psk. İlayda Kutevu, bitkilerin insan psikolojisine etkileriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Biyofili terimi, insanların doğal dünyaya karşı içsel bir çekim hissetmesini ifade eder. Bitkiler doğal dünyanın önemli bir parçasıdır ve insanlar genellikle bitkilerle çevrili ortamlarda bulunmaktan keyif alırlar. Bitkilerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerine baktığımızda; ilk olarak stres azaltıcı etkisinden bahsedebiliriz. Bitkilerle dolu bir ortamda insanların stres seviyeleri azalır. Bu alanlarda zaman geçirmek rahatlamaya ve duygusal iyilik hallerinin artmasına da yardımcı olur. Bitkilerin çeşitli renkleri, dokuları ve kokuları insanların ruh halini olumlu yönde etkileyebilir. Yaşam alanlarındaki bitkilerin dikkat ve konsantrasyonu arttırdığını da söyleyebiliriz. Bu noktalara dayanarak, bitkilerin insan psikolojisi üzerindeki etkileri ‘biyofili’ kavramıyla açıklanabilir.”&nbsp;</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Apr 2024 12:36:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/04/bitki-yetistirmek-bu-hastaliklara-iyi-geliyor-1713173818.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu hastalık +45 yaşı ilgilendiriyor... Herkes yaptırmalı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bu-hastalik-45-yasi-ilgilendiriyor-herkes-yaptirmali-3450</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bu-hastalik-45-yasi-ilgilendiriyor-herkes-yaptirmali-3450</guid>
                <description><![CDATA[Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, 1-31 Mart Dünya Kolon Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla kolon kanseri ve erken teşhisin önemine dair açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, 1-31 Mart Dünya Kolon Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla kolon kanseri ve erken teşhisin önemine dair açıklamalarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Kolon kanserinin tedavisi mümkün olan ve önlenebilir bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinin günümüzde en sık karşılaşılan üçüncü kanser çeşidi olduğunu kaydetti.</p>

<p>Düzenli kontrolün önemine vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “45 yaş üzerindeki herkes, önceden kolonoskopi yapılmadıysa mutlaka yaptırması gerekir. Özellikle ailesinde birinci derece akrabalarında kolon kanseri olan kişilerse, akrabalarının kolon kanserine yakalandığı yaşın 10 yıl gerisinden başlayarak düzenli kolonoskopi yaptırmalı” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Aytaç Atamer, kanama ya da kansızlık gibi belirtilere sahip olan kolon kanserinin, belirti vermeyebildiğini de ifade ederek, “Sol tarafı tutan kolon kanserleri karşımıza kanamayla gelmekte, sağ tarafı tutanlar ise daha çok kansızlık ile gelmektedir. Bu nedenle takip ve düzenli kolonoskopi, hastalığı yakalamak ve tedavi etmek için son derece önemli.” dedi.</p>

<p>Beslenme alışkanlıkları, özellikle sigara ve alkol tüketimi ile kırmızı et ve şarküteri ürünlerinin fazla tüketimi, yağlı gıdaların tüketilmesi, aşırı kilo ve hareketsizliğin kolon kanserinin oluşmasında rol oynadığını da kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserlerinin polip aşamasıyla başladığını, zamanla bu poliplerin kanserleştiğini, bu nedenle düzenli kolonoskopi yapılan hastalarda poliplere bakılarak, polip varsa çıkartmanın mümkün olduğunu anlattı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Mar 2024 12:00:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/bu-hastalik-45-yasi-ilgilendiriyor-herkes-yaptirmali-1711530002.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından uyarı: Ramazan’da içecek ve tatlı tüketimine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/uzmanindan-uyari-ramazanda-icecek-ve-tatli-tuketimine-dikkat-3434</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/uzmanindan-uyari-ramazanda-icecek-ve-tatli-tuketimine-dikkat-3434</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Miray Abaza, oruç tutan vatandaşları içecek ve tatlı tüketimi ile ilgili dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyardı. Peki Ramazan ayında çay, kahve ve tatlı tüketimi nasıl olmalıdı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Miray Abaza, oruç tutan vatandaşları içecek ve tatlı tüketimi ile ilgili dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyardı. Peki Ramazan ayında çay, kahve ve tatlı tüketimi nasıl olmalıdı?</p><p></p>

<p><strong>Sergen DURAK/Ahmet GÜNAY/HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong>Kan şekerinin büyük değişkenlikler gösterdiği Ramazan aylarında en çok dikkat edilmesi gerekenlerden biri de içecek ve tatlı tüketimi. Peki doğru tüketim nasıl olmalı? İçecek ve tatlı tüketiminde hangi yol izlenmeli?</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="720" src="https://www.youtube.com/embed/CK2yyqoBOYI" title="Uzmanından uyarı: Ramazan’da içecek ve tatlı tüketimine dikkat!" width="730"></iframe></p>

<p><strong>Diyetisyen Miray Abaza</strong>&nbsp;ramazan ayında çay, kahve ve tatlı tüketiminin nasıl olması gerektiğini Herkes Duysun muhabirine açıkladı.</p>

<p>Peki diyetisyenler bize ne öneriyor?&nbsp; Tokluk süremizi nasıl artırabiliriz?</p>

<p><img alt="İftarda Çorba İçmenin Önemi! Çorba sonrası 10 dakikaya dikkat - Gaziantep  Son Dakika Haberleri - Gaziantep Doğuş Gazetesi - Gazete27 Gazetesi" aria-hidden="false" jsaction="VQAsE" jsname="kn3ccd" src="https://gaziantepdoguscom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepdogus-com/uploads/2024/03/sideviewwomaneatingc-1103202420a89f23.webp" style="height: 422px; width: 750px;" /></p>

<p></p>

<p><strong>MİRAY ABAZA: ÇORBA TÜKETİMİNDEN SONRA 10 DAKİKA ARA VERMELİYİZ</strong></p>

<p>Konu ile ilgili Herkes Duysun muhabirine değerlendirmelerde bulunan Diyetisyen Miray Abaza,&nbsp;<strong>çorba&nbsp;</strong>tüketiminden sonra yemeğe 10 dakika ara verilmesi gerektiğini belirterek, “Çorbamızı içtikten sonra kendimize bir 10 dakika zaman verelim. Bu süreçte namaz kılıyorsak namazımızı kılalım veya ailemiz ile vakit geçirelim. Sonrasında yemeğe devam edelim böylelikle bazı&nbsp;<strong>sindirim&nbsp;</strong>problemlerinin önüne geçmiş oluruz.” dedi.</p>

<p><img alt="Ramazan'a adım adım: Tatlı yemenin faydası şaşırtacak!" aria-hidden="false" jsaction="VQAsE" jsname="kn3ccd" src="https://icdn.ensonhaber.com/crop/1200x675/resimler/diger/kok/2024/03/06/65e82527e789a600.jpg" style="height: 422px; width: 750px;" /></p>

<p><strong>RAMAZAN’DA TATLI TÜKETİMİ NASIL OLMALI?</strong></p>

<p>Tatlı tüketiminin ise iftardan 1-2 saat kadar sonra olması gerektiğini kaydeden Diyetisyen Abaza, “Günlük çay ve kahve tüketimine gelecek olursak, bu miktar günlük tüketim bazında 300 ML’yi geçmemelidir. Ayrıca iftardan 1-2 saat sonra da tatlı tüketebiliriz. Bunlara yönelik baktığımız zaman şerbetli tatlılara nazaran daha çok sütlü tatlıları tercih edebiliriz. Meyve tüketimi de Ramazan ayında sürekli atlanan bir konu haline geldi. İftar öğünü ile beraber veya sahur öğünü ile beraber tüketebiliriz.&nbsp; Aynı zamanda meyveyi iftardan sonraki ara öğünde de tüketebiliriz. Tokluk süremizi arttırmak için de meyvenin yanına&nbsp;<strong>protein&nbsp;</strong>kaynağı olarak süt, kefir veya yoğurt ekleyebiliriz. Bunun haricinde meyve yemek istemiyorsak evde yapabileceğimiz şekersiz meyve suları veya kompostaları tercih edebiliriz.’’ ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Mar 2024 14:05:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/uzmanindan-uyari-ramazanda-icecek-ve-tatli-tuketimine-dikkat-1711019156.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İleri yaş ve sigara akciğer nodülü sebebi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ileri-yas-ve-sigara-akciger-nodulu-sebebi-3421</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ileri-yas-ve-sigara-akciger-nodulu-sebebi-3421</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanseri risk faktörlerine bakıldığında, ilk sırayı sigara kullanımı alıyor. Tüm akciğer kanseri hastalarına bakıldığında, yüzde 90’ında sigara kullanımı olduğu görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri risk faktörlerine bakıldığında, ilk sırayı sigara kullanımı alıyor. Tüm akciğer kanseri hastalarına bakıldığında, yüzde 90’ında sigara kullanımı olduğu görülüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Akciğerlerde görülen nodüllerin yüzde 95’e yakını iyi huylu kitlelerdir. İleri yaş, aşırı sigara kullanımı, asbest, radon veya uranyum gibi diğer inhaler kanserojenlere maruz kalmanın yanı sıra amfizem veya fibrozis varlığı ve ailede akciğer kanseri öyküsünün kanser riskini artırdığını paylaşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, uzun süre sigara içenlerde hiç sigara içmemiş bireylere göre, akciğer kanseri görülme riski 10-30 kat daha fazla olduğuna dikkati çekti. ağır sigara içicilerinde kümülatif akciğer kanseri riski yüzde 30’lara kadar çıktığını,&nbsp;hiç sigara içmeyenlerde bu oran yüzde 1’in altında olduğunu söyledi.</p>

<p>Akciğerinde nodül saptanan hastanın göğüs hastalıkları hekimine başvurması gerektiğini söyleyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Nodül boyutu, sayısı, yapısı ve büyüme hızı, nodülün malignite olasılığını değerlendirmek ve uluslararası kılavuzlara göre nodül yönetimini belirlemek için en yaygın kullanılan belirleyicilerdir. Varsa daha önce çekilmiş toraks BT görüntülerini de beraberinde getirmesi, eski görüntülerle birlikte değerlendirilmesi, karşılaştırılması için olanak sağlayabilir. Nodülün takip edilip edilmeyeceği kararı, göğüs hastalıkları hekimi tarafından, nodülün ve hastanın özelliklerine göre verilmeli” dedi.</p>

<p>Bir akciğer nodülü varlığında doktorların asıl amacının ileri tetkik yapılmasını gerektirecek kadar şüpheli bir nodülü, mümkün olduğu kadar erken tespit ederek gereksiz teşhis veya tedavi prosedürlerinden kaçınmak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Malign (kötü huylu) nodül vakalarında akciğer kanserinin erken tanısı, güvenli ve kesin çözüm sağlayabilir” diye konuştu.</p>

<p>Cerrahi olarak nodülün çıkarılmasının tanıda altın standart yöntem olduğunun altını çizen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Bazı kanserlerde tedavi edici de olabiliyor. Yüksek olasılıklı saptanan hastalarda ve orta olasılıklı olup cerrahi dışı yöntemle tanı konulamayan hastalarda, video aracılı torasik cerrahi (VATS) ile nodülün çıkarılması tercih ediliyor. Akciğer dış tarafından görülebilecek lezyonlar, direkt VATS ile alınabilirler. Ancak, gözle görülemeyecek nodüllerde ise, açık toraks cerrahisi ile parmakla palpe edilerek çıkarılabileceği gibi; VATS ile yapılacak cerrahide işlem öncesi tel yerleştirme veya metilen mavisi ile boyama gibi yardımcı yöntemler de kullanılabiliyor” açıklamasında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 13:05:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/ileri-yas-ve-sigara-akciger-nodulu-sebebi-1710497142.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>55+ yaş dikkat! Göz siniri felci tehlikesi...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-3419</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-3419</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği, gözdeki optik sinirlerin bir bölümüne giden kan dolaşımının aksaması veya tıkanması sebebiyle ani ve ağrısız görme kaybı yaşanabileceğini belirterek, 55 yaş üzerindeki yüksek tansiyon ve şeker hastalarının dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, gözdeki optik sinirlerin bir bölümüne giden kan dolaşımının aksaması veya tıkanması sebebiyle ani ve ağrısız görme kaybı yaşanabileceğini belirterek, 55 yaş üzerindeki yüksek tansiyon ve şeker hastalarının dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Oftalmoloji Derneği Nörooftalmoloji Birim Başkanı Prof. Dr. Banu Solmaz, en sık görülen göz hastalıkları arasında iskemik optik nöropati adı verilen halk arasında ise göz siniri damar tıkanıklığı ya da felci olarak bilinen hastalığın yer aldığını aktardı. Bu hastalığın altında yatan önemli risk faktörleri bulunduğuna dikkat çeken Solmaz, “Yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon, kan yağlarının yüksek olması, gün içinde az su içilmesi, az hareket edilmesi, bazı genetik yatkınlıkların bulunması bu hastalığa sebep olmakta. Genelde 50-55 yaş grubunda görülse de daha erken yaşlarda da bu hastalığın görülmesi mümkün olmaktadır.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>KORUYUCU HEKİMLİĞİN ÖNEMİ</strong></p>

<p>Prof. Dr. Banu Solmaz, gözde sinir felcinin göz sinirinin kanlanmasını sağlayan çok özel bir damar yumağının küçük pıhtılarla tıkanmasıyla ortaya çıktığını ve günümüzde tam olarak tedavisinin bulunmadığını sözlerine ekledi. Hastalarda görme keskinliği, renkli görme yetisi azalmakta ve görme alanında kayıplar meydana geldiğine dikkat çeken Solmaz,&nbsp;“Tedavide kortizon içeren ilaçların bazı hastalarda faydalı olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte tüm hastalarımızı iyileştirme şansımız olmamasından dolayı koruyucu hekimliğin ön planda ve çok önemli olduğunu söylememiz gerekiyor. Metabolik değerlerimizin iyi olması bu hastalığa yakalanmamak adına çok önemli kan şekeri, tansiyon ve kan yağlarının yüksek olması ile günlük hareketin az olması en önemli risk faktörleri. Bu hastalığın bir gözde ortaya çıkması, diğer gözde de bu hastalığın görülme ihtimalini üçte bir oranında arttıran bir risk unsuru oluşturuyor. Bir gözünde bu hastalığa yakalanan hastaların belirtilen risk faktörlerine dikkat ederek dengeli beslenmeli, insülin direncini artıran gıdalardan uzak durmalı, bol sıvı tüketmeli, gün içinde hareket etmeli, yürüyüş yapmalı, bu şekilde diğer gözün de aynı hastalığa yakalanması ihtimalini en aza indirmiş oluyoruz” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 13:05:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-1710497121.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan ayında nasıl beslenmeli?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ramazan-ayinda-nasil-beslenmeli-3405</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ramazan-ayinda-nasil-beslenmeli-3405</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Miray Yağmur, Ramazan ayında sağlıklı beslenme üzerine Herkes Duysun’a önemli önerilerde bulundu. İftar ve sahurda nasıl beslenİLmeli, nelere dikkat edilmeli?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Miray Yağmur, Ramazan ayında sağlıklı beslenme üzerine Herkes Duysun’a önemli önerilerde bulundu. İftar ve sahurda nasıl beslenİLmeli, nelere dikkat edilmeli?</p><p></p>

<p><strong>Zübeyde ÖZLÜ/ Melih KAYACI/HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><b>BURSA (İGFA) -&nbsp;</b>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte evlerde menüler değişti. Oruç tutanlar, sahurda hangi<strong>&nbsp;besin</strong>lerin kendilerini daha çok tok tutacağını ve iftarda hangi besinleri tüketmenin daha sağlıklı olacağını merak ediyor.Konu ile ilgili Herkes Duysun’a özel açıklamalarda bulunan&nbsp;<strong>Diyetisyen Miray Yağmur</strong>, Ramazan ayında dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili tavsiyelerde bulundu.</p>

<p></p>

<p><img height="819" src="https://www.herkesduysun.com/static/ek/ekran-goruntusu-2024-03-11-101806-1710141501-160.png" width="750" /></p>

<p><strong>“SAHUR ÖĞÜNÜNÜ ATLAMAMAK GEREKİR”</strong></p>

<p>Ramazan ayında<strong>&nbsp;beslenme düzeni</strong>ne azami ölçüde dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Diyetisyen Miray Yağmur, sahur öğünün atlanmaması gerektiğini de belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>“Ramazan ayında sağlıklı beslenmek gerçekten önemli bir konu.<strong>&nbsp;Sahur öğünü</strong>nü atlamamak ve iftar öğününde aşırı yeme alışkanlığından kaçınmak önemli adımlardan biridir. İftar öğününde dengeli ve ölçülü bir şekilde beslenmek, gün boyunca ihtiyaç duyulan enerjiyi sağlamanın yanı sıra sağlığı da korur. Ayrıca yavaş yemek yemek, doygunluk hissini daha iyi kontrol etmeye yardımcı olur ve aşırı yeme riskini azaltır.”</p>

<p><img alt="Günlük su tüketimi ne kadar olmalı? - Son Dakika Haberleri" aria-hidden="false" jsaction="VQAsE" jsname="kn3ccd" src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/534000/535837.jpg" /></p>

<p><strong>SU TÜKETİMİ ÇOK ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Özellikle Ramazan ayında, besinleri dengeli bir şekilde tüketmenin ve sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmek için bilinçli bir yaklaşımın gerekli olduğunu vurgulayan Yağmur, “Ayrıca, sağlıklı bir<strong>&nbsp;iftar menüsü</strong>&nbsp;hazırlamak ve yeterli su tüketimine özen göstermek de önemlidir. Bu şekilde, Ramazan ayını sağlıklı ve enerjik bir şekilde geçirmek mümkün olabilir.” dedi.</p>

<p>Yağmur, iftar ile sahur arasında ise ara öğün tüketiminin yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu hatırlattı.&nbsp;</p>

<p>Diyetisyen Miray Yağmur ayrıca, iftarın yaklaşık 1,5 saat sonrasında meyve ve yoğurt gibi hafif ara öğünlerin alınması gerektiğini kayderek bunun,&nbsp;<strong>besin&nbsp;</strong>öğelerinin tamamlanması ve kan şekerinin düzenlenmesi için önemli olduğunu belirtti.</p>

<p><img alt="Sahur Nedir? Sahur Vakti Ne Zaman Başlar, Biter? - Nefis Yemek Tarifleri" aria-hidden="false" jsaction="VQAsE" jsname="kn3ccd" src="https://i.nefisyemektarifleri.com/2023/04/04/sahur-nedir-ne-zaman-baslar-biter-1.jpg" /></p>

<p></p>

<p><strong>SAHURDA NELER TÜKETİLMELİ?</strong></p>

<p>Sahurun, oruç tutanların gün boyunca ihtiyaç duyacakları enerji ve besin öğelerini alabilmeleri için son derece önemli olduğuna değinen Diyetisyen Miray Yağmur, “Sahurda yeterli miktarda&nbsp;<strong>su&nbsp;</strong>tüketilmeli, aşırı yağlı ve tuzlu besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır.” dedi.</p>

<p>Sahurda yeterli ve dengeli beslenmeyi destekleyerek uzun süre tok tutacak besinlere yer verilmesi gerektiğinin de altını çizen Yağmur, “Öğün seçiminizde süt, yoğurt, az tuzlu peynir, haşlanmış yumurta veya omlet, tam tahıllı ekmek, ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar, mevsim yeşillikleri ile hazırlanmış protein, sağlıklı yağlar ve lif açısından zengin hafif bir kahvaltı tercih edebilirsiniz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Sahurda kahvaltı dışında az yağlı ve az tuzlu yemeklerin de tercih edilebileceğini kaydeden Yağmur; çorba, az yağlı zeytinyağlı sebze yemeği, yoğurt ve tam tahıllı ekmek gibi besinlerin de tüketilebileceğini kaydetti.</p>

<p>Yağmur ayrıca, meyve tüketmek isteyenlerin 1 porsiyon taze veya kuru meyve tüketebileceğini de belirtirken, sahura kalkmamanın veya gece yiyerek yatmanın mide içindeki besinlerin ve asitin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan reflüye neden olabileceğini de ifade etti.</p>

<p><img height="436" src="https://www.igfhaber.com/static/10/1075953-620x360-1710144898-393.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“TUZ VE KAFEİNDEN UZAK DURUN”</strong></p>

<p>İftardan sahura kadar olan zaman diliminde sıvı alımını arttırmaya özen gösterilmesi gerektiği vurgulayan Diyetisyen Miray Yağmur, “Sahurda bol miktarda su içerek, gün boyunca vücudunuzu susuzluğa karşı hazırlamaya yardımcı olabilirsiniz. Tuz ve kafein alımına dikkat etmelisiniz.&nbsp;<strong>Tuz&nbsp;</strong>içeren yiyecekler ve kafein içeren içecekler vücuttaki su kaybını artırabileceğinden bunları azaltarak su kaybını minimize edebilirsiniz. İftarda ve sahurda su içeriği yüksek olan -mevsimine dikkat edilerek- salatalık, kavun, domates, çilek, yoğurt, karpuz, biber, kabak, marul, limon gibi yiyecekler tüketebilirsiniz. Baharatlı, hamur işi, kızartılmış yiyecekleri en aza indirmek gerekir.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/98/98282-1710144868-881.jpeg" style="width: 750px; height: 422px;" /></p>

<p><strong>ORUÇ HANGİ BESİNLE AÇILMALI?</strong></p>

<p>İftarda başlangıcı hafif besinlerle yapmanın önemine de değinen Diyetisyen Miray Yağmur,&nbsp; “Öncelikle su, peynir, zeytin, hurma veya kuru kayısı ile hafif başlayarak ardından başlangıç için çok sıcak olmayan ılık çorba ile devam edilebilir.&nbsp;<strong>Bağırsak problemi</strong>&nbsp;olan kişiler ise çorbalarına doğal lif ilavesi yapabilecekleri gibi kepekli ekmek de tercih edebilirler.” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<p><img alt="İftara ne tatlısı yapsam?' diyenler için tadıyla damak çatlatan,  görüntüsüyle iştah açan yapımı kolay tatlı tarifleri!" aria-hidden="false" jsaction="VQAsE" jsname="kn3ccd" src="https://im.haberturk.com/2023/04/09/3581214_32fa7f53ab6c7b9ca0606fcae91b69b3_640x640.jpg" /></p>

<p><strong>“İFTARDA AŞIRI ŞERBETLİ TATLILARDAN UZUN DURUN!”</strong></p>

<p>İftarda aşırı şerbetli tatlılardan uzak durulması gerektiğinin de altını çizen Yağmur,&nbsp; “Orucun hurma, kuru kayısı gibi karbonhidrat, posa, potasyum ve magnezyum açısından zengin besinlerle açılması iyi bir seçenektir. Yoğun öğün tüketimi öncesi bir kâse çorba ile başlangıç yapılabilir ve 15-20 dakikalık bir mola sonrası yemeye devam edilebilir. İftar sofralarında sebze veya bakliyat yemeği gibi ana yemek çeşitleri yer almalıdır. Izgara/fırında et, tavuk, balık, yoğurt, cacık veya ayran, zeytinyağlı sebze yemekleri, salata ve tam tahıllı ekmeklerden oluşan bir öğün tercih edilebilir. Ayrıca aşırı şerbetli tatlılar yerine hafif tatlılar tüketilmelidir.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Mar 2024 12:08:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/ramazan-ayinda-nasil-beslenmeli-1710148120.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da tatlı ve pide tüketimi uyarısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ramazanda-tatli-ve-pide-tuketimi-uyarisi-3387</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ramazanda-tatli-ve-pide-tuketimi-uyarisi-3387</guid>
                <description><![CDATA[Onbir ayın sultanı Ramazan ayına sayılı günler kaldı. Ramazanı sağlıklı ve rahat geçirmek için sahura kalkmaktan pide ve tatlı tüketimine dek bazı noktalara dikkat etmek büyük önem taşıyor. Sağlık uzmanları, tatlı ve pide tüketimi konusunda uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Onbir ayın sultanı Ramazan ayına sayılı günler kaldı. Ramazanı sağlıklı ve rahat geçirmek için sahura kalkmaktan pide ve tatlı tüketimine dek bazı noktalara dikkat etmek büyük önem taşıyor. Sağlık uzmanları, tatlı ve pide tüketimi konusunda uyardı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong> Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Ramazanda en sık yapılan hatalardan biri sahura kalkmamak olduğuna dikkati çekerek, sahura kalkılmadığında günlük alınması gereken besin ögeleri sadece iftarda alındığından bu durum besinsel yetersizliklerin yanı sıra gün içerisinde açlık ve susuzluğun daha yoğun yaşanarak günlük yaşamda baş ağrısından halsizliğe, sinirlilikten konsantrasyon sorununa dek bir çok soruna yol açabildiğini söyledi.</p>

<p>Ramazanda tek bir öğüne yüklenmemek, öğünlerde tok tutacak, sağlıklı, posa, vitamin, mineral gibi besin ögelerini karşılamaya yardımcı olacak seçimler yapmak gerektiğini vurgulayan Ozman, tatlı ve pide tüketimi konusunda da uyardı.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman Ramazanı sağlıklı geçirmenin ipuçlarını verirken, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709820859-937528722-1709880914-601.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>PİDEYİ KONTROLLÜ TÜKETİN</strong></p>

<p>Ramazanda en sık tüketilen hatta tüketiminde aşırıya kaçılan besinlerin başında pide geliyor. Beyaz un içeriği ve özellikle de sıcak tüketildiğinde kan şekerini hızlı yükselten, kilo almaya yol açan pideyi diyabet hastalarının çok daha dikkatli tüketmesi gerekiyor. Diyabet sorunu olmayan kişiler de yemeğe hafif bir çorba ve salata ile başlayarak pideyi çok daha kontrollü tüketip Ramazan sonunda kilo alma sorununu önleyebilirler.</p>

<p><strong>İFTARLA SAHUR ARASINDA MUTLAKA İKİ LİTRE SU İÇİN</strong></p>

<p>Vücuttaki tüm sistemler suya bağımlıdır ve eksikliğinde böbrekle ilgili sorunlar, baş ağrısı, halsizlik, kabızlık gibi sorunlar yaşanabilir. Ramazanda oruç tutulduğunda uzun bir süre susuz kalınacağı için iftar ve sahur arasında&nbsp; mutlaka iki litre su için. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Su içmek için susamayı beklemeyin. Çünkü su tüketmek için susamayı beklediğinizde vücudunuzu susuzluktan alarm vermiş bir noktaya getirmiş olursunuz. Çay ve kahve gibi içecekler de susuzluk hissini engellerken, suyun yerini tutmadığı gibi vücuttan su atılmasına yol açar” diyor.</p>

<p><img height="423" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709820872-shutterstock-1390237604-1-1709880940-483.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SOFRANIZDAN MEVSİM SEBZELERİNİ EKSİK ETMEYİN</strong></p>

<p>Sebzeli çorbalar, salatalar, sebze yemekleri… Mevsim sebzeleri kullanarak yapacağınız ana veya yardımcı yemekler vitamin, mineral ve posa ihtiyacınızı karşılamanıza yardımcı olur. Sindirim sisteminizin sağlıklı çalışmasını sağlar, kabızlık sorununu önler. Kan şekerinizin dengede kalmasına yardımcı olarak tokluk sürenizi uzatır. Bu nedenle hem iftarda hem sahurda taze veya pişmiş mevsim sebzelerine mutlaka yer vermelisiniz.</p>

<p><strong>PROTEİN İÇEREN BESİNLERE MUTLAKA YER VERİN</strong></p>

<p>Uzun süren açlık sonrası iftar sofrasında proteinden zengin besinlere mutlaka yer vermek gerekir. Zengin bir protein kaynağına sahip olan balık, sağlıklı yağ asitleri ile kalp damar sağlığını da korumaya yardımcı olacağından fırında/ızgarada yapmak şartıyla balığa mutlaka yer verin. Balığın yanı sıra protein kaynağı olarak; bakliyat, kırmızı/beyaz etli sebze yemekleri, bir kase yoğurt ya da bir bardak sade kefir gibi besinler tüketin. Bu besinler protein, vitamin ve mineral ihtiyacınızı karşılarken, hazımsızlığa karşı korur. Kalp ve bağırsak sağlığı için kırmızı eti nadir tüketmek, pastırma gibi tuz oranı yüksek işlenmiş et ürünlerinden kaçınmak gerekir.</p>

<p><strong>SAHURA MUTLAKA KALKIN VE TOK TUTAN, HAFİF BESİNLER TÜKETİN</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Sahura kalkmamak kadar sahurda yanlış besinler seçmek de Ramazanı sağlıksız ve konforsuz geçirmeye sebep olabilir. Sahurda pilav, makarna gibi besinleri tercih etmeyin. Yumurta ve peynir gibi protein kaynakları; mevsime uygun ve su oranı yüksek sebzeler, bir miktar çavdar ekmeği ve yulaf ekmeği gibi sağlıklı karbonhidrat seçenekleri ile kombinlenerek tüketilmeli. Bu sayede hem uzun bir tokluk sağlanabilir hem de protein, lif, vitamin gibi çeşitli besin ögelerinden faydalanılmış olur” diyor.</p>

<p><strong>KIZARTMALARDAN VE AĞIR YEMEKLERDEN KAÇININ</strong></p>

<p>Ramazanda lezzetli ve cezbedici yemeklerle sofrayı donatmak, sevdiklerimizi bu yemeklerle ağırlamak isteriz. Ancak fazla yağ içeren kızartma yöntemiyle yaptığımız, krema ya da diğer yağlı soslar kullandığımız yemekler hem hazım sorunlarına yol açar hem de Ramazanda kilo almamıza neden olur. Bu nedenle yemekleri fırınlama, haşlama yöntemleri ile pişirmek, etli yemeklerde ilave yağ kullanmamak hem hazmı kolaylaştırır hem de kilo kontrolü sağlar.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709820857-40990150-1709880926-428.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>HAFİF TATLILAR TERCİH EDİN</strong></p>

<p>İftar sonrası tatlı tüketmek sıklıkla tercih edilen bir durumdur ancak her gün tatlı tüketmekten mutlaka kaçının. Gün boyu açlık sonrası iftarda hali hazırda yükselen kan şekerini daha da yükseltmemek için, tatlı tüketeceğinizde şerbetli değil meyveli/ sütlü tatlı gibi nispeten hafif olanları tercih edin. Unutmayın; tatlılar çoğunlukla besin değeri düşük, şeker ve kalori içerikleri yüksek olduğundan Ramazanda hergün tatlı tüketmek hızlı kilo artışına ve kan şekeri ile ilgili sorunlara yol açabilir.</p>

<p><strong>RAMAZANDA HAREKET EDİN</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Ramazanda hareketli olmak, özellikle iftardan bir süre sonra hafif bir açık hava yürüyüşü yapmak gibi aktiviteler hazmı kolaylaştırır, Ramazanda kilo kontrolüne yardımcı olur. Ancak ağır bir iftar yemeği sonrası yapılan kontrolsüz ağır egzersizler sakıncalı olabilir. Bu nedenle iftar yemeklerinde aşırıya kaçılmaması ve özellikle kronik hastalığı olanların yapabilecekleri egzersizlerin türü ve süresi konusunda hekime danışmaları önemlidir” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 11:11:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-tatli-ve-pide-tuketimi-uyarisi-1709885491.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu yöntem vücuttaki tüm tümör hücrelerini buluyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bu-yontem-vucuttaki-tum-tumor-hucrelerini-buluyor-3371</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bu-yontem-vucuttaki-tum-tumor-hucrelerini-buluyor-3371</guid>
                <description><![CDATA[Damar yoluyla hastaya verilen, tümör dokusunu hedef alan madde ile işaretlenmiş radyasyon, vücuttaki tüm tümör hücrelerini buluyor. Tıpkı bir radyoterapi gibi ancak tümöre içeriden, iç radyasyonla ulaşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Damar yoluyla hastaya verilen, tümör dokusunu hedef alan madde ile işaretlenmiş radyasyon, vücuttaki tüm tümör hücrelerini buluyor. Tıpkı bir radyoterapi gibi ancak tümöre içeriden, iç radyasyonla ulaşıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kanserle ilgili her geçen gün yeni tanı ve tedavi yöntemleri gündeme geliyor.</p>

<p>“Radyonüklid tedaviler” olarak adlandırılan akıllı tedavi yöntemi ile damar yoluyla vücuda verilen radyasyonun doğrudan kanserli tümörlere ulaşarak hedefe odaklı bir tedavi imkânı sunduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü Direktörü Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Radyonüklid tedaviler, prostat kanseri ve nöroendokrin tümörler gibi hastalıkların tedavisinde önemli bir fark yaratıyor. Hastalara, kemoterapi ve radyoterapiden farklı olarak ekstra bir tedavi yöntemi sunuyor. Bunlara ‘akıllı radyasyon tedavileri’ de diyebiliriz” açıklamasında bulundu.</p>

<p><img height="208" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709711781-asm-drkezbanberberoglu-gorseli-1709714215-782.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>RADYOTERAPİ VE KEMOTERAPİYE EK YÖNTEM</strong></p>

<p>Radyonüklid tedavilere, genellikle radyoterapi ve kemoterapi tedavilerinin pek etkili olmadığı zamanlarda başvurulduğunun altını çizen Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Aslında çoğu zaman tedaviler birbirini tamamlıyor. Pek çok branşın bir arada olduğu, birbirinden destek aldığı bir ortamda ise tedavinin ne zaman uygulanması gerektiği ekipçe değerlendirilerek belirleniyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Özellikle prostat kanseri ve nöroendokrin tümörlerde radyonüklid tedavilerin önemli bir fark yarattığını vurgulayan Nükleer Tıp Bölümü Direktörü Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Hastalara, kemoterapi ve radyoterapiden farklı olarak ekstra bir tedavi yöntemi sunuyor. Yöntem özellikle hormona dirençli metastatik prostat kanseri ve nöroendokrin tümör tanısı almış hastalarda kullanılıyor. Metastatik prostat kanseri olan ve tedaviye yanıtı olmayan hastaların tedaviye yanıt verdiği ve ağrılarının azaldığı söylenebilir. Bu esnada yan etki ortaya çıkmadığı için bu dönemde rahat bir zaman geçiriyorlar. Özellikle de yaşlı hastalar için bu çok önemli bir unsur” diye konuştu.</p>

<p><strong>TEDAVİLER 2 AYDA BİR UYGULANIYOR</strong></p>

<p>Kanserin tamamını yok etmek için verilmesi gereken radyasyon dozunun çok yüksek olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kezban Berberoğlu, “Bunun tek seferde uygulanması doğru değil çünkü radyasyon yüksek dozda verildiğinde sağlıklı hücreler de ölüyor. Dolayısıyla bu tedaviler 2 ayda bir, 4-6 kür olacak şekilde uygulanmalı. Tedavi sırasında yan etki olasılığının az olması ve tedaviye alınan iyi yanıtlar sayesinde hastalara oldukça konforlu bir tedavi olanağı sunulmuş oluyor” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Mar 2024 11:39:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/bu-yontem-vucuttaki-tum-tumor-hucrelerini-buluyor-1709714390.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeğinizi ve çocuğunuzu öperken bir kez daha düşünün.!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bebeginizi-ve-cocugunuzu-operken-bir-kez-daha-dusunun-3334</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bebeginizi-ve-cocugunuzu-operken-bir-kez-daha-dusunun-3334</guid>
                <description><![CDATA[Diş Hekimi Kamil Keçecioğlu, bebek ve çocukların diş bakımları ile ilgili önemli bilgiler paylaştı ve ebeveynlerin bu süreçte nasıl bit yol izlemeleriyle alakalı da önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İskenderun Gelişim Hastanesi'nde hastalarına hizmet vermeye devam eden Diş Hekimi Doktor Kamil Keçecioğlu, yaptığı açıklamayla şu bilgilere yer verdi;<br />
<br />
"Diş çürüğü, anne ve babadan çocuğa bulaşabilen bir hastalıktır. Ebeveynlerin yapmaları gereken davranışlar nelerdir?<!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_240221_140149_841.sdocx--></p>

<p>● Ebeveynler, bebeklerinin ilk süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte bu hassas dişleri ya bu iş için üretilen özel fırça ile ya da temiz bir tülbent yardımıyla düzenli olarak fırçalamalıdır.<br />
<br />
● Bebeklerin beslenmesi sırasında ballı emzik, şeker içerikli sıvı gıdaları içeren biberonun kullanımları biberon çürüğü olarak adlandırılan üst ön kesici dişlerde çürüklerin oluşmasına neden olur. Bu nedenle bu tür davranışlardan uzak durulmalıdır.<img alt="" src="https://www.hatayhaberajansi.com/public/images/detay/FB_IMG_1708513372221.jpg" style="height:300px; width:300px" /><!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_240221_140221_838.sdocx--></p>

<p>● Ebeveynler, henüz süt dişleri yeni oluşmaya başlayan ve şekerli gıdalara hassasiyeti düşük bebekleri şekerli gıdalardan uzak tutması gerekmektedir.<br />
<br />
● Ayrıca bebeğinizi ağzından öpmek, mamasını yedirirken kontrol amacı kaşığı ağzınıza sürmek gibi hatalara düşmeyin.<br />
<br />
● Anne ve babaların, bebeklerini bir sorun olsun ya da olmasın 6 ayda bir diş hekimine kontrole götürmeleri oldukça önemlidir." dedi.<br />
<br />
Detaylı Bilgi ve Randevu<br />
0326 213 05 93<br />
<!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_240221_140337_763.sdocx--></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Feb 2024 14:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/bebeginizi-ve-cocugunuzu-operken-bir-kez-daha-dusunun-1708513442.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kapağı şişen konservelere dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kapagi-sisen-konservelere-dikkat-3316</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kapagi-sisen-konservelere-dikkat-3316</guid>
                <description><![CDATA[Yapılan araştırmalar beslenme, tütün kullanımı ve egzersizin kanserle arasındaki ilişkiyi ortaya koyarken, sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlığı ile zararlı kimyasal maddelerin vücutta kanser yapıcı etkilerinin önlenebildiğini dikkati çekildi. Uzmanlar, kapağı bombe yapan konservelerden uzak durma ve tuz içeriği düşük olan besinler tercih etmeye mümkün olduğunca dikkat edilmesini istedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan araştırmalar beslenme, tütün kullanımı ve egzersizin kanserle arasındaki ilişkiyi ortaya koyarken, sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlığı ile zararlı kimyasal maddelerin vücutta kanser yapıcı etkilerinin önlenebildiğini dikkati çekildi. Uzmanlar, kapağı bombe yapan konservelerden uzak durma ve tuz içeriği düşük olan besinler tercih etmeye mümkün olduğunca dikkat edilmesini istedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sigara, tuzlanmış, tütsülenmiş ve yağlı besinlerin fazla tüketimi, radyasyon, fazla yağlı beslenme, bazı bakteri ve virüs enfeksiyonları, yapay kimyasallar, olumsuz çalışma koşulları, yetersiz sebze ve meyve tüketimi ve yetersiz posa tüketimi kanser riskini arttıran unsurlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Bunun yanı sıra sigara içmemek ve sigarasız ortamda yaşamak, pestisit ve kimyasallara az maruz kalma, radyasyondan korunma, günlük enerjiden gelen yağ oranının yüzde 30 un altında olması, bol taze sebze-meyve tüketimi ve posadan zengin diyet ile beslenme ise kanser riskini azaltmaya yardımcı oluyor.</p>

<p><img height="767" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1707989779-asm-dtderyaeren-gorseli-1708270174-69.jpeg" width="750" /></p>

<p>Sağlıklı ve dengeli beslenmenin yanı sıra düzenli egzersizin de fiziki ve mental sağlık için çok önemli olduğunun altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, kanser riskini azaltmak için beslenmeye yönelik şu tavsiyelerde bulundu.</p>

<ul>
 <li>Yeterli ve dengeli beslenmeli, öğünlerde tüm besin gruplarından yiyeceklerin yer aldığı dengeli menüler hazırlanmalı.</li>
 <li>Günde en az 5 porsiyon sebze veya meyve tüketilmeli. En az 2 porsiyonu yeşil yapraklı sebzeler veya portakal, limon gibi turunçgiller olmalı.</li>
 <li>Rafine tahıllar ve saf şeker yerine tam taneli tahıllar tercih edilmeli.</li>
 <li>Özellikle yağ içeriği yüksek ve işlenmiş kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalıdır. Kırmızı et yerine balık, tavuk, kuru baklagiller tercih edilmeli.</li>
 <li>Yağ alımının azaltılması için yemekler az yağla pişirilmeli, et yemekleri yağ eklenmeden kendi yağları ile pişirilmeli, kızartma, kavurma gibi pişirme yöntemleri yerine haşlama, ızgara, fırında pişirme yöntemleri tercih edilmeli.</li>
 <li>Kansere karşı tek tip beslenmeden kaçınmak gerekiyor. İster doğal ister işlenmiş gıda olsun aşırı tüketim her zaman zarar verir.</li>
 <li>Pek çok hastalığın ve kanserin sebebi fazla kaloridir. Bu nedenle sebze ve meyve tüketilmeli, günlük 25-30 dakika yürüyüş yapılmalı, sigarada uzak durulmalı ve beden kitle indeksinin normal standartlarda yani 18-25 arasında tutulmasına özen gösterilmeli.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Feb 2024 19:43:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/kapagi-sisen-konservelere-dikkat-1708274610.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kuru cildi olanlar dikkat! Bu uygulamayı mutlaka yapın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kuru-cildi-olanlar-dikkat-bu-uygulamayi-mutlaka-yapin-3294</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kuru-cildi-olanlar-dikkat-bu-uygulamayi-mutlaka-yapin-3294</guid>
                <description><![CDATA[Cilt bakımı günlük hayatta maruz kaldığımız stres, yaşlanma belirtileri, hava kirliliği gibi etkenlere karşı cildimizi korumak ve gençleştirmek adına önemli bir uygulama. Peki cilt bakımının incelikleri neler?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cilt bakımı günlük hayatta maruz kaldığımız stres, yaşlanma belirtileri, hava kirliliği gibi etkenlere karşı cildimizi korumak ve gençleştirmek adına önemli bir uygulama. Peki cilt bakımının incelikleri neler?</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><b>BURSA (İGFA) -&nbsp;</b><strong>Cilt bakımı</strong>&nbsp;özellikle kadınlar tarafından sıklıkla tercih edilen bir bakım uygulaması. Cildini daha sağlıklı, daha pürüzsüz, daha parlak hale getirmek ve daha genç görünmek isteyenler soluğu cilt bakım ve güzellik merkezlerinde alıyorlar. Peki cilt bakımının incelikleri neler? Cilt bakımı kaç aşamadan oluşur?</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="487" src="https://www.youtube.com/embed/XsiJbJO-fcU" title="Kuru ciltler için önemli uyarı! Ayda en az bir defa bunu yapın" width="866"></iframe></p>

<p></p>

<p>Güzellik Merkezi Yöneticisi Ayşe Karahan Altunel cilt bakımının kaç aşamadan oluştuğunu, cilt bakımın cilt tiplerine uygunluğunu, ne kadar aralıklarla yapılması gerektiğini Herkes Duysun ekibine açıkladı.</p>

<p></p>

<p><strong>CİLT BAKIMI KAÇ AŞAMADAN OLUŞUYOR?</strong></p>

<p>Cilt bakımının toplam 12 aşamadan oluştuğunu dile getiren&nbsp;<strong>Güzellik Merkezi Yöneticisi Ayşe Karahan Altunel</strong>, “İlki cilt analizi yapmak, cilt analizini yaptıktan sonra cildinizi temizliyoruz ardından peeling yapıyoruz. Peeling sonrası cilt tipine göre 10-15 dakika olmak üzere buharda bekleme sürecimiz var.&nbsp;<strong>Buhar</strong>da bekleme sürecinde gözeneklerin açılmasını sağlıyoruz. Sonra komedonlarla ya da&nbsp;<strong>hydrafacial</strong>&nbsp;makinesindeki başlıklardan biriyle temizleme işlemini gerçekleştiriyoruz. Bu da cilt tipine göre değişiklik gösteriyor. Temizleme işleminden sonra tonikleme işlemimiz var, açtığımız ve temizlediğimiz gözeneklerin kapanması için tonikleme işlemini yapıyoruz.” dedi.</p>

<p><img height="449" src="https://www.igfhaber.com/static/me/medikal-cilt-bakimi-1170x700-1707721227-39.jpeg" width="750" /></p>

<p></p>

<p><strong>HASSAS, KURU YA DA YAĞLI CİLTLER CİLT BAKIMI YAPTIRABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Hassas ciltli kişilerin de cilt bakımı yaptırabileceğini belirten Altunel, güzellik merkezlerinde kullanılan ürünlerin, kişinin cilt tipine göre belirlenip uygulandığını ve hassas,&nbsp;<strong>kuru ya da yağlı ciltler</strong>e de ayrı ayrı ürünlerle, farklı protokollerle hizmet verdiklerini söyledi.<br />
<br />
Altunel ayrıca, cilt bakımının asgari olarak ayda bir kere yapılmasını tavsiye etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Feb 2024 11:19:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/kuru-cildi-olanlar-dikkat-bu-uygulamayi-mutlaka-yapin-1707725974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların ebeveynle yatması özgüveni düşürüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarin-ebeveynle-yatmasi-ozguveni-dusuruyor-3271</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarin-ebeveynle-yatmasi-ozguveni-dusuruyor-3271</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların kendi yataklarında uyumak yerine ebeveynlerinin yanında uyumak için ısrarcı davranmalarının birçok evde rastlanan zorlayıcı bir durum olduğunu dile getiren uzmanlar, çocukların kendi yataklarına yatıp tek başlarına uykuya dalmalarının çocuklar için cesaret gerektiren bir konu olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların kendi yataklarında uyumak yerine ebeveynlerinin yanında uyumak için ısrarcı davranmalarının birçok evde rastlanan zorlayıcı bir durum olduğunu dile getiren uzmanlar, çocukların kendi yataklarına yatıp tek başlarına uykuya dalmalarının çocuklar için cesaret gerektiren bir konu olduğunu söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yeni doğan bir bebeğin 6. ayından itibaren kendi odasında kendi yatağına alıştırılması gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, anne baba ile yatmanın çocuğun bağımlı bir birey olmasına neden olacağını ve çocuğun özgüvenini düşüreceğini vurguladı.</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, çocuklara bağımsız uyku alışkanlığı kazandırma konusunu değerlendirdi.</p>

<p>Çocukların kendi yataklarında uyumak yerine ebeveynlerinin yanında uyumak için ısrarcı davranmaları birçok evde rastlanan zorlayıcı bir durum olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, çocukların kendi yataklarına yatıp tek başlarına uykuya dalmaları çocuklar için cesaret gerektiren bir konu olduğunu belirterek, "Çocuğun anne ve babadan ayrılması, özerkleşmesini sağlayan bir durumdur. Yeni doğan bir bebek 6. ayından itibaren kendi odasında kendi yatağına alıştırılmalıdır. Fakat bebekten ayrılmak, sıklıkla yataktan kalkıp bebekle ilgilenmekten oluşan yorgunluk hissi ve bebeğe bir şey olacağı endişesi ile ebeveynler genellikle bebekle birlikte uyumayı tercih edebilirler.” diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1706255187-nuran-kat-1706263880-814.jpeg" width="750" /></p>

<p>Okul öncesi dönemdeki çocuklarda sıklıkla karşılaşılan sorunlardan birinin çocukların ebeveynleri ile birlikte uyumak istemeleri olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, “Bunun en büyük sebeplerinden biri çocukların yaşadıkları korku ve kaygılarıdır. 2-3 yaş itibariyle çocuklar korkulu rüyalar görmeye başlar. Çocuk anne ve babasıyla birlikte yatarak kendisini güvende hissetmek ister. Anne ve babalar ise çocuğun korktuğunu söylemesi üzerine veya çalışan anne ve baba ise çocuklarıyla çok fazla zaman harcamadıklarını düşündükleri için yaşadıkları özlem duygusu veya vicdan azabı sebebiyle çocuklarının bu isteklerini kabul edebilirler. Fakat anne ve babaların bu tür kabul edici davranışları durumu çözmez, aksine çocuğun korkusunu besler, bağımlı bir birey olmasına neden olur ve özgüvenini düşürür.” dedi.</p>

<p><strong>ANNE BABANIN ROLÜ ÇOK BÜYÜK</strong></p>

<p>Çocuğun davranışlarını değiştirme konusunda anne ve babanın rolünün büyük olduğunu da dile getiren Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, “Anne ve babaların çocuğun kendi yatağında yatma konusunda kararlı ve tutarlı davranmaları çocuğun tek başına uyuma alışkanlığının gelişmesini sağlar. Anne ve babaların çocuğa bir gece izin verip öteki gün kendi yatağında yatması için ısrarcı olmaları tutarsız bir davranıştır, yanlıştır. Çocuğun kendisini reddedilmiş ve kötü hissetmemesi için anne ve babaların kararlı davranmaları önemli bir konudur.” dedi.</p>

<p>Çocuklara kendi yatağında uyumaları için destek sağlamak gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, “Çocuk kötü ve zor bir günün ardından anne babayla uyumak isteyebilir. Bu gibi durumlarda çocuğun zorlayıcı duygularını anlatmasına izin vermek duygusal rahatlaması ve sakinleşmesini sağlar. Sakinlemesiyle birlikte çocuğun rahat bir şekilde uykuya geçiş yapmasını kolaylaştırır. Çocuk uykuya dalana kadar yanında olmak veya hikaye okuyarak uykuya geçiş yapmasını sağlamak duygusal stresini yatışmasını sağlar.” diye konuştu.</p>

<p>Katı, çocuğun kendi başına uyumasını sağlamak çocuğun özgüveninin gelişmesine ve bağımlı olmaktan ziyade bağımsız bir birey olmasına yardımcı olacağını söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 14:47:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2024/01/cocuklarin-ebeveynle-yatmasi-ozguveni-dusuruyor-1706269661.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda diş sıkma neyin habercisi?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-3244</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-3244</guid>
                <description><![CDATA[Günlük yaşamlarımızın stresi ve hayatlarımızda meydana gelen kontrol edemediğimiz değişimlerin oluşturduğu endişe ve gerginlik, yetişkinleri etkilediği gibi çocuk yaştaki bireyleri ve genç erişkinleri de etkiliyor. Diş sıkma alışkanlığı olarak bilinen bruksizm; çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamlarımızın stresi ve hayatlarımızda meydana gelen kontrol edemediğimiz değişimlerin oluşturduğu endişe ve gerginlik, yetişkinleri etkilediği gibi çocuk yaştaki bireyleri ve genç erişkinleri de etkiliyor. Diş sıkma alışkanlığı olarak bilinen bruksizm; çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir&nbsp; yaşı küçük olan hastalarda farkındalık oluşturmasnın çok daha zor olduğu için bu konuda asıl ebeveynlere büyük sorumluluk düştüğünü söyledi.</p>

<p>Çocuklarınızda sebebini bilmediğiniz veya hastaneye gittiğinizde de sebebini bulamadığınız ağrıların sebebi bruksizm olabildiğine vurgu yapan Demir, "Diş sıkma ve veya gıcırdatma olarak da bilinen Bruksizm, tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabiliyor. “Bruksizm, hastalarımızın çoğu zaman farkında olmadan, normal fonksiyonlar dışında çalıştırdıkları çene ve çiğneme kaslarının, çene eklemine yaptırdığı kuvvetli hareketler sonucu oluşuyor” açıklamasında bulunan Dt. Nurgül Demir sözlerine şöyle devam etti: “Bruksizm uyku sırasında oluşabileceği gibi, gün içinde de tekrarlayabilir. Bazı hastalarımızda diş sıkmaya diş gıcırdatma da eşlik eder. Aktif spor hayatı, sınav dönemleri, okula uyum problemleri, ev/okul/öğretmen değişikliği, ebeveynler arasındaki sorunlar ve ev ortamındaki huzursuzluk, kardeş varlığını kabullenme süreci, diş çıkarma dönemleri, yaşlarına uygun seçilmeyen bilgisayar oyunları/tv programları, arkadaşlar arasındaki iletişim problemleri, ifadelendirilemeyen öfke gibi etkenler diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığını tetikler" diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1702645219-nurg-l-demir1-1702806872-506.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ÇOCUĞUMUN DİŞ SIKTIĞINI NASIL ANLARIM?</strong></p>

<p>Diş sıkmaya eklenen diş gıcırdatması sayesinde ebeveynlerin çocuklarda ortaya çıkacak durumu fark edebileceğini ifade eden Dt. Nurgül Demir “Uyku sırasında diş sıkmaya diş gıcırdatma da eşlik ediyorsa ebeveynler diş yüzeylerinin sürtünme sesi ile problemin farkına varabilir. Diş sıkma alışkanlığı olan hastalarımızda ancak teşhis genellikle kulak ağrısı, baş ağrısı, uyku düzensizlikleri gibi şikayetler oluşmaya başladığında konulur. Henüz şiddetli şikayetleri olmayan bruksizm hastalarımızda ilk teşhis ise, diş muayenesi sırasında konulabilmektedir. Diş yüzeylerinde aşınmalar, çatlaklar, dolgu ve diş yüzeylerinde kırılmalar ile bruksizm tanısı erkenden konularak, ileride oluşabilecek ciddi problemlerin önüne geçilebilir. Hastadan alınan detaylı bir tıbbi hikâye ile etkene ve hastaya yönelik bir takip planlaması yapılarak, ileride oluşacak problemlerin önüne geçilebilir.” dedi.</p>

<p>Özellikle yetişkinlerde uygulanan diş sıkmasını önleyici bruksizm plağı ile botoks uygulamasının çocuklar için kesinlikle uygun olmadığının altını çizen Nurgül Demir, diğer başlıkları şu şekilde sıraladı;</p>

<ul>
 <li>&nbsp;Bruksizm alışkanlığı olan hastalarımızda ebeveynlerin çocuklarını izlemesi çok önemlidir. Gece uyurken duyulan diş gıcırdatma sesi, çocuktaki bruksizm alışkanlığının ebeveynler tarafından fark edilebilecek bir göstergesidir ve geç kalınmadan bir diş hekimine danışılmalıdır.</li>
 <li>Erken dönemde bruksizme sebep olan etken ortadan kaldırılmadığı takdirde, baş ağrısı, çene eklemi bölgesinde ağrı, kulak ağrısı, diş yüzeylerinde aşınmalar, çiğneme sırasında hassasiyet gibi şikayetler ve bunlara ek olarak, şiddetli bruksizm alışkanlığı olan hastalarımızda çene eklemlerinde hasar oluşmaya başlayabilir.</li>
 <li>Uykuda nefes tutma alışkanlığının çocukluk bruksizmine eşlik edebileceği de bilinmektedir. Dönemsel stres varlığında, gece diş gıcırdatma sesi duyulduğunda çocuğu derin uykudan uyandırmak oluşabilecek şikayetleri ve bruksizm sıklığını azaltabilir; ancak uzun süreli problemlerde, çocuk diş hekiminin yanı sıra bir çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine danışmak gerekebilir.</li>
</ul>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Dec 2023 12:55:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/12/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-1702806940.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyin tümörlerinin en sık görülen belirtisi baş ağrısı! Alerji geçmişi olanlarda beyin tümörü oluşumu daha az</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/beyin-tumorlerinin-en-sik-gorulen-belirtisi-bas-agrisi-alerji-gecmisi-olanlarda-beyin-tumoru-olusumu-daha-az-3234</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/beyin-tumorlerinin-en-sik-gorulen-belirtisi-bas-agrisi-alerji-gecmisi-olanlarda-beyin-tumoru-olusumu-daha-az-3234</guid>
                <description><![CDATA[Beyin tümörlerinin en sık görülen belirtisi baş ağrısı!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Alerji geçmişi olanlarda beyin tümörü oluşumu daha az</strong></p>

<p><strong>Cep telefonu ya da Wi-Fi modemlerin beyin tümörü gelişimine katkısı yok</strong></p>

<p><strong>Beyindeki anormal hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyüyerek beyinde kitle oluşturmasına beyin tümörü denildiğini kaydeden uzmanlar, vücudun başka bir noktasında kanserli bir dokunun olmasının beyin tümörlerine neden olduğunu söylüyor.</strong> <strong>Alerji geçmişi olan insanlarda beyin tümörü oluşumunun daha az olduğuna işaret eden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Beyin tümörü bilinç bulanıklığı, bilinç değişikliği, koma hali, beyin tümörünün olduğu bölge itibariyle vücudun çeşitli noktalarında felç oluşumu gibi ciddi sorunlara da neden olabilir.” dedi.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, beyin tümörleri, cep telefonunun etkileri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Birincil sebep genetik…</strong></p>

<p>Beyindeki anormal hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyüyerek beyinde kitle oluşturmasına beyin tümörü denildiğini ifade eden Op. Dr. Emre Ünal, bazı beyin tümörlerinin beyni rahatsız edip ezebildiğini ya da hiçbir sorun yaratmayabildiğini söyledi. Op. Dr. Emre Ünal, şunları kaydetti:</p>

<p>“Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda ailevi geçiş en sık sebeplerden bir tanesi olarak gösterilmiştir. Bunun dışında radyasyona uzun bir süre maruz kalmak, çevresel faktörler, şekerli gıdadan fazla tüketmek gibi sebepler de az miktarda da olsa gösterilmiştir. Alerji geçmişi olan insanlarda beyin tümörü oluşumunun daha az olduğu da gösterilmiştir. Bunun dışında da beyin tümörlerine en sık sebebiyet veren durumlardan bir tanesi de vücudun başka bir noktasında kanserli bir dokunun olmasıdır.”</p>

<p><strong>Beyin tümörünün belirtileri nelerdir?</strong></p>

<p>Beyin tümörünün belirtilerinin, beynin neresinde olduğuna göre değişiklik gösterdiğini anlatan Op. Dr. Emre Ünal, şöyle devam etti:</p>

<p>“Beyin tümörlerinin en sık görülen belirtilerinden bir tanesi baş ağrısıdır. Sara nöbeti, dengesizlik yapma ihtimali de var. Tümör beynin arka bölgesindeyse görme sorunu da yapabiliyor. Hormonal değişiklikler yapma ihtimali var. Olduğu yer itibariyle dengesizlik, baş dönmesi yapabiliyor. Bunlar genellikle başlangıç belirtileridir ancak ileri evrelerinde beyin tümörü bilinç bulanıklığı, bilinç değişikliği, koma hâli, beyin tümörünün olduğu bölge itibariyle vücudun çeşitli noktalarında felç oluşumu gibi ciddi sorunlara da neden olabilir.”</p>

<p><strong>Cep telefonunun yaydığı radyasyonla beyin tümörü oluşumuna sebebiyet veren radyasyon farklı</strong></p>

<p>Radyasyonun beyin tümörünü oluşturucu etkilerinin bilindiğini ifade eden Op. Dr. Emre Ünal, şu bilgileri verdi:</p>

<p>“Bu ispatlanmış bir şey. Cep telefonunun da radyasyonu yaydığı bilinen bir gerçek. Ama cep telefonunun yaydığı radyasyonla beyin tümörü oluşumuna sebebiyet veren radyasyon farklıdır. 10-15 sene üzerinde yapılan çalışmalarda gösterilmiştir ki cep telefonunun yaydığı radyasyon, beyin tümörüne sebebiyet vermemektedir. Bu bağlamda düşünüldüğü zaman evimizdeki mikrodalga fırın, radyo, televizyon gibi teknolojik aletler de az miktarda da olsa radyasyon yaymaktadır.</p>

<p><strong>Cep telefonu, televizyon ya da wi-fi modemlerin beyin tümörü gelişimine katkısı yok</strong></p>

<p>Ancak burada anahtar olan kelime iyonize radyasyondur. Yani bir x-ray ışını yayan tomografi gibi cihazlardan yayılan ışınlar, beyin tümörüne sebebiyet verebilir. Ama bunlarda da uzun süreli maruz kalan insanlarda beyin tümörüne sebebiyet verir. Cep telefonu, televizyon ya da evimizdeki wi-fi modemler gibi cihazlar iyonize radyasyon yaymadığı için bunların beyin tümörü gelişimine katkısı olmadığı gösterilmiştir.”</p>

<p><strong>Teşhis için hastanın anlattıkları önemli</strong></p>

<p>Beyin tümörü teşhisindeki en önemli noktanın hastanın analizi olduğunu kaydeden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Hastanın anlattıkları önemlidir. Mutlaka hastanın bir nöroloji veya beyin cerrahisi uzmanı tarafından yapılan ayrıntılı nörolojik muayenesi ile devam edilir teşhise. Eğer bu iki olgudan yani ham anamnezden (hastanın anlattıklarından) hem de muayeneden beyin tümörünü andıran bulgulara erişilirse mutlaka ilaçlı bir beyin MR’ı görmek gerekir. Bu tüm dünyada kabul edilen altın standarttır. Normal bir beyin MR’ı beyin tümörünü göstermeyebilir. Bizim kontrastlı dediğimiz yani damardan ilaç verilerek yapılan MR’lar bizim için esas yol göstericidir. Fakat hastanın vücudunun belli noktalarında metal cisimler olduğu durumlarda MR yerine ilaçlı tomografi de tercih edilebilir.” şeklinde anlattı.</p>

<p><strong>100’ün üzerinde çeşitte beyin tümörü var</strong></p>

<p>Op. Dr. Emre Ünal, 100’ün üzerinde çeşitte beyin tümörü var olduğunu da kaydederek, “Her çeşidin de kendine göre bir tedavi modalitesi vardır. Bazı beyin tümörlerine direkt ameliyat etmek gerekir, bazı beyin tümörlerine ışın tedavisi vermek gerekir. Hangisinin veya hangilerinin beraber seçileceğine hastanın hem muayene bulgularına hem de MR görüntülerine göre karar verilir. Ama genellikle beyin tümörlerinde öncelikle ameliyat tercih edilir. Ameliyat esnasında alınan parçanın sonucuna göre hangi tedaviye devam edileceğine karar verilir.” dedi.</p>

<p><strong>Beyin tümörü ameliyatları riskli mi?</strong></p>

<p>Her ameliyatın kendine göre mutlaka riskinin olduğunu belirten Op. Dr. Emre Ünal, “1900’lü yıllarda Harvey Cushing’in işi ele almasıyla beyin tümörü ameliyatlarının riskleri ciddi oranda düştü. Gazi Yaşargil’in bu ameliyatlara mikroskobu eklemesiyle beyin tümörü ameliyatları artık eskisi kadar riskli ameliyatlar değildi. Hatta günümüzde yüksek teknolojiyle beraber ölüm riskleri beyin ameliyatlarında yüzde 1’in altına düşmüştür. Bazı beyin tümörlerinin ameliyatla tamamen sonlandırıldığı, tam bir tedavi yapıldığı, hayatı boyunca da hastanın bununla ilgili herhangi bir sorunla karşılaşmadığı tümör çeşitleri de mevcuttur.” diye konuştu.</p>

<p>Günümüzde beyin tümörü ameliyatlarının düşük riskli olmasının sebeplerinin nöron monitörizasyon, nöronavigasyon ve mikroskop gibi yüksek teknoloji içeren cihazların kullanılması olduğunu da anlatan Op. Dr. Emre Ünal, tümör boyama gibi çok yüksek teknolojiye sahip olan mikroskoplarla bu tarz beyin tümörü ameliyatlarının çok yüksek güvenle yapılabildiğini, yüksek teknoloji ile yapılan beyin ameliyatları sonrasında yüzde 90’ın üzerinde başarı oranı olduğunu, hastaların bir gün sonra yürüyüp iki üç gün içerisinde de taburcu olabilecek hâle gelebildiğini sözlerine ekledi.</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Dec 2023 14:21:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/12/beyin-tumorlerinin-en-sik-gorulen-belirtisi-bas-agrisi-alerji-gecmisi-olanlarda-beyin-tumoru-olusumu-daha-az-1702380080.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Anne sütü ile beslenmede hedef yüzde 70</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/anne-sutu-ile-beslenmede-hedef-yuzde-70-3220</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/anne-sutu-ile-beslenmede-hedef-yuzde-70-3220</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı ve UNICEF’in araştırmalarına göre son 10 yılda, her iki anneden biri bebeğini emzirmeyi tercih ediyor. Bununla birlikte, 2030 yılına kadar bu oranın yüzde 70’e ulaşması hedefleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı ve UNICEF’in araştırmalarına göre son 10 yılda, her iki anneden biri bebeğini emzirmeyi tercih ediyor. Bununla birlikte, 2030 yılına kadar bu oranın yüzde 70’e ulaşması hedefleniyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı ve UNICEF’in araştırmalarına göre, son 10 yılda emzirme oranları artmış durumda.</p>

<p>Araştırma sonuçlarına göre küresel ölçekte, 6 aydan küçük bebeklerin sadece yüzde 48'ü anne sütüyle besleniyor. Hedef ise 2030 yılında bu oranı yüzde 70’e taşımak. Bu nedenle uzmanlar, annelerin bebeklerini emzirebilmeleri için uygun ortam ve koşulların sağlanması ve anneye destek olunması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Anne sütü verilemediği durumlarda mutlaka sütlerin sağılarak doğru bir biberonla bebeğe verilmesi gerektiğini vurgulayan anne bebek hemşiresi ve emzirme danışmanı Neriman Gamze Şekercioğlu, “Anne sütü, başta beslenme olmak üzere bebek ve anneye sağlık, bağışıklık, gelişimsel ve psikolojik yönden pek çok yarar sağlıyor. Araştırmalara göre; küresel ölçekte, 6 aydan küçük bebeklerin sadece yüzde 48'ü anne sütüyle besleniyor. Bu nedenle, emziren annelerin iyi beslenmesi, yorgunluktan, stresten uzak kalması, uyku dahil düzenli bir yaşam biçimine sahip olabilmeleri için aile ve arkadaş çevresinden yardım alması büyük önem taşıyor. Toplum tarafından emzirmenin bebek için doğal, en kolay, sağlıklı bir beslenme yöntemi olduğunun anlaşılması ve alışveriş merkezleri, restoranlar, iş yerleri gibi sosyal alanlarda emziren annelere uygun ortamların sağlanması gerekiyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“FARKLI NEDENLER DOLAYISIYLA EMZİREMEYEN ANNELER ALTERNATİF YOLLARA BAŞVURMALI”</strong></p>

<p>Memereddi veya çalışma durumu gibi farklı nedenlerden dolayıbebeklerini emziremeyen annelerin ise alternatif yollara başvurabileceğine dikkat çekenNeriman Gamze Şekeroğlu, “Bebeğin memeyi reddetmesi, tıkanık ve şiş memeyi rahatlatmak, süt miktarını yükseltmek, çalışan annelerin iş saatlerinde de bebeğine anne sütü vermek istemesi sonucu kullanılan süt pompaları hem annelerin hem de bebeklerin hayatını kolaylaştıracaktır. Örneğin, elektriğin olmadığı ya da prize ulaşımın kolay olmadığı yerlerde kullanmak için USB’li göğüs pompaları tercih edilebilir. Bununla birlikte birçok anne, meme reddi yaşama korkusu ile bebeğine biberon vermek istemeyebilir. Bu noktada ise anne memesine en yakın hissiyatı veren biberon emzikleri tercih edilebilir. Bu sayede, bebeğin anne sütü alması için uygun ortam ve koşullar yaratılmış olur” diye konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Dec 2023 13:00:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/12/anne-sutu-ile-beslenmede-hedef-yuzde-70-1701856847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’nin yüzde 42’si kaliteli uyku uyuyamıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/turkiyenin-yuzde-42si-kaliteli-uyku-uyuyamiyor-3219</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/turkiyenin-yuzde-42si-kaliteli-uyku-uyuyamiyor-3219</guid>
                <description><![CDATA[IPSOS tarafından dokuz Avrupa ülkesinde yürütülen Herbalife Sağlık ve Mutluluk Raporu, Türkiye’de insanların yüzde 42’sinin kaliteli uyku uyuyamadığını ortaya koydu. Araştırmaya katılanların üçte biri ise düzenli olarak haftada üç kez egzersiz yapma alışkanlığına sahip olduklarını ifade etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>IPSOS tarafından dokuz Avrupa ülkesinde yürütülen Herbalife Sağlık ve Mutluluk Raporu, Türkiye’de insanların yüzde 42’sinin kaliteli uyku uyuyamadığını ortaya koydu. Araştırmaya katılanların üçte biri ise düzenli olarak haftada üç kez egzersiz yapma alışkanlığına sahip olduklarını ifade etti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Araştırma şirketi IPSOS’un dokuz Avrupa ülkesinde yaptığı 'Herbalife Sağlık ve Mutluluk Raporu' yayınlandı.</p>

<p>Bireylerin beslenme alışkanlıkları, egzersiz alışkanlıkları ve uyku düzenleri üzerine odaklanan araştırma, Türkiye'nin sağlık ve sağlıklı yaşam tercihleri hakkında da önemli bilgiler sunuyor.</p>

<p>Rapora göre, Türkiye’de araştırmaya katılanların yüzde 80'i, 6-8 saat arasında uyuduğunu belirtirken, yüzde 38’i kaliteli uyku düzeyinin ortalama seviyede olduğunu, yüzde 42’i ise kaliteli uyku uyuyamadığını söylüyor. Bu durum, modern yaşamın getirdiği stres, yoğun tempo ve diğer faktörlerle mücadele ederken, birçok insanın sağlıklı yaşamda dengeyi kuramadığını ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>25-44 YAŞ ARASI BİREYLERİN YÜZDE 46’SI BESİN TAKVİYESİ KULLANIYOR</strong></p>

<p>Uyku düzeninin yanı sıra sağlıklı yaşam üzerine birçok sorunun sorulduğu ankette, takviye edici gıda kullanımına ilişkin soruya katılımcıların yüzde 72'si, takviye edici gıdalarındengeli yaşam biçiminde önemli bir rol oynadığını söyledi.</p>

<p>Özellikle 25 ila 34 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 46'sı, genel sağlık ve refahlarınıartırmak amacıyla takviye edici gıdalara başvurduklarını ifade etti.Bu sonuçlar, artık takviye edici gıdaları sadece fitness tutkunlarının tercih ettiği bir alan olarak değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal sağlık açısından da önemli bir araç olarak gören bir genel eğilim olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca, araştırmaya katılanların önemli bir kısmı, takviyelerin 'zihin ve ruh halini' iyileştirme konusundaki etkilerine dikkat çekerek, bu tür ürünlerin sadece fiziksel performansı artırmakla sınırlı olmadığını söyledi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Dec 2023 13:00:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/12/turkiyenin-yuzde-42si-kaliteli-uyku-uyuyamiyor-1701856841.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geniz eti çocukta uykudayken nefes durmasına yol açabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/geniz-eti-cocukta-uykudayken-nefes-durmasina-yol-acabilir-3208</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/geniz-eti-cocukta-uykudayken-nefes-durmasina-yol-acabilir-3208</guid>
                <description><![CDATA[Nefes alma zorluğuna neden olan geniz eti problemi, özellikle çocuklarda gelişme geriliğinden konsantrasyon bozukluğuna kadar önemli sorunlara yol açabiliyor. Üzüm salkımına benzetilen geniz eti dokusu, bağışıklık sisteminin bir parçası olarak tanımlanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nefes alma zorluğuna neden olan geniz eti problemi, özellikle çocuklarda gelişme geriliğinden konsantrasyon bozukluğuna kadar önemli sorunlara yol açabiliyor. Üzüm salkımına benzetilen geniz eti dokusu, bağışıklık sisteminin bir parçası olarak tanımlanıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Ömer Çelikal, geniz eti ile ilgili bilmeniz gerekenler konusunda&nbsp; açıklamalarda bulundu.</p>

<p>&nbsp;
<p>Geniz eti yani adenoid, burun boşluğunun arkasında, geniz bölgesinde bulunan bağışıklık sisteminin önemli elemanlarından biri olarak bilinen lenfositlerin görev aldığı özel bir doku olduğunun altını çizen Çelikal, "Üzüm salkımına benzeyen doku immün yani bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve geniz etinin varlığı anormal bir durum olmamaktadır. Geniz eti, çeşitli koşullarda büyüme gösterebilmektedir. Geniz etindeki büyümeler hastanın yaşam konforunu bozmakta ve çeşitli hastalıklara neden olabilmektedir. Geniz bölgesindeki tıkanmaların nedenleri araştırılmalıdır. Geniz eti büyümelerinde hastanın uzmana danışıp altta yatan durum belirlenerek tedavi uygulanması gerekmektedir" dedi.</p>
</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1700722388-op-dr-mer-elikal-1701078139-640.jpeg" width="750" /></p>

<p>Çocukluk döneminde herkeste bulunan ve bağışıklık sisteminin bir parçası olan geniz eti yani adenoid, çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonları sonrasında mikroorganizmalara bağışıklık yanıtı olarak veya alerjik rinitlere bağlı olarak büyüme gösterebilmekte olduğunu ifade eden Çelikal, "Geniz eti büyümesi bir takım sıkıntılara yol açabilmektedir" dedi.</p>

<p>"Geniz etinin aşırı büyümesi, burundan gelen hava yolunu tıkayarak nefes borusuna ulaşımı zorlaştırmaktadır" diyen Op. Dr. Ömer Çelikal, "Bu nedenle çocuklar ağızları açık uyumaktadır. Yemek yerken zorlanma yaşanması da bu nedenle olabilmektedir. Geniz eti büyümesi çocukların yaşam kalitesini düşürebilmektedir. Ayrıca geniz etinin büyümesi soluk almayı zorlaştırdığı için çocuklarda ciddi huzursuzluğa yol açabilmektedir. Dikkat dağınıklığı, odaklanma güçlüğü, öğrenme sürecinde zorlanma gibi sorunlar da ortaya çıkabilmektedir. Bazı çocuklarda uyku sırasında solunum durması olarak bilinen uyku apnesi de görülebilmektedir. Geniz etinin aşırı büyümesine bağlı olarak gelişen sıkıntılardan biri de iştahsızlık olarak bilinmektedir. Büyüme hormonu salgısı büyük oranda uyku esnasında gerçekleşmektedir" diye konuştu.</p>

<p>Ağzı açık uyuma horlama uykuda nefes durması(apne) şikayetleri yaşayan hastalarda geniz etinden şüphelenmek gerektiğini belirten Op. Dr. Çelikal, "Tanısını 2 yöntemle koyulabilmektedir. Fiberoptik kameralarla burun deliklerinden girilip geniz bölgesine bakılarak ya da kafa yan grafisi çekilerek geniz eti büyüklüğü tanısı konabilir. Tanının ardından tedavi yöntemlerine başlanmaktadır. Ağzı açık uyuma veya horlama sorunu olan çocuklarda yapılan muayene sonucu, geniz eti büyüklüğü saptanırsa, ilaçla tedavinin yetersiz geldiği noktada genel anestezi altında ameliyat önerilmektedir" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Nov 2023 15:04:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/geniz-eti-cocukta-uykudayken-nefes-durmasina-yol-acabilir-1701086670.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burun estetiğinde ameliyatsız yöntem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/burun-estetiginde-ameliyatsiz-yontem-3206</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/burun-estetiginde-ameliyatsiz-yontem-3206</guid>
                <description><![CDATA[En fazla yapılan estetik operasyonların başında gelen burun ameliyatlarının artık yerini burun dolgusuna bıraktığını söyleyen Uzm. Dr. Aycan Özden Sezgin, hastayı bıçak altına yatmaktan kurtaran uygulamayı anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>En fazla yapılan estetik operasyonların başında gelen burun ameliyatlarının artık yerini burun dolgusuna bıraktığını söyleyen Uzm. Dr. Aycan Özden Sezgin, hastayı bıçak altına yatmaktan kurtaran uygulamayı anlattı.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Estetik operasyonların başında gelen burun estetiği artık yerini burun dolgusuna bırakıyor.</p>

<p>Burun dolgusunun, özellikle nefes alma sorunu veya burun içindeki tıbbi bir şikayeti çözümlemek için değil tamamen estetik kaygılarla yapılan cerrahiye alternatif bir işlem olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Aycan Özden Sezgin, “Hyaluronik asit içerikli dolgu maddelerinin ameliyatsız olarak iğne veya kanül adı verilen özel aparatlar kullanılarak enjekte edilmesidir. Burun dolgusu yaptıran hasta istediği zaman yine de burun ameliyatı olabilir, hyaluronik asit içerikli dolgular kullanıldığı için istenildiği zaman dolgu hyaluronidaz isimli bir sıvı enzim ile eritilebilir. Uygulanan dolgu maddesi burnun kıkırdağına herhangi bir hasar yaratmaz. Burunda hiçbir zaman kalıcı dolgu kullanımı uygun değildir” dedi.</p>

<p><img height="491" src="https://www.igfhaber.com/static/1-/1-17-1701076589-314.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>DİKİŞ VE BANDAJ GEREKTİRMEZ</strong></p>

<p>Burun dolgusu yöntemiyle doğuştan olan burundaki şekil bozukluklarının hafifletilebildiğini belirten Sezgin, öte yandan herhangi bir asimetri veya bozukluk olmaksızın kişinin tamamen isteği doğrultusunda burnun ucunda yükselme sağlanabildiğini de hatırlattı. Sezgin, “Cerrahi olmayan bir teknik olduğu için dikiş ve bandaj gerektirmemektedir. Buruna eklenen hyaluronik asit tam kalıcı olmasa bile zamanla eklenen her dolgunun bir kısmı erimeden kaldığı için, tekrarlayan burun dolgusu işlemleri sonucunda hastanın burun şekli hiçbir zaman işlem öncesi ilk haline dönmemektedir” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Nov 2023 13:01:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/burun-estetiginde-ameliyatsiz-yontem-1701079267.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fazla kilolar reflüyü arttırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/fazla-kilolar-refluyu-arttiriyor-3202</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/fazla-kilolar-refluyu-arttiriyor-3202</guid>
                <description><![CDATA[Hareketsiz yaşam tarzı, hazır ve işlenmiş gıdaların ağırlıkta olduğu beslenme alışkanlıkları, obezitenin ülkemizde ve dünyada giderek artması reflü hastalığının görülme oranını artırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hareketsiz yaşam tarzı, hazır ve işlenmiş gıdaların ağırlıkta olduğu beslenme alışkanlıkları, obezitenin ülkemizde ve dünyada giderek artması reflü hastalığının görülme oranını artırıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Reflü yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor ve kişinin günlük yaşamını kısıtlayabiliyor. Reflüye sebep olan faktörler ortadan kaldırılarak reflü tedavi edilebiliyor.&nbsp;</p>

<p>Prof. Dr. Yaşar Çolak reflü hastalığında neler yapılmalı ve nasıl tedavi edilmeli soruları hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>REFLÜ ÇOK SIK RASTLANILAN BİR HASTALIK</strong></p>

<p>Reflü hastalığının genellikle göğüste yanma, ağza acı su gelmesi, yediklerinin geri gelmesi, gece uykudan uyandıran öksürükler gibi şikayetlere yol açmakta ve kişinin yaşam kalitesini oldukça etkilediğii ifade eden Prof. Dr. Yaşar Çolak, "Günlük yaşamı oldukça kısıtlayabilen bu durumlar sonucu hasta birçok kez doktora başvurmak veya ilaç kullanmak zorunda kalabilmektedir. Günümüzde neredeyse %35 yani her 3 kişinin birinde reflü hastalığı mevcuttur. Reflü hastalığının tanısı hasta hikayesi ve endoskopik incelemeler sonucu konmaktadır. Tanıda yemek borusuna ne kadar asit kaçtığının ölçüldüğü PH metreden de yararlanılmaktadır. Tedaviler bu tanıların sonuçlarına göre planlanır" dedi.</p>

<p><img height="771" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1701068384-prof-dr-ya-ar-olak-1701074725-868.jpeg" width="750" /></p>

<p>Reflü hastalığında öncelik hastayı doğal yollarla, herhangi bir ilaç tedavisi ve mümkünse hiçbir girişimsel müdahalede bulunmadan tedavi edebilmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Çolak, "Bu amaçla hastaya yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarında değişiklikler yapması ve varsa fazla kilolarından kurtulması yönünde öneriler verilmektedir. Bu değişiklikler fayda etmediğinde ise ilaç tedavileri gündeme gelmektedir. Genellikle burada kullanılan ilaçlar mide asidini azaltıcı diğer bir ifadeyle mide koruyucu diye tabir edilen ilaçlardır. Ancak bu ilaçlar belirli süreler zarfında kullanılmalıdır" dedi.</p>

<p><strong>TEDAVİ NEDENİ BULMAKLA BAŞLAR</strong></p>

<p>Midede soruna yol açan durumlar; gastrit, ülser, helikobakter pilori denilen mide bakterisi ya da mideyle yemek borusunu birleştiren kapakçıkta bir gevşeklik olabildiğine vurgu yapan Çolak, "Altta yatan sebebin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Eğer hastada helikobakter pilori bakterisi varsa antibiyotik tedavisi yapılır, alkol ve kahve tüketimi azaltılıp, fazla kilo varsa bu kilolar verilerek durum düzeltilebilmektedir. Ancak bazı hastalar sürekli ilaç kullanma ihtiyacı duyabilmektedir. Bu durumun da en sık sebebi yemek borusuyla mideyi birleştiren kapakçığın gevşek olmasıdır. Bu gevşekliği ilaçla düzeltmek maalesef çok da mümkün değildir. Son yıllarda girişimsel yöntemlerle endoskopik olarak, ameliyatsız bir şekilde düzeltilebilmektedir. ARMA (Antireflü Mukozal Ablasyon) yöntemi reflü hastalığında en sık yapılan tedavilerin başında gelir" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Nov 2023 13:00:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/fazla-kilolar-refluyu-arttiriyor-1701079208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dondurulmuş gıdaları buzdolabında çözdürün!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dondurulmus-gidalari-buzdolabinda-cozdurun-3199</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dondurulmus-gidalari-buzdolabinda-cozdurun-3199</guid>
                <description><![CDATA[Yanlış bir şekilde çözülen yiyeceklerin mikroorganizmaların hızlı bir şekilde üremesine neden olabildiğini söyleyen uzmanlar, çözme işlemi boyunca soğuk zinciri korumanın önemli olduğunu ifade ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yanlış bir şekilde çözülen yiyeceklerin mikroorganizmaların hızlı bir şekilde üremesine neden olabildiğini söyleyen uzmanlar, çözme işlemi boyunca soğuk zinciri korumanın önemli olduğunu ifade ediyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu (SHMYO) Gıda Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Salih Tuncay, dondurulmuş gıdalara ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Salih Tuncay, ‘Dondurulmuş gıdalar güvenilir mi?’ sorusuna kesin bir cevap verebilmenin neredeyse çok zor olduğunu dile getirerek, “Bunun en önemli nedeni tüketiciler olarak kendi tüketeceğimiz ürünleri seçmiş olduğumuz yaşam modelinden dolayı artık üretemiyor olmamız diyebiliriz. O nedenle tüketmiş olduğumuz gıdaların sağlıklı, hijyenik ve güvenilir olmuş olması günümüzde son derece önemli bir konudur. Sağlıklı ve güvenilir gıda üretiminin birçok yönü vardır ve bunlardan biri soğutma yöntemleridir.” dedi.</p>

<p><strong>KRİYOJENİK DONDURMA YÖNTEMİ ÖNEMLİ BİR GELİŞME</strong></p>

<p>Tüm dünyada üretilen besinlerin sağlıklı, hijyenik ve güvenilir olarak son tüketiciyle uluşmasında soğutma sistemlerinin en eski yöntemlerden ve hatta sağlıklı besin üretiminde ilk sıralarda olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Salih Tuncay, “Özellikle yakın geçmişte teknolojik gelişmelerle birlikte sıvı azotun (sıcaklığı yaklaşık -180 oC’dir) elde edilmesiyle geliştirilen kriyojenik dondurma yöntemi, ‘gıdaların kolay ve çok hızlı sürede dondurulması’ besinlerin saklanmasında ve korunmasında önemli bir gelişmedir. Bu işleme şok dondurma yöntemi de diyebiliriz. Bu yöntem sayesinde içeriğinde fazlaca su içeren gıdalar dondurulurken bozulmazlar, yani tat, koku, görünüş gibi tekstür özellikleri değişmez.” diye konuştu.</p>

<p>Normal bir buzdolabında dondurulan gıdaların çözündürüldüğünde eski tat ve lezzetlerini koruyamadıklarını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Salih Tuncay, şunları söyledi:</p>

<p>“Bunun en önemli nedeni yavaş bir şekilde dondurulurken besin içerisinde su moleküllerinin kristallenerek hacim artışına sebebiyet vermesi ve bu nedenle de gıda içerisindeki hücrelerin hacim artışı ile parçalanarak orijinal tat, koku ve lezzetlerini kaybetmesidir.</p>

<p><strong>KRİYOJENİK DONDURULAN GIDALAR TAT VE KOKU GİBİ ÖZELLİKLERİNİ KORUYOR</strong></p>

<p>Kriyojenik yöntemle su molekülleri kristallenmeden ve hacim artışına sebebiyet vermeden dondurulur. Çok uzun süreler sonunda bile bu yöntemle donmuş gıdalar çözündürüldüğünde orijinal tat, koku gibi özelliklerini korumuş olurlar.</p>

<p><img height="649" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1698309443-salih-tuncay-1700734766-405.jpeg" width="750" /></p>

<p>Son yıllarda bu yöntem çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemle dondurulmuş gıdaların genellikle güvenli ve uzun ömürlü besinler olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu işleme tabii tutulan besinler doğru bir şekilde yetiştirilmez, toplanmaz, saklanmaz ve/veya işlenmezlerse şoklama ile dondurulsa bile sağlık riskleri oluşturabilirler.”</p>

<p>Gıda üretiminin her aşamasında besinlerin mikro organizmalardan ve kimyasal kontaminasyonlardan uzak tutulması gerektiğini anlatan Dr. Öğretim Üyesi Salih Tuncay, şöyle devam etti:</p>

<p>“Ekim, yetiştiricilik, toplama, depolama ve işleme gibi tüm aşamalarda fiziksel, kimyasal ve mikrobiyal kontaminasyonlardan uzak tutulmuş gıdaların şok dondurma yöntemiyle dondurulması, içerik bilgilerinin etiketlenmesi ve tüketiciye sunulması esastır.”</p>

<p><strong>DONDURULMUŞ GIDALARDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER NELERDİR?</strong></p>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Salih Tuncay, dondurulmuş gıdalarda dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Dondurma İşlemi: </strong>Hızlı bir şekilde dondurulması, mikroorganizmaların çoğalmasının engellenmesi</p>

<p><strong>Saklama Koşulları:</strong> -18°C veya daha düşük sıcaklıkta ve hijyenik koşullarda saklanmalarına</p>

<p><strong>Üretici Güvencesi:</strong> Ürünlerin güvenliği konusunda gerekli test ve denetimlerin yapılmış olması</p>

<p><strong>Son Kullanma Tarihi ve Depolama Talimatları: </strong>Tarihi geçmiş gıdaların tüketilmemesi</p>

<p><strong>Taşıma ve İşleme: </strong>Gıdaların dondurulmuş haldeki sıcaklığına dikkat edilmesi, çözünmüş ise derhal tüketilmesi ve yeniden dondurulmaması</p>

<p><strong>Dondurulmuş Gıdanın Durumu: </strong>Ambalajı hasar görmemiş olmalı ve gıda donmuş değilse, tüketmeden önce dikkatli olunmalı.</p>

<p>Dondurulmuş gıdaların çözündükten sonra yeniden dondurulması, etiketi hasar görmüş (şişmiş, delinmiş, yırtılmış vb.) ve tarihi geçmiş gıdalar yüksek miktarda toksin madde ve mikroorganizma içerebilir. Bu nedenle tüketilmeleri halinde sağlık açısından ciddi riskler oluşturabilirler.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Nov 2023 18:01:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/dondurulmus-gidalari-buzdolabinda-cozdurun-1700751683.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırmızı havucun faydaları saymakla bitmiyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kirmizi-havucun-faydalari-saymakla-bitmiyor-3188</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kirmizi-havucun-faydalari-saymakla-bitmiyor-3188</guid>
                <description><![CDATA[Kırmızı havuç, koyu kırmızı veya morumsu renge sahip bir havuç çeşididir. Daha yaygın olarak bilinen turuncu havuçların doğal bir varyasyonudur ve genellikle "mor havuç" olarak adlandırılırlar. Bu havuçlardaki kırmızı renk, antioksidan olan antosiyaninler adı verilen belirli pigmentlerin varlığından kaynaklanmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı havuç, koyu kırmızı veya morumsu renge sahip bir havuç çeşididir. Daha yaygın olarak bilinen turuncu havuçların doğal bir varyasyonudur ve genellikle "mor havuç" olarak adlandırılırlar. Bu havuçlardaki kırmızı renk, antioksidan olan antosiyaninler adı verilen belirli pigmentlerin varlığından kaynaklanmaktadır.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diyetisyen Muhammet Nurullah Şahin konu hakkında bilgiler verdi.</p>

<p>İşte kırmızı havuçların bazı potansiyel faydaları:</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/zz/zzmuhammed-hoca-1700644754-847.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>*Antioksidan Özellikleri: </strong>Diğer renkli meyve ve sebzeler gibi kırmızı havuçlar da antioksidan özellikleriyle bilinen antosiyaninler açısından zengindir. Antioksidanlar vücudun oksidatif stresten korunmasına yardımcı olur ve kronik hastalık riskini azaltabilir.</p>

<p><strong>*Besin İçeriği: </strong>Kırmızı havuç, vitaminler, mineraller ve diyet lifi dahil olmak üzere temel besin maddelerini içerir. Görme, cilt sağlığı ve bağışıklık sistemi için önemli olan iyi bir A vitamini kaynağıdır. Ayrıca K vitamini, C vitamini ve potasyum sağlarlar.</p>

<p><strong>*Göz Sağlığı: </strong>Kırmızı havuçtaki beta-karoten vücutta A vitaminine dönüştürülür, bu da sağlıklı gözler ve iyi görüş için çok önemlidir. Gece körlüğü ve yaşa bağlı maküler dejenerasyon gibi durumların önlenmesine yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>*Kalp Sağlığı:</strong> Kırmızı havuçtaki antioksidanlar kardiyovasküler hastalık riskini azaltarak kalp sağlığına katkıda bulunabilir. Kan basıncını düşürmeye ve genel kardiyovasküler fonksiyonu iyileştirmeye yardımcı olabilirler.</p>

<p><strong>*Anti-İnflamatuar Etkiler: </strong>Kırmızı havuçta bulunan antosiyaninler anti-enflamatuar özelliklere sahiptir, bu da vücuttaki enflamasyonu azaltmak ve potansiyel olarak kronik enflamatuar durumların riskini azaltmak için faydalı olabilir.</p>

<p><strong>*Cilt Sağlığı: </strong>Kırmızı havuçtaki antioksidanlar, cildi serbest radikallerin ve UV radyasyonunun neden olduğu hasarlardan korumaya yardımcı olabilir. Daha sağlıklı ve daha genç bir cilde katkıda bulunabilirler.</p>

<p>Kırmızı havuç bu potansiyel sağlık faydalarını sunarken, mucize bir tedavi olmadıklarını ve çeşitli meyve ve sebzeleri içeren dengeli bir diyetin genel sağlık ve refah için en iyi yaklaşım olduğunu belirtmek gerekir. Kırmızı havucu diyetinize dahil etmek, farklı besinlerin ve antioksidanların faydalarından yararlanmanın lezzetli ve renkli bir yolu olabilir.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Nov 2023 13:03:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/kirmizi-havucun-faydalari-saymakla-bitmiyor-1700647402.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabet en çok gözleri etkiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/diyabet-en-cok-gozleri-etkiliyor-3159</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/diyabet-en-cok-gozleri-etkiliyor-3159</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), 14 Kasım Dünya Diyabet Günü ile ilgili yaptığı açıklamada diyabetin en çok görüldüğü Avrupa ülkesinin Türkiye olduğuna dikkat çekerek diyabetinin varlığından habersiz hastaların görme kaybı yaşama riski olduğunu açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), 14 Kasım Dünya Diyabet Günü ile ilgili yaptığı açıklamada diyabetin en çok görüldüğü Avrupa ülkesinin Türkiye olduğuna dikkat çekerek diyabetinin varlığından habersiz hastaların görme kaybı yaşama riski olduğunu açıkladı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) -</strong>Türk Oftalmoloji Derneği, Dünya Diyabet Günü ile ilgili açıklama yaptı.</p>

<p>Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Başkanı Prof. Dr. Nurten Ünlü, diyabetin en çok zarar verdiği organlardan birinin göz olup yüzyılın vebası olarak kabul edilen bu hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, diyabet hastalarının gözlerinden şikayeti olmasa bile yılda en az bir kez göz doktoruna gitmeleri gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>DİYABETTE AVRUPA LİDERİYİZ</strong></p>

<p>Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Başkanı Prof. Dr. Nurten Ünlü, her yıl 14 Kasım’da kutlanan ‘Dünya Diyabet Günü’ ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Ünlü, Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) rakamlarına göre, Türkiye’de 20-79 yaş aralığında tespit edilen yaklaşık 7 milyon diyabet hastası bulunduğunu, bu rakamın toplam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine denk geldiğini ve bu oranla Türkiye’nin diyabet görülme oranının en yüksek Avrupa ülkesi olduğunu ifade etti. &nbsp;</p>

<p>Prof. Dr. Nurten Ünlü, diyabetin basit gelip geçici görme değişikliklerinden, kalıcı görme kaybına kadar geniş bir yelpazede gözlerimizi etkileyeceğini belirti. Diyabetli hastalarda kataraktı daha sık görüldüğünü, onun dışında hastalarda çift görme şikayetleri olabileceğini ifade etti. Ayrıca diyabetik retinopati adı verilen durumun gelişimi sonucu retina kan damarlarında hasarlanma ve anormal yeni kan damarların oluşması ile görme kaybına neden olabildiğini söyledi. “Diyabetik makula ödemi ise diyabetik retinopatinin seyri sırasında herhangi bir zamanda zayıflayan damarlardan sızan kan ve sıvının makula adı verilen görme merkezinde birikmesidir.” bilgisini veren Ünlü şöyle devam etti:</p>

<p>“Diyabetin süresi uzadıkça diyabetik retinopati nedeniyle görme kaybı riski de artar. Diyabete eşlik eden diğer risk faktörleri; yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri, obesite, böbrek hastalığı, kansızlık, uyku apnesi ve gebeliktir. Diyabetik makuler ödemin belirtileri ise bulanık görme, renkleri soluk görme, cisimlerin şekillerini ve boyutlarını farklı görme, görme alanında siyah noktalar, düz çizgileri dalgalı ya da kesik görmedir. Diyabetik hastalarda görme bozukluğu ve körlüğe neden olabilen diyabetik makuler ödem, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde bozar ve hem hastalığın kendisiyle hem de diyabetle başa çıkma olasılığını azaltır. Diyabetik makuler ödem özellikle üretken çağdaki insanlarda görüldüğünden hem bireyin kendisi hem de toplum açısından büyük bir yüke neden olmaktadır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Nov 2023 14:18:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/diyabet-en-cok-gozleri-etkiliyor-1699960686.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş tedavileri de dijitalleşti!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dis-tedavileri-de-dijitallesti-3135</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dis-tedavileri-de-dijitallesti-3135</guid>
                <description><![CDATA[Yeni milenyumda,dijital teknolojiler hem özel, hem de iş hayatımıza yeni fırsatlar ve konfor sunmaya başladı. Teknoloji diş hekimliği alanına da, dijital diş tedavilerinin gelişmesi ile yansıdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni milenyumda,dijital teknolojiler hem özel, hem de iş hayatımıza yeni fırsatlar ve konfor sunmaya başladı. Teknoloji diş hekimliği alanına da, dijital diş tedavilerinin gelişmesi ile yansıdı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dijital dişhekimliği uygulamaları aynı zamanda randevu sayısını, hem de klinikteki her bir seansın süresini azaltıyor.</p>

<p>Özellikle yurtdışından diş tedavisi için gelen hastalara, tedavi sürelerinin kısalığı ve hata payının azlığı sebebi ile daha konforlu sonuçlar sağlıyor.</p>

<p>Doç. Dr. İlhan Metin Dağsuyu, diş hekimliği teknolojisindeki ilerlemeler, teşhisi hızlı ve kolay bir hale getirirken, tedavilerin geleneksel yöntemlerle kıyaslandığında daha verimli ve hata payının az olduğunu kaydetti.</p>

<p><img height="591" src="https://www.igfhaber.com/static/do/doktor-1699511569-230.jpeg" width="750" /></p>

<p>Tedavi bitimi sonrası kalan günler de hastalara, tarihi ve coğrafi özellikleri sebebiyle gezilecek sayısız yere sahip olan İstanbul’da kaldıkları süre içinde hem tatil hem tedavi deneyimini bir arada sunduğunu belirten Doç. Dr. İlhan Metin Dağsuyu, "Digital diş tedavi yöntemi uygulandığında, hastadan ağız içi tarayıcı ile ölçü alınıyor. Bu teknik, geleneksel yöntem olan kaşık yönteminden çok daha az hastayı rahatsız ediyor. Ölçü alımı sırasında oluşan mide bulantısını ortadan kaldırıyor. Aynı zamanda çok daha doğru ağız ölçüsünün alınmasına sebep oluyor. Ağız içi tarayıcı ile ölçü alındıktan sonra, üç boyutlu tasarım yazılımları ile hastanın yüz karakteristikleri dikkate alınarak üretilen Mock-up uygulaması ile daha tedaviye başlamadan kendisi için yapılan gülüş tasarımını hastalar ağzında deneyebiliyor ve değişiklik talep edebiliyor. Hekim de tasarımı hem estetik, hem de teknik kriterler açısından gerçek ağız ortamında değerlendirme imkanı bulmuş oluyor" diye konuştu.</p>

<p>Doç. Dr. Dağsuyu, sağlık turizmi ile gelen hastalarımızın diş tedavilerini, bu teknoloji ile gerçekleştirirken daha kısa sürede, daha estetik ve sağlıkla gülümseyen memnun hasta sayısının gün geçtikçe arttığını söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Nov 2023 13:33:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/dis-tedavileri-de-dijitallesti-1699526002.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>E-sigara kanser riskini arttırıyor, sperm sayısını düşürüyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/e-sigara-kanser-riskini-arttiriyor-sperm-sayisini-dusuruyor-3133</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/e-sigara-kanser-riskini-arttiriyor-sperm-sayisini-dusuruyor-3133</guid>
                <description><![CDATA[E-sigaranın nikotin, diasetil, nikel, kalay, kurşun gibi zararlı maddeler içerdiğini dile getiren uzmanlar, normal sigaralar gibi nikotin içerdiğinden  bağımlılık yapma  etkisinin oldukça yüksek olduğunu da vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>E-sigaranın nikotin, diasetil, nikel, kalay, kurşun gibi zararlı maddeler içerdiğini dile getiren uzmanlar, normal sigaralar gibi nikotin içerdiğinden  bağımlılık yapma  etkisinin oldukça yüksek olduğunu da vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, elektronik sigara ve zararları konusunu değerlendirdi.</p>

<p>Elektronik sigaranın bağımlılık yapan ve nikotin içeren bir sıvının ısıtılarak aerosol (Bir sıvı ya da katının gaz ortamda dağılması) üretmesiyle oluştuğunu ifade eden&nbsp;Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu sıvının içinde farklı miktarlarda sıvı nikotin, propilen glikol,gliserin ve aromalı maddeler bulunur. Kullanan kişiler üretilen bu buharı akciğerine çeker. Nefes verdiğinde ise bu buharı diğer kişiler tarafından solunabilir.” dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1699515239-ayta-atamer-1699521700-128.jpeg" width="750" /></p>

<p>E-sigaranın birçok boyutu ve şeklli ile pili, ısıtma sistemi ve sıvı tutan haznesi var olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Aytaç Atamer, “E-sigara nikotin, akciğer hastalıklarına neden olan kimyasal&nbsp; diasetil, nikel, kalay, kurşun gibi zararlı maddeler içerir. E-sigaranın zararlı etkilerinden&nbsp; bir tanesi de patlamış mısır hastalığı olarak bilinen bronşiolitis obliterans hastalığı. E-Sigara normal sigaralar gibi nikotin içerdiğinden&nbsp; bağımlılık yapma&nbsp; etkisi oldukça yüksek. Nikotin beyinde&nbsp; dopamin salınmasına neden olarak ödül sistemini harekete geçirir ve bundan zevk almasını sağlar. Yanlış bir kanı olarak&nbsp; normal sigaraya göre&nbsp; daha az zararlı değil aksine bağımlılık yapabiliyor. Bu nedenle gençler ve genç yetişkinler için akciğer kanseri yapmayacağı ve akciğer hastalıklarına neden olmayacağı&nbsp; gibi yanlış bir algının kırılması gerekiyor" diye konuştu.</p>

<p>E-sigarada bulunan&nbsp; iki ana bileşen propilen glikol ve bitkisel gliserinin akciğerdeki hücreler için toksik etkisi nedeniyle akciğer hastalıklarına zemin oluşturduğunu da anlatan Prof. Dr. Atamer, e-sigaraların dişlere ve diş etlerine de olumsuz olarak etkisi olduğunu ayrıca diş eti iltihabı ve diş kaybına da uzun vadede neden olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>KADINLARDA ERKEN MENOPOZ VE DÜŞÜKLERE NEDEN OLUYOR</strong></p>

<p>E-sigaranın içerdiği&nbsp; propilen glikol ile akciğerde ciddi hasara neden olabildiğini de vurgulayan Prof. Dr. Atamer, şunları kaydetti:</p>

<p>“Ergen ve genç yetişkinlerde nikotin,&nbsp; beyin gelişmesine zarar verebilir. E-sigara erkeklerde düşük sperm sayısı nedeniyle kısırlığa, kadınlarda erken menopoz ve düşüklere neden olabiliyor. E-sigara hamilelikte bebeğin beyin gelişmini olumsuz etkiliyor. Mesane kanseri, koroner arter hastalığı, kalp krizi ve felç geçirme riskini de artırıyor. E-sigara kimyasal partiküllerden dolayı astım, kronik akciğer hastalığına bağlı olarak akciğer iltihaplanması yani zatürre eğilimini artırıyor. Uzun vadede akciğer kanseri riski de artıyor. Akciğer ortamında bulunan bağışıklık hücrelerini olumsuz etkileyerek akciğer iltihabına neden oluyor.”</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Nov 2023 13:31:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/e-sigara-kanser-riskini-arttiriyor-sperm-sayisini-dusuruyor-1699525902.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ses inceltmek ve kalınlaştırmak isteyenler dikkat! Ses Estetiği nedir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ses-inceltmek-ve-kalinlastirmak-isteyenler-dikkat-ses-estetigi-nedir-3130</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ses-inceltmek-ve-kalinlastirmak-isteyenler-dikkat-ses-estetigi-nedir-3130</guid>
                <description><![CDATA[Ses estetiği nedir, nasıl yapılır? Ses inceltme ve kalınlaştırma nedir? Kimler ses estetiği yaptırabilir? Ameliyattan bir süre sonra sonra ses tekrar eskiye döner mi? Ses estetiği ile ilgili merak edilenleri KBB ve Ses Estetiği Uzmanı Prof. Dr. H. Hakan Coşkun anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ses estetiği nedir, nasıl yapılır? Ses inceltme ve kalınlaştırma nedir? Kimler ses estetiği yaptırabilir? Ameliyattan bir süre sonra sonra ses tekrar eskiye döner mi? Ses estetiği ile ilgili merak edilenleri KBB ve Ses Estetiği Uzmanı Prof. Dr. H. Hakan Coşkun anlattı.</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR - Musa YEŞİLDAĞ - Toprak DOĞAN - Herkes Duysun<br />
BURSA (İGFA) - </strong>Ses, sosyal iletişimde kullanılan önemli araçlardan biridir. Ayrıca bireyin toplumsal statüdeki yerini belirlemede de etkili rol oynar.</p>

<p>Ses estetiği, genel olarak sesinden hoşnut olmayan, kalıcı ses kısıklığı problemi olan, perde bozukluğu veya farklı ses bozukluklarına sahip bireylerin istedikleri sese sahip olmaları için başvurduğu cerrahi bir işlemdir.&nbsp;</p>

<p>Ses estetiği talebinde bulunan kişilerin ses tellerinde başka önemli bir sorun olmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. H. Hakan Coşkun, “Bu muayenehanede şu an ekip olarak çalışıyoruz. Ses hastalarını birlikte değerlendiriyoruz ve tedavilerini planlıyoruz. Birlikte çalıştığımız bir şan hocamız ve dil konuşma terapistimiz var. Bu sayede çok sayıda ses hastasının hem problemlerini gideriyoruz hem de daha güzel bir sese kavuşmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Ses estetiği, kişinin dış görünüşü ile yada hayat tarzı ile daha uyumlu bir sese kavuşması amacıyla ses uyguladığımız kalınlaştırma veya inceltme işlemlerinin tamamıdır.” dedi.</p>

<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/q6lBfeoz2K8" width="640"></iframe></p>

<p><strong>CERRAHİ MÜDAHALE, TERAPİLERLE DEVAM EDİYOR</strong></p>

<p>Ses estetiğinin&nbsp; en önemli parçalarından birinin cerrahi müdahale olduğunu belirten Coşkun, “Ameliyattan sonra bu kişilere aynı zamanda terapiler ve bir takım eğitimler de vererek kavuştukları sesi daha etkin kullanmalarını sağlıyoruz. Çok iri yarı, heybetli görünen bir kişi ince bir sese sahip olduğu zaman o kişinin dış görünüşü ile sesi arasında bir uyumsuzluk meydana geliyor. Bu kişiler genellikle ses kalınlaştırma müdahalesi talebinde bulunuyorlar. Veya baktığınız zaman çok güzel, zarif görünen bir hanım ama sesi dış görünüşü ile uyumlu değil. Bu kişilere de ses inceltme ameliyatları yapıp daha sonra da teknolojinin son ürünü olan yüksek çözünürlüklü kameralarımızla&nbsp; bu kişilerin ses tellerinin detaylı muayenesini yapıyoruz. Ses estetiği talebinde bulunan kişilerin ses tellerinde başkaca önemli bir sorun olmaması gerekiyor. Böyle bir sorun olmadığını anladıktan sonra kişinin ses kaydını alıyoruz ve analizini yapıyoruz. Bu kişinin sesi ne kalınlıkta, harmonikler dediğimiz diğer tonlar nelerdir; onlara bakıyoruz, daha sonra bu kişiye uygun bir ses teli müdahalesi planlıyoruz. Daha sonra ameliyatını gerçekleştiriyoruz. Ameliyattan sonra bir süre ses istirahatı oluyor. Konuşmayı yasaklıyoruz. Daha sonra yavaş yavaş konuşmaya başlatıyoruz. Her hastada gerek olmasa da bazı kişileri ses terapisi ile de destekliyoruz. Kişilere bazı egzersizler gösteriyoruz. Bu sayede seslerini istedikleri gibi daha etkin kullanmalarını sağlıyoruz. Bu birkaç ay alabilen bir süreçtir.” dedi.</p>

<p><strong>SES ESKİ HALİNE DÖNEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Ses estetiği ameliyatından sonra sesin nadiren de olsa eski haline dönebileceğine değinen KBB Uzmanı Prof. Dr. H. Hakan Coşkun şu ifadeleri kullandı:<br />
“Ses inceltme ameliyatlarında ses tellerinin bu kısımlarını birbirine dikiyoruz. Bu dikişlerde açılma olabilir fakat bu %5’ten daha düşük bir ihtimaldir. Bu durum gerçekleşirse, kişinin sesinde kalınlaşma olabilir. Türkiye’de sigara içmek çok sık görülen bir alışkanlıktır. Sesini incelttiğimiz kişiler sigara içmeye devam ederlerse ses tellerinde kalınlaşma meydana gelir. Ses inceltme uyguladığımız kişilerde, gırtlak kıkırdağının bir bölümünü kesip o kıkırdak parçayı içe doğru alıyoruz. Bu kıkırdak parçanın tekrar yerine dönmesi durumunda seste tekrar incelme ortaya çıkabilir ama bunlar genel anlamda %5’ten daha sık görülmeyen durumlardır. Hastaların %95’i ayarladığımız sabit sesle devam ediyorlar.” &nbsp;</p>

<p><strong>KBB VE SES ESTETİĞİ UZMANI PROF. DR. H. HAKAN COŞKUN KİMDİR?</strong></p>

<p>Uzun bir eğitim sürecinden sonra ses hastalıklarına yönelen Prof Dr. H. Hakan Coşkun, 1967 yılında Afyon’da doğdu. İlköğretimi Afyon’da tamamlayan Coşkun, liseyi ise Eskİşehir’de okudu. Coşkun daha sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitimine devam etti&nbsp; ve Bursa’da Kulak Burun Boğaz ihtisasını tamamlayarak burada KBB uzmanı olarak üniversitede çalışmaya başladı.</p>

<p>31 yıl Uludağ Üniversitesi’nde öğretim üyeliği, doçentlik ve profesörlük, anabilim dalı başkanlığı yapan Prof. Dr. H. Hakan Coşkun, 2022 yılında önce üniversiteden emekli oldu.</p>

<p>2002 yılında ses hastalıkları konusunda Amerika’da da bir eğitim alan Coşkun, meslek hayatının 24 yılını ses hastalıkları alanında geçirdi.</p>

<p>Türkiye’ye döndükten sonraki süreçte Türkiye’de ses ile uğraşan az sayıdaki insanlardan biri oldu. Uludağ Üniversitesinde ses konuşma yutma bozuklukları polikliniği açtı ve yaklaşık 20 yıldır bu poliklinik hala faaliyetlerini sürdürüyor.</p>

<p>Coşkun bu çalışmalar neticesinde, 2018 yılında Türkiye Ses Konuşma ve Yutma Bozuklukları Derneği başkanlığına seçildi ve daha sonra görevi kendisinden sonraki başkana devretti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Nov 2023 14:04:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/ses-inceltmek-ve-kalinlastirmak-isteyenler-dikkat-ses-estetigi-nedir-1699441474.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günde 3 fincandan fazla kahve içmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gunde-3-fincandan-fazla-kahve-icmeyin-3125</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gunde-3-fincandan-fazla-kahve-icmeyin-3125</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, osteoporoz riskini azaltmak için sağlıklı beslenmeye yaşamın her döneminde özen göstermek gerektiğini belirterek, yeterli kalsiyum, D vitamini ve protein alımının sağlanması, düzenli egzersiz yapılması ve sigara ile alkol gibi zararlı alışkanlıklardan vazgeçilmesi kemik kalitesinin korunmasına yardımcı olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, osteoporoz riskini azaltmak için sağlıklı beslenmeye yaşamın her döneminde özen göstermek gerektiğini belirterek, yeterli kalsiyum, D vitamini ve protein alımının sağlanması, düzenli egzersiz yapılması ve sigara ile alkol gibi zararlı alışkanlıklardan vazgeçilmesi kemik kalitesinin korunmasına yardımcı olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, güçlü kemikler için dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><img height="522" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1699253527-elif-gizem-o-uz-1699256932-663.jpeg" width="750" /></p>

<p>‘Sağlıklı kemikler’ denildiğinde akla gelen ilk şeyin kalsiyum&nbsp; olduğunu belirten Oğuz, "Zira kemiklerin sağlıklı kalmalarında kalsiyum büyük önem taşıyor. Bu nedenle süt, yoğurt, peynir ve badem sütü gibi kalsiyum açısından zengin gıdaları sofranızda mutlaka bulundurun. Erkeklerin yetişkinlik döneminde günde 1000 mg, kadınların da menopoz öncesi dönemde 1000 mg kalsiyum almaları öneriliyor. Her iki cinsiyette de yaşlılık döneminde günde 1200-1500 mg kalsiyum alınması yararlı oluyor. 1 su bardağı sütün içinde yaklaşık 300 mg, 1 dilim kaşar peynirinde 210 mg ve 1 porsiyon somon balığında yaklaşık 200 mg kalsiyum bulunuyor" dedi..</p>

<p><strong>PROTEİNLİ BESİNLER TÜKETMENİZ ŞART</strong></p>

<p>Kemiğin önemli bir kısmını proteinler oluşturduğuna dikkati çeken Oğuz, "Dolayısıyla kemik sağlığının korunmasında yeterli miktarda protein alınması gerekiyor. Sağlıklı bireyler için kilo başına bir gram protein alımı öneriliyor. Bu da normal kilodaki (65-75 kilo arası) bir kişinin günlük 65 - 75 gram protein almasının kemik sağlığı için yeterli olduğunu gösteriyor. 1 adet orta boy bir yumurtada 6 gram, 100 gram tavukta 20 gram ve 100 gram somon balığında 19 gram protein bulunuyor. Fazla sodyum alımının neden olduğu kalsiyumun idrarla vücuttan atılması, diyetle potasyum alımı artırıldığında azalıyor. Dolayısıyla potasyum osteoporozun önlenmesine katkıda bulunuyor. Bu nedenle osteoporoz riskini azaltmak için sodyum ve potasyum dengesine de önem vermeniz gerekiyor" diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>KAHVEYİ 3 FİNCANLA SINIRLAYIN &nbsp;</strong></p>

<p>Kafeinin fazla tüketiminin idrarla birlikte atılan kalsiyum miktarını arttırdığını vurgulayan Elif Gizem Oğuz, "Diyetiniz yeterli miktarda kalsiyum içerdiği sürece orta derecede kafein tüketimi (günde yaklaşık iki - üç fincan kahve ) zararlı olmayacaktır. Ancak kemiklerinizin güçlü kalması için kafeinde bu miktarı aşmamanız çok önemli.&nbsp; Sigara içerdiği zararlı maddeler nedeniyle vücutta kadmiyum, kurşun ve diğer toksik bileşiklerden oluşan zehirlerin açığa çıkmasına yol açıyor. Besinlerle alınan tuz oranının yüksek olması kalsiyumun emilimini azaltıp vücuttan atılmasını arttırarak kalsiyum metabolizmasını bozuyor. Her 2 bin 290 mg sodyumla yaklaşık 40 mg kalsiyum kaybı gerçekleşiyor. Günde 40 mg kalsiyum kaybı da 10 yılın sonunda&nbsp; kemiklerde yüzde 10’luk kayıpla sonuçlanıyor. Günlük 2 bin 300 miligram (1 çay kaşığı) tuz tüketmeniz yeterli gelecektir. Bu miktar da gün içinde hazırlanan yemeklerle zaten karşılanıyor. Dolayısıyla yemeklere tuz serpmeyin, işlenmiş gıdalardan da kaçının" uyarılarında bulundu.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Oğuz ayrıca, "Eğer güneşe maruziyetiniz sınırlıysa D vitamini takviyeleri kullanmayı ihmal etmeyin ve düzenli egzersiz yapın" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Nov 2023 14:42:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/gunde-3-fincandan-fazla-kahve-icmeyin-1699270956.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tencere yemekleri obeziteyi önlüyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/tencere-yemekleri-obeziteyi-onluyor-3109</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/tencere-yemekleri-obeziteyi-onluyor-3109</guid>
                <description><![CDATA[Yapılan son çalışmalara göre ev dışı hazır gıda tüketimi Avrupa ve ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de artış içinde. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, tencere yemeklerinin pek çok yönüyle hazır yemeklerden çok daha sağlıklı bir seçenek olduğunu belirterek, bu yemekleri tüketmenin pek çok bilimsel çalışmaya göre obezite riskini de azalttığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan son çalışmalara göre ev dışı hazır gıda tüketimi Avrupa ve ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de artış içinde. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, tencere yemeklerinin pek çok yönüyle hazır yemeklerden çok daha sağlıklı bir seçenek olduğunu belirterek, bu yemekleri tüketmenin pek çok bilimsel çalışmaya göre obezite riskini de azalttığını söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Özellikle son yıllarda yaşam tarzlarında yaşanan değişim, online siparişlerle hazır tüketim gıdalara kolay ve hızlı erişim gibi nedenlerle ülkemizde de tencere yemeği hazırlama geleneği gittikçe azaldı.</p>

<p>Bu konuya dikkati çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, tencere yemeklerinin hazır yemeklere göre çok daha sağlıklı piştiğini belirterek, “Tencere yemekleri; çoğunlukla bitkisel sıvı yağlarla yapılması, birçok çeşit besinin bir arada bulunabilmesi, sebze ve bakliyat yemeklerini çeşitlendirmesi, lezzet artırıcı koruyucu katkı maddelerinin kullanılmaması gibi pek çok nedenden dolayı hazır ve ev dışı tüketilen yemeklere göre çok daha sağlıklı pişiyor” dedi.</p>

<p><img height="208" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1698909568-asm-beslenmeuzmanitubaornek-gorseli-1698919270-999.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bazı çalışmalara göre tencere yemeklerinin özellikle çocukların daha az yağlı beslenmelerini sağladığını ve bunun da obezite riskini düşürdüğünü hatırlatan Örnek, “Tencere yemekleri sağlığımız açısından pek çok malzemeyi bir araya getirmekle kalmıyor aynı zamanda tüm aileyi aynı sofrada buluşturarak aslında aile bağlarını da güçlendiren bir etki yaratıyor. Anadolu’nun mutfak kültüründe yüzyıllardır var olan tencere, bugün ülkemizin farklı yörelerinden binlerce çeşit yemeğin de olmazsa olmazı. Binlerce yıl önce insanlığın beslenme şeklini değiştiren, ateş üzerinde pişirilen yemeklerden suda pişirilen yemeklere geçişi sağlayan tencere; farklı malzemelerle yapılan çeşitleriyle günümüz mutfaklarının lezzet şölenlerinin de başrolünde” diye konuştu.</p>

<p><strong>İPUÇLARINI PAYLAŞTI</strong></p>

<p>Tencere yemeklerinin en önemli temel malzemeleri zeytinyağı, kuru soğan, salça/domates ve havuç olduğuna dikkat i çeken Örnek, “Sonbahar ve kış dönemi için ıspanak, pırasa, kereviz, brokoli, pazı, lahana, karnabahar gibi vitamin-mineral deposu ve lif bakımından zengin sebzeleri sıkça tüketmek gerekiyor. Ayrıca lif ve protein açısından zengin olan, kalsiyum, çinko, magnezyum ve demir içeren; kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya ve bezelye gibi kuru baklagilleri yaz/kış demeden haftada ortalama 2 defa tüketmek çok önemli”&nbsp; dedi.&nbsp;</p>

<p>Tencere yemeklerinin tüm faydalarından yararlanmak için yemek yaparken kullanılacak tencerenin hangi malzemeden üretildiğinin de önemli olduğuna dikkat çeken Örnek, “Paslanmaz çelik, dökme demir, granit ve seramik sağlıklı tencere seçimi için en doğru alternatifler arasına giriyor. Teflon veya alüminyum gibi malzemelerle yapılmış ürünleri kullanmaktan kaçınmak gerekiyor” uyarısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Nov 2023 15:51:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/11/tencere-yemekleri-obeziteyi-onluyor-1698929519.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukluk travmaları kekemeliği ortaya çıkarıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocukluk-travmalari-kekemeligi-ortaya-cikariyor-3098</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocukluk-travmalari-kekemeligi-ortaya-cikariyor-3098</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk travmaları kekemeliği ortaya çıkarıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Kişilerin kekemelikleri tıpkı parmak izleri gibi kendine özel</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Kekemelik, konuşma akıcılığının bozulmasıyla karakterize edilen bir dil ve konuşma bozukluğu olarak tanımlanabiliyor. Kekemeliğin doğrudan psikolojik sebeple ortaya çıkar denilemeyecğini belirten Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar,  psikolojik sebeplerin yalnızca varolan akıcılık bozukluğunun şiddeti, sıklığı, ortaya çıkışı gibi özelliklerini etkileyebileceğini söylüyor. Dündar, çocukluk dönemi deneyimleri veya travmalarının kekemeliğin ortaya çıkmasının gözle görünür hale gelmesinde etkili olabileceğine dikkat çekiyor.</strong></p>

<p> </p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar,</p>

<p>kekemeliğin psikolojik nedenleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong>Psikolojik nedenlerle ilişkilendirilebiliyor</strong></p>

<p>Kekemeliğin, konuşma akıcılığının bozulmasıyla karakterize edilen bir dil ve konuşma bozukluğu olarak tanımlanabileceğini ifade eden Dündar, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Akıcılık bozukluklarından olan kekemelik genetik faktörler, beyin işlevleri, çevresel koşullar ve dil gelişimi gibi çeşitli faktörlerle ilişkilendirildiği gibi psikolojik nedenlerle de ilişkilendirilebilir. Ancak kekemelik doğrudan psikolojik sebeple ortaya çıkar diyemeyiz. Psikolojik sebepler yalnızca var olan akıcılık bozukluğunun şiddeti, sıklığı, ortaya çıkışı gibi özelliklerini etkileyebilir.”  </p>

<p><strong>Çocuklu dönemi travmaları etkili mi?</strong></p>

<p>Kekemeliğin ortaya çıkmasında çocukluk dönemi travmalarının rolüne işaret eden Dündar, “Çocukluk dönemi deneyimleri veya travmaları, hayatımızın pek çok alanını olduğu gibi dil ve konuşma gelişimimizi de etkileyebilir ancak kişide kekemeliği yoktan var etmez. Bunun yerine kekemeliğin ortaya çıkmasının gözle görünür hale gelmesinde etkili olabilir ya da belirtileri olumsuz anlamda tetikleyebilir.” şeklinde ifade etti.</p>

<p><strong>Terapi süreci kişiye özel</strong></p>

<p>Kekemeliğin tedavisi hakkında bilgi veren Dündar, “Kişilerin kekemelikleri tıpkı parmak izleri gibi özgündür bu sebeple de terapi süreçlerinin de aynı şekilde kişiye özel olması gerekir. Bu alanda kullanılan, konuşmanın daha akıcı gelmesini hedefleyen teknikleri içeren pek çok yaklaşım olmakla birlikte izlenecek en doğru yol bir dil ve konuşma terapistinden değerlendirme alarak kekemeliğin ve kişinin özelliklerine uygun bir terapi planlaması yapmak olacaktır.” dedi.</p>

<p><strong>Erken müdahale son derece önemli</strong></p>

<p>Kekemelik tedavisinde erken müdahalenin önemine de vurgu yapan Dündar, şunları kaydetti:</p>

<p>“Erken müdahale, kekemeliğin etkilerini azaltmak ve terapi sürecini kolaylaştırmak açısından büyük önem taşır. Kekemelik belirtilerinden şüphelenildiğinde, ebeveynlerin bir dil ve konuşma terapisi uzmanına başvurması ve terapist ile iş birliği içinde çocuğu desteklemesi son derece önemlidir. Bu süreçte ebeveynler sabırlı ve destekleyici olmalı, çocuğun konuşma akıcılığının ve kendine güveninin arttırılmasına zemin hazırlayacak bir ortam oluşturmalıdırlar. Tüm bunların temelinde de uygun dil ve konuşma terapisi seçeneklerine erişim sağlanmasını içeren bir yaklaşım benimsenmelidir.”</p>

<p>Dündar, yetişkinlik döneminde kekemelikle başa çıkmak, dil ve konuşma terapisi sürecine değinerek, “Yetişkinlik döneminde kekemelikle başa çıkmak bazen zor olabilir çünkü bu durum sosyal etkileşimler ve mesleki başarılar üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ancak bu terapi sürecinin de fayda sağlamayacağı anlamına gelmemektedir. Kişiye uygun sürecin doğru şekilde bir dil ve konuşma terapisti ile planlanması, bireyin günlük yaşamına uyarlanması, kişinin iş ve sosyal hayatını da içine alacak şekilde destekleyici bir yaklaşım benimsenmesi ile yetişkinlik döneminde de kekemeliğin yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkileri ile baş etmek mümkündür.” şeklinde sözlerini tamamladı. Doi numarası: <a data-link-id=”260” href=”https://doi.org/10.32739/uha.id.42724” rel=”noopener noreferrer” target=”_blank”>https://doi.org/10.32739/uha.id.42724</a></p>

<p> </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Oct 2023 15:42:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/10/cocukluk-travmalari-kekemeligi-ortaya-cikariyor-1698756123.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de en çok burun ameliyatı yapılıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/turkiyede-en-cok-burun-ameliyati-yapiliyor-3038</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/turkiyede-en-cok-burun-ameliyati-yapiliyor-3038</guid>
                <description><![CDATA[Estetik operasyonlar sosyal medyanın etkisiyle gün geçtikçe popülerleşiyor. Bu nedenle sosyal medya estetik algıların belirlenmesinde de çok önemli bir rol oynuyor. Peki en çok tercih edilen ameliyat bölgeleri hangileridir? Ameliyatlardan sonra nelere dikkat edilmeli?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Estetik operasyonlar sosyal medyanın etkisiyle gün geçtikçe popülerleşiyor. Bu nedenle sosyal medya estetik algıların belirlenmesinde de çok önemli bir rol oynuyor. Peki en çok tercih edilen ameliyat bölgeleri hangileridir? Ameliyatlardan sonra nelere dikkat edilmeli?</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR - M.Taha ÇELİKBAŞ - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Estetik ve Plastik Cerrahı Op. Dr. Ömer Buhşem, merak edilen soruların cevaplarını Herkes Duysun mikrofonuna açıkladı.</p>

<p>Estetik ameliyat tercihlerinin her ülkede değişiklik gösterdiğine dikkat çeken Buhşem, “Türkiye’de burun ameliyatları birinciliği kaybedecek gibi görünmüyor. Burunlarımız genel dünya burun konseptine ve beğenisine biraz aykırı. Kemerli, kalın, etli ve burun ucu biraz düşük olduğu için burun ameliyatı en çok tercih edilendir diyebiliriz.” dedi.</p>

<p><strong>“7 YAŞINDA BİR ÇOCUK KEPÇE KULAK AMELİYATI OLABİLİR”</strong></p>

<p>‘Estetik ameliyatlarda yaş sınırı nedir?’ sorusunu cevaplayan Op. Dr. Ömer Buhşem, “Yapılan ameliyat keyfe keder bir ameliyat mıdır? Yoksa başka amaçlar var mıdır? Buna göre değişir. Mesela kepçe kulağı olan bir çocuk düşünelim. Bu kepçe kulağı olan bir çocuğun ameliyatı bana göre estetik değildir. 6-7 yaşında bu ameliyatları yapıyoruz çünkü ilkokulda çocuklar acımasızdır, dalga geçebilir ve onu hor görebilirler. Bu psikolojik hasar bırakabilir. Bunu 7 yaşına varmadan ameliyat ediyoruz. Dolayısıyla biraz ameliyatın çeşidine bağlı ama burunda şekil bozukluğu var ise bunu o kadar erken dönemde yapmak istemiyoruz. Burnun gelişim süreci ile kulak gelişimi aynı değildir. Bazı ameliyatlar erken dönemde yapılabilir ama bazılarında kesinlikle 18 yaşını bekliyoruz.” diye konuştu.</p>

<p><iframe allowfullscreen="allowfullscreen" frameborder="0" height="360" src="//herkesduysunn.web.tv/embed/b0nltjyb3o6?autoplay=1&mute=0" width="640"></iframe></p>

<p><strong>EN ÇOK HANGİ YAŞ ARALIĞI TERCİH EDİYOR?</strong></p>

<p>Op.Dr. Ömer Buhşem, estetik ameliyat yaşının giderek düştüğüne değinerek, “Eskiden 35 yaş üzeriydi. Yaşlanma ve gebelik sonrasında bazı deformasyonlara dayanıyordu. Şimdi 18 yaşını doldurduğu gibi estetik ameliyat için gelenler var. Burun, çene ve badem göz, çekik göz gibi ameliyatlar sık tercih ediliyor. Sosyal meydanında yaygınlaşması ile beraber yaş geriye doğru gidiyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“SOSYAL MEDYADAKİ GÖRSEL İÇERİKLERİN %90’I YANILTICI”</strong></p>

<p>İstediğiniz ameliyatla ilgili beklentilerin gerçekçi olması gerektiğini vurgulayan Buhşem, “Estetik ameliyata karar verirken dikkat edilmesi lazım. İstediğiniz şeyle ilgili beklentilerinizin gerçek olması gerekiyor. Sosyal medyada ki görsel içeriklerin yüzde 90’ı yanıltıcı görsellerdir. Işık oynamaları var, hatta öyle şeyler görüyoruz ki, ayaktayken ve yatarken fotoğraf çekilmiş ve bu şekilde öncesi, sonrası yapılmış. İnsanların beklentilerinin gerçekçi olmayacak şekilde yükselmesine neden oluyor. Beklentiniz gerçekçi değilse sonuçtan da mutsuz oluyorsunuz, iyi bir şekilde bilgilendirilmeniz gerekiyor. İşin uzmanına gitmeniz gerekiyor. Estetik amaçlı botoks, dolgu gibi enjeksiyon uygulamaları bu hekimler tarafından yapılmalıdır. Komplikasyonu tedavi edebilmekte oldukça önemlidir. Plastik cerrah, siz burnunuzu kaybetseniz bile o burnu yeniden yapabilmelidir.” diye ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Oct 2023 12:10:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/10/turkiyede-en-cok-burun-ameliyati-yapiliyor-1696842609.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İyot eksikliği yaşayanlar brokoli ve ıspanak tüketmemeli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/iyot-eksikligi-yasayanlar-brokoli-ve-ispanak-tuketmemeli-3015</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/iyot-eksikligi-yasayanlar-brokoli-ve-ispanak-tuketmemeli-3015</guid>
                <description><![CDATA[İyot, tiroid bezinin büyüme, beyin gelişimi ve enerji metabolizmasının hızından sorumlu tiroid hormonlarını üretebilmesi için gerekli bir mineraldir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İyot, tiroid bezinin büyüme, beyin gelişimi ve enerji metabolizmasının hızından sorumlu tiroid hormonlarını üretebilmesi için gerekli bir mineraldir.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> İyotun vücutta eksik olmasının tiroid hormonu seviyelerinin düşmesine neden olarak çeşitli sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “İyot eksikliği yaşayan kişiler brokoli, ıspanak, kara lahana, karnabahar, soya fasulyesi, şalgam ve turp gibi besinleri tüketmemeli. Bu besinler iyotun tiroid bezinde tutulmasını zorlaştırır ve guatr hastalığının oluşmasına neden olabilir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Yetişkin bir insanın günde 150 mcg iyot tüketmesi önerilir. Hamilelerde bu miktar 220 mcg, emziren annelerde ise 290 mcg’dir. İyot eksikliği yaşamamak ya da varsa mevcut eksikliği gidermek için iyot açısından zengin besinlerin diyete dahil edilmesinin ilk adım olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Toplumda görülen iyot eksikliğini gidermek adına normal tuz içerikleri iyotlu tuza çevrilmiştir. İyot eksikliğinin kontrol altına alınmasında iyotlu tuz kullanmak gerekli. Ancak iyotlu tuz ısı, nem ve ışıktan etkilenir. Bu nedenle kapaklı bir kapta, dolapta ve kuru bir ortamda muhafaza edilmeli. Ayrıca yemeklere piştikten sonra ya da sofrada tuz eklenmeli. Bunun yanında deniz yosunları, Morina balığı, ton balığı ve karides gibi iyot içeren deniz ürünleri, süt, yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri ve yumurta da iyot bakımından zengin ürünler arasında yer alıyor” diye konuştu.</p>

<p><img height="274" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1696226506-asm-eyyupkenanozok-gorseli-1696237827-338.jpeg" width="750" /></p>

<p>İ<strong>YOT EKSİKLİĞİ DEPRESYON VE ENERJİSİZLİK OLARAK BELİRTİ GÖSTEREBİLİR</strong></p>

<p>Düşük iyot alımı, hamilelik, sigara, florür ve klorlu su ve Brassica ailesinden (karnabahar, brokoli, kale, lahana, Brüksel lahanası) sebzelerin çiğ olarak tüketilmesinin iyot eksikliğinin başlıca nedenleri arasında olduğunu paylaşan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “İyot eksikliğinin belirtileri arasında baş dönmesi, bayılma, ciltte kuruluk, depresyon, enerjisizlik, kabızlık, kilo alma, kolesterol yüksekliği, saç dökülmesi, unutkanlık, üşüme, yorgunluk, el ve ayakların soğuk olması, tekrarlayan enfeksiyonlar, kabızlık, kas güçlüğü, eklem katılığı ve böbrek işlevlerinde azalma sayılabilir” dedi.</p>

<p>Dr. Eyyüp Kenan Özok, vücutta iyot eksikliği belirtilerinin kısa sürede kontrol altına alınmazsa kişide tiroid kanseri, erken doğum veya düşük, kadınlarda kısırlık, sinir sistemi rahatsızlıkları, büyümede gerilik, zihinsel bozukluklar, yumurtalık kanseri, tiroide bağlı otoimmün hastalıklar, prostat kanseri, kalpte büyüme, meme kanseri, kalp yetmezliği gibi rahatsızlıkların görülebildiğini veya varolan hastalıkların kötüleşebildiğini de vurguladı.</p>

<p><strong>İYOTUN 6 YARARI</strong></p>

<p>1. Metabolizma hızının kontrolü – optimal enerji düzeyi: İyot tiroid bezlerinin çalışmasını etkilediği için, vücudun bazal metabolik hızının kontrolünden doğrudan sorumludur.</p>

<p>2. Kanserden korunma – meme kanserinin önlenmesi: İyot, kanserli hücrelerin kendi kendini öldürmesi demek olan apoptozu (planlı hücre ölümü) teşvik eder. Mutasyona uğramış hücrelerin yok edilmesine yardımcı olurken sağlıklı hücrelere zarar vermez. İyottan zengin gıdaların meme tümörü gelişmesini baskıladığını gösteren kanıtlar vardır.</p>

<p>3. Detoks özelliği: İyot vücuttan kurşun, cıva gibi ağır metallerin ve başka biyolojik toksinlerin atılmasını sağlayabilir. İyodun meme bezlerinin sağlığı, midede yerleşen gastrit ve mide kanseri nedeni Helicobacter pylori bakterisine karşı antibakteriyel etki göstermesi, antioksidan etkileri gibi tiroid dışı birçok yararı vardır.</p>

<p>4. Bağışıklık: İyot bağışıklığı destekler. Serbest hidroksil radikallerini yakalar. Antioksidan aktiviteyi uyararak ve artırarak kanser ve kalp hastalığı gibi kronik hastalıklara karşı korunmayı sağlar.</p>

<p>5. Cilt, saç ve diş sağlığı: Kuru, tahriş olmuş, pullanan ve enflamasyonlu bir cilt yapısı iyot eksikliğinin sık rastlanan bir belirtisidir. İyot parlak bir cilt, canlı saçlar ve sağlıklı dişler için önem taşıyan bir eser mineraldir. İyot eksikliği saç dökülmesi nedenidir.</p>

<p>6. Büyüme ve gelişme: Bebeklikte ve büyüme çağında yeterli iyot alınmaması veya hamilelerdeki iyot eksikliği önemli bir büyüme-gelişme geriliği nedenidir. İyot eksikliğinin aşırı olması kretinizm denen ağır bir gerilik tablosuna neden olur. Bu noksanlıkların önlenmesi için hamilelerde ve büyüme çağında iyot desteği önemli bir konudur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 13:08:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/10/iyot-eksikligi-yasayanlar-brokoli-ve-ispanak-tuketmemeli-1696241281.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Alpay Azap: Aşının içeriği her sene yenileniyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/prof-dr-alpay-azap-asinin-icerigi-her-sene-yenileniyor-2990</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/prof-dr-alpay-azap-asinin-icerigi-her-sene-yenileniyor-2990</guid>
                <description><![CDATA[Her yıl havalar soğumaya başladığında grip virüsü ülke gündeminde yer alıyor. İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, gripten korunmak için ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapılması gerekenleri Herkes Duysun’a anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl havalar soğumaya başladığında grip virüsü ülke gündeminde yer alıyor. İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, gripten korunmak için ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapılması gerekenleri Herkes Duysun’a anlattı.</p><p><strong>İlminur ATÇI - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Grip, ani gelişen yüksek ateş, öksürük, titreme, kas ağrıları ve burun akıntısı gibi semptomlarla ortaya çıkan, influenza A ve B virüslerinin neden olduğu bulaşıcı bir viral enfeksiyondur. Genellikle kendi kendine iyileşme eğilimi gösteren grip, özellikle bebekler, bağışıklık sistemi düşük kişiler ve yaşlılarda daha şiddetli bir şekilde seyredebilir.</p>

<p>Grip hastalığının bu yıl salgın boyutunda olup olmayacağını söylemenin daha erken olduğunu söyleyen Prof. Dr. Alpay Azap, “Dolaşan grip virüsleri, her sene 4 farklı grip virüsü olarak ortaya çıkar. 2 tane A sınıfından, 2 tane de B sınıfından grip virüsü dolaşır. Bu dolaşacak olan virüslerin önceki yıllardan ne kadar farklılaştığına bağlı olarak sayı artar.&nbsp; Virüs çeşidine göre değişiyor ama geçen sene olanlara çok benziyorlarsa, toplum bağışıklığı ve kitle bağışıklığı sayesinde vaka sayıları çok artmaz. Virüste değişim çok olduğunda artan vaka sayılarıyla karşılaşabiliriz" diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/sc/screenshot-2023-09-26-at-12-08-55-azap-asinin-icerigi-her-sene-yenileniyor-1695712097-76-x750-webp-webp-resmi-750-500-piksel-1695719357-411.png" width="750" /></p>

<p><strong>“HER SENE AŞININ İÇERİĞİ YENİLENİYOR”</strong></p>

<p>Her sene aşının içeriğinin yenilendiğini vurgulayan Azap, “Risk grubunda bulunanlar 65 yaş üstündeki kişiler, hamileler ve 5 yaşının altındaki çocuklardır. Ekim başında bu risk grubundaki kişilerin, grip aşılarını mutlaka olmalarını öneriyoruz.&nbsp; Yani gebeler, 65 yaş üstündeki bağışıklığı baskılanmış kişiler ve özellikle 5 yaşın altındaki küçük çocuklar grip aşısı olmalılar. Grip aşılarıyla ve Covid-19 aşılarıyla ilgili birçok şey söyleniyor. Bunlara&nbsp; lütfen dikkatli yaklaşın, birçoğu doğru değil. Elbette ki tıpta her uygulamanın yan etkisi vardır. Bu aşıların da yan etkileri var ve bu etkiler daha çok lokal ve geçici yan etkilerdir. Kalp krizi ve felç gibi ciddi yan etkileri bulunmuyor. Dolayısıyla aşılar son derece güvenli. Biz grip aşılarına sadece grip önleyici değil kalp krizini önleyici aşılar da diyoruz. O yüzden aşılarınızı olun.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“D VİTAMİNİN BESİNLERDEN ALAMAYABİLİRLER”</strong></p>

<p>Bir tek D vitaminini besinlerden alınamayacağını ve D vitaminini vücudumuzda sentezleyebilmemiz için güneş ışınlarına ihtiyacımız olduğunu belirten Azap, D vitamini için kişiler güneş ışığından faydalanamıyorsa, takviye olarak D vitaminini dışarıdan alabiliriler. D vitamininin aşırı alınması başka problemler oluşturabilir. Bu nedenle doktora danışmadan D vitamini dışarıdan almasınlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p>İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, gripten korunmak için ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapılması gerekenler hakkında şöyle konuştu:</p>

<p>“Grip aşısı dışında farklı korunma yöntemi olarak çok özel durumlarda gribe etkili ilaçları koruma amaçlı veriyoruz. Mesela aynı evde bir kişi grip oluyor, o evde bağışıklığı baskılanmış bir başka kişi yaşıyor. Örneğin; organ nakli yapılmış ya da kanser hastası olan birisi yaşıyorsa aşıyla oluşacak bağışıklık için zamana ihtiyacımız oluyor. Çünkü aşı bir hafta, on gün önce koruma sağlamıyor. Böyle durumlarda bu riskli kişiye ilaçla koruma yapabiliyoruz. Aşı ve ilaç dışında tıpkı Covid-19’dakii gibi maske, mesafe, havalandırma, temas süresini kısa tutma ve temizlik gripten korunma için gerekli. Takviye gıdaları hiçbir şekilde önermiyoruz. Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış 3 şey var. Bunlar:</p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dengeli beslenme: </strong>Özellikle meyve, sebze, karbonhidrat, protein ve yağ gibi besinleri dengeli bir şekilde tüketmek, vitamin eksikliğini kesin olarak önleyecektir.</p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Düzenli egzersiz: </strong>Haftada en az üç gün 50’şer dakika olmak üzere düzenli egzersiz yapılmalıdır.</p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Uyku:</strong> Az uyumamak, bağışıklık sistemini kesin olarak hem enfeksiyonlardan hem kanserlerden koruyacaktır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Sep 2023 13:53:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/09/prof-dr-alpay-azap-asinin-icerigi-her-sene-yenileniyor-1695725609.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim geçişlerinde vücut direncinizi korumaya dikkat edin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/mevsim-gecislerinde-vucut-direncinizi-korumaya-dikkat-edin-2981</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/mevsim-gecislerinde-vucut-direncinizi-korumaya-dikkat-edin-2981</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Hemşire Ayşe Şengel, mevsim geçişlerinde daha sık görülen viral hastalıklardan korunmanın yolunun bağışıklığı güçlü tutmaktan geçtiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Hemşire Ayşe Şengel, mevsim geçişlerinde daha sık görülen viral hastalıklardan korunmanın yolunun bağışıklığı güçlü tutmaktan geçtiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Mevsim geçişlerinde gün içinde yaşanan sıcaklık farkları, beslenmemizdeki değişimler, okulların açılması gibi birçok faktör hastalıklara davetiye çıkarıyor.</p>

<p>Soğuk algınlığı, grip, farenjit, bronşit ve benzeri hastalıklar mevsim geçişlerinde daha sık görülüyor. Mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunmanın bağışıklık sistemini güçlü tutmada en önemli unsur olduğunu hatırlatan Bir Adım Sağlık CEO'su Uzm. Hemş. Ayşe Şengel, kişide vücut kırgınlığı ve kas ağrısı ile birlikte 39-40 dereceyi bulan yüksek ateş, titreme, üşüme, boğaz ağrısı, öksürük, balgam gibi şikayetler de varsa mutlaka doktora başvurmak gerektiğinin de altını çiziyor.</p>

<p>Şengel, bu dönemde özellikle 65 yaş üzerindekiler, bebekler, çocuklar ve hamileler, kanser hastaları, şeker ve kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerin yüksek risk altında olduğunu belirtti.</p>

<p>“Vücut direncinizi korumak için dengeli ve sağlıklı beslenmeye, bol su tüketmeye dikkat edin" diyen Uzman Hemşire Şengel, mevsim geçişlerinde hasta olmamak için önerilerini ise şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Düzenli spor yapın.</li>
 <li>Bol sıvı tüketerek sağlıklı beslenmeye dikkat edin.</li>
 <li>Uyku kalitesine önem vererek yeterli uyumaya özen gösterin.</li>
 <li>Hijyene dikkat edin, ellerinizi sık sık yıkayın. Çevrenizde hasta birisi varsa, kalabalık ortamlarda mutlaka maske kullanın.</li>
 <li>Sigara ve alkolden uzak durun.</li>
 <li>Vitamin ve mineral seviyesinizi kontrol ettirin, gerekirse hekim önerisiyle takviye kullanın.</li>
 <li>Evinizi, çalıştığınız ortamı sık sık havalandırın.</li>
 <li>Klima kullanımına dikkat edin. Klima kullanırken ısıyı bir anda düşürmek yerine ısıyı aşamalı olarak azaltın. Mümkünse uyurken klimayı kapatın.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Sep 2023 15:51:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/09/mevsim-gecislerinde-vucut-direncinizi-korumaya-dikkat-edin-1695646265.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hemodiyaliz tedavi sürecini iyileştirecek önemli proje</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/hemodiyaliz-tedavi-surecini-iyilestirecek-onemli-proje-2972</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/hemodiyaliz-tedavi-surecini-iyilestirecek-onemli-proje-2972</guid>
                <description><![CDATA[Bilim insanları yapay böbrek olarak bilinen hemodiyaliz sistemleri için yeni bir malzeme geliştirdi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Acil Araştırma ve Geliştirme Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenecek proje Türkiye’nin köklü üniversitelerinden akademisyenleri bir araya getiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları yapay böbrek olarak bilinen hemodiyaliz sistemleri için yeni bir malzeme geliştirdi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Acil Araştırma ve Geliştirme Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenecek proje Türkiye’nin köklü üniversitelerinden akademisyenleri bir araya getiriyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Yürütücülüğünü Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Meriç Hasanoğlu’nun yaptığı “Bakteriyel Selüloz Tabanlı Metal Organik Kafes Hibrit Membranların Yapay Böbrek Uygulamalarında Kullanımı “ adlı proje ile hemodiyaliz işlemlerinde kanı toksinlerden ayırma performansının arttırılması hedefleniyor.</p>

<p>Dünyada 2 milyondan fazla insanın kronik böbrek yetmezliğinden dolayı hemodiyaliz tedavisi gördüğünü bu nedenle projenin hayata geçirilmesinin özellikle önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Ayça Meriç Hasanoğlu, “Yapay böbrek olarak da bilinen hemodiyaliz, kanın vücut dışında bir makine aracılığıyla filtre edilerek temizlenmesinin ardından tekrar dolaşım sistemine verilmesi yöntemidir. Bu filtrasyon işlemi, polimerik ince filmler olan membranlar sayesinde gerçekleşir. Hemodiyaliz işlemlerinde kullanılan membranlarınbiyouyumluluğu ve kanı toksinlerden ayırma performansı oldukça önemlidir. Biyomedikal ayırma işlemlerinde kullanılan mevcut membranlara alternatif olarak işlem kalitesini artıracak bir malzeme üzerinde çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Hemodiyaliz uygulamasında kullanılanmembranmalzeme özelliklerinin istenmeyen reaksiyonlara neden olabileceğini aktaran Hasanoğlu, “Kullanılan membran malzeme biyouyumlu değilse kanın pıhtılaşmasına, kan proteinlerinin malzeme yüzeyinde toplanarak adezyonuna ve kanda istenmeyen reaksiyonlara sebep olabilir. Bu gibi sorunların çözümü için yüksek biyouyumluve toksinlere karşı üstün ayırma özellikleri gösteren selülozik bir malzeme geliştirilecek.”dedi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Sep 2023 12:27:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/09/hemodiyaliz-tedavi-surecini-iyilestirecek-onemli-proje-1695634029.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Alpay Azap: Kuduz yüzde 100 öldürücü hastalıktır</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/prof-dr-alpay-azap-kuduz-yuzde-100-oldurucu-hastaliktir-2953</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/prof-dr-alpay-azap-kuduz-yuzde-100-oldurucu-hastaliktir-2953</guid>
                <description><![CDATA[Kuduz hastalığının yaygınlaşması nedeniyle yaşamını yitiren vatandaşlar, ülke gündeminde önemli bir yer alıyor. İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, kuduzun nasıl bir hastalık olduğunu ve bu hastalık şüphesinde neler yapılması gerektiğini Herkes Duysun’a anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kuduz hastalığının yaygınlaşması nedeniyle yaşamını yitiren vatandaşlar, ülke gündeminde önemli bir yer alıyor. İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, kuduzun nasıl bir hastalık olduğunu ve bu hastalık şüphesinde neler yapılması gerektiğini Herkes Duysun’a anlattı.</p><p><strong>İlminur ATÇI - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Kuduz hastalığının genelde tek tek vakalar halinde görüldüğünü, bazı zamanlarda ise vaka sayılarında ciddi artış olabileceğini ancak bu durumun salgın olarak nitelendirilemeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Alpay Azap, salgın denildiğinde akıllara COVID'de yaşandığı gibi bir hafta içerisinde on binlerce insanın hastalandığı durumlar geldiğine dikkati çekti.</p>

<p>"Kuduz hastalığında böyle bir durum asla söz konusu olmaz" diyen Azap, "Kuduz, insandan insana bulaşan bir hastalıktır. Kuduz hastalığıyla enfekte olmuş, belirtileri görülen kişilerden bulaşır. Covid’deki gibi taşıyıcılık ya da kuluçka dönemi olmaz. Kuduz olan birinin salgılarıyla herhangi bir temas içerisinde bulunulduğu zaman sağlıklı olsa dahi kişiye bu hastalık bulaşabilir. Bu bir ısırık olabilir. Salgıların yüze göze sıçraması gibi şeyler ile özellikle de tükürük salgısıyla da bulaşır.” dedi.</p>

<p><strong>“KUDUZ YÜZDE 100 ÖLDÜRÜCÜ BİR HASTALIKTIR”</strong></p>

<p>Kuduz hastalığının insandan insana kolaylıkla bulaşamayacağını vurgulayan Azap, “Kuduz hastalığı, esas olarak yabani memelilerin özellikle de vahşi tilki, çakal, kurt gibi hayvanların hastalığıdır. Yabani hayvanlar arasında dolaşır ve köpek, koyun ve keçi gibi hayvanlar tesadüfen bu yabani hayvanlar tarafından ısırıldıklarında enfekte olurlar. Yani kuduz hastalığına yakalanırlar. İnsanlara da kurt, tilki ya da çakal gibi yabani hayvanlardan bulaşmaz. Temas halinde olunan, kuduz hastalığına sahip köpek ve besi hayvanlarından bulaşır. Kuduz hastalığına asıl sahip olan hayvanlar tilki ve çakal gibi yabani hayvanlardır. Daha doğrusu taşıyanlar demeyelim çünkü yabani hayvanlar da kuduz olduklarında birkaç gün içerisinde ölürler. Kuduz yüzde yüz öldürücü bir hastalıktır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“KUDUZUN TEDAVİSİ MAALESEF YOK”</p>

<p>Kuduz hastalığının herhangi bir tedavisinin olmadığını belirten Azap, “Önceden yılda bir-iki vaka görülürken şimdi yılda üç-beş vaka görülüyor. Bu durum bize hayvanlar arasında kuduz vakalarının arttığını söylüyor. Yabani hayvanlar ve onların hastalığı bulaştırdığı evcil hayvanlar... Bu sebeple de insan vakalarında artış oluyor. Tabii ki hoş bir şey değil. Çünkü kuduzun tedavisi maalesef yok. Bir insana kuduz tanısı koyulduğunda onu tedavi etmek için bir takım ilaçlar var ama bunlar maalesef başarılı olmuyor ve ölüm kaçınılmaz oluyor.” diye konuştu.</p>

<p>İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, kuduz hastalığından nasıl korunulacağını ve kuduz olmuş bir hayvan tarafından ısırıldıktan sonra neler yapılması gerektiğini de şöyle anlattı:</p>

<p>“Kuduz hastalığından korunmak için yabani hayvanlardan olabildiğince uzak durmak lazım. Şüpheli temas durumunda, özellikle ısırıklarda yapılması gereken ilk ve en önemli şey o bölgeyi bol sabunlu suyla güzelce yıkamaktır. Bölgeyi iyice yıkamanın hemen ardından bir sağlık kuruluşuna giderek kuduz aşısı olmak gerekir. Kuduz vakalarını azaltmak için yapılması gereken esas şey, bu yabani hayvanlardaki kuduzu önlemek. Onları da aşılamak mümkün tabii ama tek tek yakalamak ve aşılamak mümkün değil. Onun için helikopter ya da uçaklar ile dağlık alanlara, bu hayvanların yaşadığı yerlere aşılı yemler atılıyor. Bu şekilde bir aşılama yaparak en azından doğadaki sıklığını azaltmaya çalışıyoruz ki sonrasında insanlara daha az bulaşsın. Fakat bir süredir bu işlem Türkiye’de yapılmıyor. Zaten vaka artışı da bunu gösteriyor.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Sep 2023 02:42:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/09/prof-dr-alpay-azap-kuduz-yuzde-100-oldurucu-hastaliktir-1695080542.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer başlangıcı depresyonla karıştırılıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/alzheimer-baslangici-depresyonla-karistiriliyor-2951</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/alzheimer-baslangici-depresyonla-karistiriliyor-2951</guid>
                <description><![CDATA[Alzheimer hastalığı ile diğer nörolojik hastalıkların karıştırılmaması gerektiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, “Alzheimer hastalığının diğer nörolojik hastalıklardan en önemli farkı, beynin gövdeyle ilişkilerine dokunmayıp, beynin başta hafıza olmak üzere zihinsel işlevlerini etkilemesi ve bunun yanısıra davranışlarda ve gündelik yaşam alışkanlıklarında bozukluklar yapmasıdır.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığı ile diğer nörolojik hastalıkların karıştırılmaması gerektiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, “Alzheimer hastalığının diğer nörolojik hastalıklardan en önemli farkı, beynin gövdeyle ilişkilerine dokunmayıp, beynin başta hafıza olmak üzere zihinsel işlevlerini etkilemesi ve bunun yanısıra davranışlarda ve gündelik yaşam alışkanlıklarında bozukluklar yapmasıdır.” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Alzheimer hastalığı diğer nörolojik hastalıklarla birlikte görülebiliyor.</p>

<p>Konuyla ilgili Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığı ve diğer nörolojik hastalıkların farkları ve benzerlikleri konusunda bilgiler verdi.</p>

<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, Alzheimer hastalığı ile diğer nörolojik hastalıkların farkları ve benzerlikleri konusundaki bilgilerin kapsamlı bir kitabın içeriğini oluşturacağını ifade ederek, “Dahası bu tür bilgiler için sadece nöroloji uzmanı olmak yetmez aynı zamanda psikiyatri, iç hastalıkları ve genetik uzmanlığı da gerekir” dedi.</p>

<p><img height="752" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1695031239-o-uz-tanr-da-2-1695044967-866.jpeg" width="750" /></p>

<p>“Kısaca, Alzheimer hastalığının diğer nörolojik hastalıklardan en önemli farkı; beynin gövdeyle ilişkilerine dokunmayıp beynin başta hafıza olmak üzere zihinsel işlevlerini etkilemesi ve bunun yanısıra davranışlarda ve gündelik yaşam alışkanlıklarında bozukluklar yapmasıdır" diyen Tanrıdağ, "Bunun nedeni hastalığın beyinde zihinsel işlevlerle ilgili bölgelerde etkili olmasıdır. Bunların başında da hastalığın yakın dönem hafızayla ilgili olan temporal lobların içinde bulunan hipokampustan başlaması ve bağlantı yolları üzerinden ilerlemesidir” dedi.</p>

<p>Bu özelliklerin Alzheimer hastasının görünümünü ve nörolojik muayenesini Parkinson hastalığı, MS, ALS, inme, epilepsi, kas ve sinir hastalıklarından farklı kıldığını dile getiren Tanrıdağ, “Sadece Alzheimer ihtimali açısından nöroloji ve psikiyatri doktorlarını ilgilendiren en önemli husus bu hastalıkta alışılmış nörolojik muayenenin normal olmasıdır. Bu durum pratikte tanı açısından karışıklıklara yol açar ve başlangıç ve orta evre hastaların normal ya da depresyonda sanılmalarıyla sonuçlanır. Dolayısıyla nörolojik muayenenin normal bulunması hastayı Alzheimer olasılığından dışlamaz ve ek tetkiklerin yapılmasını gerekli kılar.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Sep 2023 02:42:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/09/alzheimer-baslangici-depresyonla-karistiriliyor-1695080521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Korunmasız cinsel ilişkilerden kaçınılmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/korunmasiz-cinsel-iliskilerden-kacinilmali-2916</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/korunmasiz-cinsel-iliskilerden-kacinilmali-2916</guid>
                <description><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan hastalıklarının kolay tanınan belirtileri olmadığını belirten uzmanlar, bu belirtilerin bazen yıllarca ortaya çıkmayabileceğini söylerken, hastalıkların genellikle kendiliğinden iyileşmeyeceğinin altını çiziyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel yolla bulaşan hastalıklarının kolay tanınan belirtileri olmadığını belirten uzmanlar, bu belirtilerin bazen yıllarca ortaya çıkmayabileceğini söylerken, hastalıkların genellikle kendiliğinden iyileşmeyeceğinin altını çiziyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklara dikkat çekti ve bu hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri sıraladı.</p>

<p>Cinsel ilişki sırasında bulaşan mikroplarla, kadın ve erkeklerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen durumlara Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (zührevi hastalıklar) denildiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kişiye hastalık bulaşmış olsa da belirtileri hemen ortaya çıkmayabilir.” dedi.</p>

<p>Hastalık etkeni taşıyan kişinin mikroplarının cinsel ilişki sırasında, vücut salgıları yoluyla eşine bulaştığını ifade eden Mamçu, “Bulaşma, hazne (vajina), makat ya da ağızla yapılan cinsel ilişkiyle olur. Arada erkek ya da kadın prezervatifi, vücuda salgı temasını engelleyen şeffaf film gibi koruyucular olmaksızın cinsel ilişkide bulunmak enfeksiyonların bulaşması açısından yüksek risk taşır. Sağlıklı deri bir dereceye kadar koruyucudur. Damak, dil, dudaklar ve cinsel organlarda yara veya zedelenme olduğunda hastalık riski artar. Hepatit B, Herpes ve HPV gibi bazı enfeksiyonlar kılıf kullanılsa bile terli cildin teması yoluyla da bulaşabilirler” uyarısında bulundu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1693649712-uzm-dr-dilek-leyla-mamcu-1693740162-741.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ENFEKSİYON BULAŞ RİSKİNİ ARTIRABİLİR...</strong></p>

<p>HIV, Hepatit B ve Hepatit C virüslerinin kan yoluyla da bulaşabildiğine dikkat çeken Mamçu, “Bu kişilerden yapılan kan nakliyle olduğu gibi, kan alma ve tedavilerinde kullanılan cerrahi alet veya iğnelerin sterilize edilmeden başkasında tekrar kullanılması bulaşmaya neden olur. Aynı şekilde HIV etkeni taşıyan birisinde kullanıldıktan sonra sterilize edilmemiş, kesici alet ve iğnelerle dövme yapılması, kulak delinmesi ve manikür pedikür yapılması da bulaşmaya neden olabilir. Virüs taşıyan birinin kullandığı iğneyle uyuşturucu madde kullanımı da madde bağımlılarını yüksek risk grubuna sokar” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>KORUNMASIZ CİNSEL İLİŞKİLERDEN KAÇINILMALI</strong></p>

<p>Cinselliğin güven içinde yaşanması gerektiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Geçmiş dönemde de olsa, sizin ya da eşinizin başkalarıyla cinsel ilişkisi olması, her zaman risklidir.” dedi.</p>

<p>Prezervatifle korunulmamış ilişkilerden kaçınılmasını öneren Mamçu, “Kaçınamadığınız ilişkiler olduğunda tanı ve tedavi için gecikmeden tıbbi yardım alın. Kimsenin bir hastalık etkeni bulundurup bulundurmadığı anlaşılamadığından, insanları konumlarına göre değerlendirerek yanılmayın. Kılıf en etkili korunma yoludur. Başka şekilde gebelikten korunuyorsanız bile kılıf da kullanarak eşinizi ve kendinizi hastalıklara karşı güvenceye alabilirsiniz. Eşinizde bir bulaşma varsa tedavi bitene dek ilişiye girmeyin" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Sep 2023 15:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/09/korunmasiz-cinsel-iliskilerden-kacinilmali-1693744920.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklar da stres neden olur?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklar-da-stres-neden-olur-2905</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklar-da-stres-neden-olur-2905</guid>
                <description><![CDATA[Klinik Psikolog Hazal Akşahin, çocuklarda meydana gelen stres ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Klinik Psikolog Hazal Akşahin, çocuklarda meydana gelen stres ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;<b>Klinik Psikolog Hazal Akşahin konu hakkında bilgiler verdi.&nbsp;</b></p>

<p>Çocuklarda stres birçok farklı faktörden kaynaklanabilir. Her çocukta farklılık ve stres yaratanlar çeşitlilikte parlaklık sağlar. İşte çocuklarda stresin olası nedenlerinden bazıları:&nbsp;</p>

<p><b>Aile İlişkileri:</b>&nbsp;Aile içindeki gerilimler, ebeveynlerin arasındaki anlaşmazlıklar, ayrılıklar, boşanmalar veya aile içi iletişim eksiklikleri çocuklarda stres yaratabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Okul:</b>&nbsp;Sınavlar, ödüller, akademik baskılar, rehberler veya arkadaş ilişkileri gibi okul yaşamıyla ilgili koşullar çocuklarda stres halindedir.&nbsp;</p>

<p><b>Yaşam değişiklikleri:</b>&nbsp;Taşınma, yeni bir kardeşin doğumu, okul değişiklikleri gibi yaşamda ortaya çıkan büyük değişiklikler, çocukların stres göstermesini sağlayabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Sosyal Baskılar:</b>&nbsp;Akran baskısı, kabul görmeme korkusu, dışlanma veya arkadaş ilişkileriyle ilgili sorunlar, çocukların stres yaşamasına neden olabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Duygusal Zorluklar:</b>&nbsp;Kendi başlarına yaşamakta zorlanma, öfke, üzüntü veya endişe gibi duygusal zorluklar da stres yaratabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Medya ve Teknoloji:</b>&nbsp;Aşırı medyaya maruz kalma, insanların stresini artırabilir. Korku içerikli haberler veya sosyal medyadaki olumsuz deneyimler kişilerin zihnini etkileyebilir.&nbsp;</p>

<p><b>Performans Beklentileri:</b>&nbsp;Hem ailelerin hem de toplumun koymuş olduğu yüksek performans beklentileri, çocukların stres düzeylerini yükseltebilir.&nbsp;</p>

<p><b>Sağlık Sorunları:</b>&nbsp;Kendi sağlık sorunları veya aile bireylerinin sağlık sorunları çocuklarda stres yaratabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Zaman Yönetimi:</b>&nbsp;Yoğun bir programa sahip olmak, dersler, aktiviteler, hobi gibi pek çok şey bağlantıda zorlanmakta stres ortaya çıkabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Travma veya Zorlayıcı Deneyimler:</b>&nbsp;Şiddet, kazalar, doğal afetler gibi travmatik veya zorlayıcı deneyimler kişinin duygusal olarak yaşayabileceği.&nbsp;</p>

<p>Yetişkinlerin ve çocukların stresini oluşturma ve geliştirme konusunda önemli bir rol oynar. Destekleyici bir çevre oluşturmak, açık iletişimin sağlanması ve duygusal verimliliğin önemsenmesi, stresin başa çıkmalarına yardımcı olabilir. &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Aug 2023 16:01:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/08/cocuklar-da-stres-neden-olur-1693400495.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda iştahsızlığa neden olan beslenme hataları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarda-istahsizliga-neden-olan-beslenme-hatalari-2899</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarda-istahsizliga-neden-olan-beslenme-hatalari-2899</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda ara öğün ve ana öğünün birbirine yakın olması iştahsızlığa neden olabiliyor. Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak, çocuklarda iştahsızlığa neden olan beslenme hataları ile ilgili bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ara öğün ve ana öğünün birbirine yakın olması iştahsızlığa neden olabiliyor. Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak, çocuklarda iştahsızlığa neden olan beslenme hataları ile ilgili bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuklarda iştahsızlık birçok ebeveynin endişeli olduğu bir konudur. Çocuğun iştahsız olmasının altında çiğneme ve yutma güçlüğü, enfeksiyonlar, kalp yetmezliği, karaciğer rahatsızlıkları, emilim bozuklukları gibi fizyolojik bir problem yatmıyorsa basit beslenme hataları çocuklarda iştahsızlığa neden olabilir. Nedir bu beslenme hataları?</p>

<p>Yanıtı Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak verdi.</p>

<p><strong>YANLIŞ ARA ÖĞÜN ZAMANLAMASI</strong></p>

<p>Çocuğun henüz acıkmadan masaya oturması öğündeki besin tüketimini azaltacağını öne süren Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak, "Bu nedenle iştahsız çocuklarda öğünler arasına en az 2-2,5 saat konulmalıdır ve çocuğun sürekli atıştırma halinde olmamasına dikkat edilmelidir. Bununla birlikte, ara öğünlerde tüketilen öğünün yoğunluğu da acıkma süresini etkileyebileceğinden hafif ara öğünler hazırlanmalıdır.&nbsp; Meyve ve süt çocukların tüketmeyi sevdiği gıdalardan olduğundan tüketim miktarını kaçırabilirler ve ebeveynler de bu besinlerin sağlıklı olduğu gerekçesiyle porsiyon kontrolünü göz ardı edebilirler. 6-12 aylık çocuklarda günde 1 porsiyon, 12-24 aylık çocuklarda günde 2 porsiyon, ileri yaşlarda ise günde 2-3 porsiyon meyve yeterlidir. Çocuklarda süt tüketiminde ise günde 1-2 su bardağı süt geçilmemelidir" diye konuştu.</p>

<p><strong>HAZIR ATIŞTIRMALIKLAR</strong></p>

<p>Cips, çikolata, bisküvi gibi hazır ve işlenmiş gıdalar yoğun miktarda yağ ve şeker içerdiğine dikkati çeken Budak, "Bu tarz atıştırmalıkların tüketimi çocuğun iştahını olumsuz etkiler. Çocuğunuza hazır atıştırmalıkları vermek yerine ev yapımı kek, kurabiye gibi sağlıklı alternatifler sunabilir ve porsiyonuna dikkat ederek ara öğünlerde verebilirsiniz. Çocukların mide hacimleri oldukça küçüktür. Yemekten hemen önce veya yemek sırasında su, meyve suyu, ayran gibi sıvı gıdaların tüketimi mide hacimlerinin önemli bir kısmını kaplayarak doygunluğa neden olur ve besin tüketimlerini azaltabilir. Bununla birlikte, iştahsız çocuklarda öğünlerdeki çorba tüketiminin en sona bırakılması da faydalı olabilir" önerisinde bulundu.</p>

<p>Yemek yemek istemeyen bir çocuğu zorla yedirmeye çalışmak çocuğun yemekten iyice uzaklaşmasına neden olabileceğini ifade eden Budak, ‘’Kendini aç hissetmiyorsan devam etmeyebilirsin’’ deyin, onun açlık sinyallerine karşı duyarlı olduğunuzu gösterin ve geri çekilin. Evet, belki çocuğunuz o öğünde yeterli besin alamayacak ama kısa bir süre sonra acıktığında öğünde doymanın gerekliliğini keşfedecek ve kendi bedenini daha iyi dinlemeyi öğrenecek" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Aug 2023 17:46:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/08/cocuklarda-istahsizliga-neden-olan-beslenme-hatalari-1693320362.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tozlu ortam farenjit riskini arttırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/tozlu-ortam-farenjit-riskini-arttiriyor-2893</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/tozlu-ortam-farenjit-riskini-arttiriyor-2893</guid>
                <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, tozlu ortamların ve kimyasal buharlara maruz kalan kişilerin faranjit hastalığının görülme olasılığı oldukça yüksek olduğunu belirterek, bu hastalara için 10 öneride bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, tozlu ortamların ve kimyasal buharlara maruz kalan kişilerin faranjit hastalığının görülme olasılığı oldukça yüksek olduğunu belirterek, bu hastalara için 10 öneride bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>-&nbsp; Kronik farenjit genellikle 4-7 yaş arasındaki çocuklarda görülürken 1 yaşın altındaki çocuklarda görülme olasılığı çok daha azdır. Bu hastalık mesleğe bağlı olarak veya çalışma ortamına bağlı olarak da görülebilir. Tozlu ortamlar ve kimyasal buharlara maruz kalan kişilerde de bu hastalığın görülme olasılığı oldukça yüksektir.</p>

<p><strong>FARENJİT HASTALARI İÇİN 10 ÖNERİ</strong></p>

<p>Çok soğuk veya çok sıcak gıdalar tüketmek boğazda tahrişe neden olur ve farenjitin iyileşme sürecini uzatır. Bu nedenle böyle gıdaların tüketilmemesi önerilir.</p>

<p>Adaçayının antiseptik özelliği bulunması nedeniyle düzenli şekilde ve fazla olmayacak düzeyde tüketilmesi önerilir.</p>

<p><img height="274" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1692950212-asm-profdrziyasalturk-gorseli-1693237198-456.jpeg" width="750" /></p>

<p>Diğer hastalıklarda olduğu gibi sıvı kaybını azaltmak için bol su tüketmek önemli. Et suyu ile yapılmış ılık çorbalar da tavsiye edilir.</p>

<p>Yüksek sesle konuşmak farenjite neden olan etkenler arasındadır ve boğazın tahriş olmasına yol açar; bu nedenle iyileşme sürecinde alçak sesle konuşmaya özen göstermek gerekir.</p>

<p>Boğazdaki kuruluk, ağrı ve acıyı hafifletmek ve böylece rahat uyuyabilmek için yatmadan önce ılık su içilmesi önerilir.</p>

<p>Sigara içmek veya sigara içilen ortamlarda bulunmak da hastalığın iyileşmesini kötü yönde etkiler.</p>

<p>Bulunulan ortamın kirli veya tozlu olmamasına dikkat edilmeli. Ayrıca bulunulan ortam sürekli nemli tutulmalı.</p>

<p>Düzenli şekilde çok yorulmayacak düzeyde egzersiz yapılmalı.</p>

<p>Her hastalığın iyileşme sürecinde düzenli ve sağlıklı beslenme oldukça önemli.</p>

<p>Gerekli durumlarda doktorun uygun gördüğü tedavi aksatılmamal</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Aug 2023 08:17:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/08/tozlu-ortam-farenjit-riskini-arttiriyor-1693286274.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte botoksla ilgili doğru bilinen 9 yanlış</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/iste-botoksla-ilgili-dogru-bilinen-9-yanlis-2865</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/iste-botoksla-ilgili-dogru-bilinen-9-yanlis-2865</guid>
                <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, botoks ile ilgili doğru bilinen 9 yanlışı paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, botoks ile ilgili doğru bilinen 9 yanlışı paylaştı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kırışıklıkların giderilmesinde en çok tercih edilen uygulamaların başında gelen botoks, kırışıklıkların dışında diş sıkma, migren ve aşırı terleme gibi pek çok farklı hastalığın tedavisinde de tercih ediliyor.</p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, botoks ile ilgili doğru bilinen 9 yanlışı paylaştı.</p>

<p><img height="274" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1691652752-asm-hazalsonmezlerselek-gorseli-1691918807-871.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Botoks bir yılan zehridir.<br />
<strong>Doğru: </strong>Botulinum toksini, clostridium botulinum isimli bakteriden elde edilen protein yapıda bir ilaçtır.</p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Botoks yaptırırsam yüzüm şişer.<br />
<strong>Doğru: </strong>Botoks, nöromüsküler kavşakta etki ederek kasların çalışmasını geçici olarak bloke eden bir toksindir. Kas içine uygulanır. Hyalüronik asit içerikli dolgular gibi hacim verici etkisi bulunmaz.</p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Botoksu bir kere yaptırırsam hep yaptırmak zorunda kalırım. Yaptırmazsam daha kötü olurum.<br />
<strong>Doğru: </strong>Botoks geçici olarak kasları bloke ederek etkili olduğu süre boyunca mimik ile oluşan çizgilerin yok edilmesi/hafiflemesini sağlar. 4-6 ay sonra etkisi tamamen ortadan kalkar. Etki ortadan kalktığında eskisi ile aynı veya daha iyi bir görünüm ortaya çıkar çünkü sadece 4-6 ay mimik çizgilerinin oluşumu engellemiş olduğundan çizgi hafiflemiş olabilir. Daha kötü olmaz. Sürekli tekrar etmek zaruri değil ancak tekrar edilirse kırışıklıkların açılması ve oluşmaması sağlanır.</p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Botoks yaptırırsam sürekli donuk bir ifade ile dolaşırım.<br />
<strong>Doğru: </strong>Eskiden çok daha donuk ifadeler yaratan uygulamalar nedeniyle oluşan bu algının aksine artık hekimin değerlendirmesi, görüşü ve hastanın da isteğiyle beraber çok daha doğal görüntüler elde ediliyor.</p>

<p><img height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/bo/botoks-4-1691918833-264.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Çizgilerim oluşunca botoks yaptırmam gerekir.<br />
<strong>Doğru: </strong>Botoks kasların çalışmasını engelleyerek mimik çizgilerini ortadan kaldırır. O nedenle ideali çizgiler mimik yapılmadığı halde görünecek hale gelmeden, mimikle oluşan çizgiler belirginse yapılmasıdır.</p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Botoks yaptırmak için yaşın çok erken.<br />
<strong>Doğru: </strong>Botoks 18 yaşından büyük, ihtiyacı olan herkese yapılabilir. Burada işlem için uygunluk ve gereklilik kişinin ihtiyacına göre belirlenir. Çok mimik yapan kişilerde bu nedenle uygulama yaşı düşmektedir.</p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Botoks sadece kırışıklık için uygulanır.<br />
<strong>Doğru: </strong>Botoks diş sıkma tedavisinde masseter kasına, aşırı terleme şikâyeti için yüz, saçlı deri, koltuk altı, el ve ayaklara da uygulanmaktadır. Bunun dışında güldüğümüzde diş etlerimiz görünüyorsa bu bölge için de gummy smile botoks uygulaması yapılabiliyor.</p>

<p><img height="394" src="https://www.igfhaber.com/static/bo/botoks-2-1691918852-174.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Dudaklarıma botoks yaptırınca dudaklarım şişer.<br />
<strong>Doğru: </strong>Botoks hacim veren bir işlem değildir. Dudağa dolgunluğu veren hyalüronik asit içerikli dolgulardır. Botoks bu bölgede dudak üzerinde oluşan çizgiler için uygun hastalarda kullanılmaktadır.</p>

<p><strong>Yanlış: </strong>Botoksla ilgili korkutan haberler duydum, botoks güvenli değil, yaptırmayayım.<br />
<strong>Doğru: </strong>Botoks, 20 yılı aşkın süredir uygulanan güvenli FDA onaylı, çokça bilimsel çalışması olan bir ilaçtır. FDA onaylı ve ülkemizde 3 adet marka bulunuyor. Hepsi de güvenlidir.</p>

<p><img height="347" src="https://www.igfhaber.com/static/bo/botoks-3-1691918867-794.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Aug 2023 15:09:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/08/iste-botoksla-ilgili-dogru-bilinen-9-yanlis-1691928546.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser tedavisine bitkisel takviye</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kanser-tedavisine-bitkisel-takviye-2853</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kanser-tedavisine-bitkisel-takviye-2853</guid>
                <description><![CDATA[Kanser ile ilgili uzun yıllar araştırma yapan Nur Lokman Şifalı Bitkiler ve Aktariye’nin işletmecisi Mustafa Kara, “Periyodik kontroller kansere ve diğer ölümcül hastalıklara yakalanmamak açısından çok önemlidir. Kanser değil ihmal öldürür” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser ile ilgili uzun yıllar araştırma yapan Nur Lokman Şifalı Bitkiler ve Aktariye’nin işletmecisi Mustafa Kara, “Periyodik kontroller kansere ve diğer ölümcül hastalıklara yakalanmamak açısından çok önemlidir. Kanser değil ihmal öldürür” dedi.</p><p class="MsoNoSpacing">BURSA (İGFA) - Nur Lokman Şifalı Bitkiler ve Aktariye’nin işletmecisi Mustafa Kara, İGF Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, kanser ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p class="MsoNoSpacing">10 yıldan fazla bir süreçte kanser ile ilgili araştırmalar yaptığının altını çizen Mustafa Kara, “Tayland’da, Uzak Doğu’da, Rusya’da, İran’da doğal bitkilerden şifa dağıtan hekimleriyle karşılıklı istişarelerde bulundum. Uzak doğu ülkelerinden mesela Tayland’da eczane bulunmaz, o ülkelerde genellikle bu tür sağlık sorunları alternatif tıp ve bitkilerden elde edilen karışımlarla insanlar derman ararlar. Çağımızın hastalığı olan kanser ve benzeri hastalıklarda ihmalin neticeleridir. Belirli bir yaştan sonra her sene yapılması gereken kontrolleri mutlaka insanlarımızın ihmal etmemesi gerekmektedir. Periyodik kontroller kansere ve diğer ölümcül hastalıklara yakalanmamak açısından çok önemlidir. Kontrollerden çıkan neticeler sonucunda ertelenmeksizin ihmal etmeksizin tedavilere bir an önce başlamakta yarar vardır. Kanser değil ihmal öldürür” diye konuştu.</p>

<p class="MsoNoSpacing">“HER TÜRLÜ NUSUBETİN ÇARESİ BİTKİLERDEDİR”</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hastalıklara şifa için öncelikle doktorların tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Kara, “Enfeksiyonda yükselmemi var, düşmemi var? Kanserli hücrelerin artması mı var? bunlar önemli. Bunlardan haberdar olursak gidişatla ilgili bilgilerimiz olursa daha güzel bir ilerleyiş sağlayabiliyoruz. Şikayetler genelde kanser türleri üzerine oluyor. Diğerleri de var ama çoğunlukla bunlar. Ağırlıklı olarak bu hastalarımız geliyor. Bir insanın bedeninde 40 tane organ vardır. Bu organların savunan iyi bakteriler mevcuttur, vücutta bu iyi bakterilerin zayıf olduğu bölgeyi kötü bakteriler istila ederse bunun adı kanserdir. Kötü bakterilerin üzerine iyi bakteriler salmak lazım. Vücuda zararsız bakterileri salmak lazım ki, bu hastalığın etkisi azalsın” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Aug 2023 20:02:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/08/kanser-tedavisine-bitkisel-takviye-1691600531.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gerçek organik gıda nasıl anlaşılır?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gercek-organik-gida-nasil-anlasilir-2836</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gercek-organik-gida-nasil-anlasilir-2836</guid>
                <description><![CDATA[Tüketici organik ürün seçerken dikkatli olması gerekiyor. Çünkü işlenmiş ürünler, organik ürün adı altında satışa sunulabiliyor. Peki gerçek bal mı yiyoruz, sahte bal mı? Organik tereyağ nasıl anlaşılır? Sorularının cevabı bu haberde…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüketici organik ürün seçerken dikkatli olması gerekiyor. Çünkü işlenmiş ürünler, organik ürün adı altında satışa sunulabiliyor. Peki gerçek bal mı yiyoruz, sahte bal mı? Organik tereyağ nasıl anlaşılır? Sorularının cevabı bu haberde…</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR - Onur POLAT - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) -&nbsp; </strong>Organik yiyecekler, son yıllarda oldukça popülerlik kazandı. Pek çok insan organik gıdanın normal gıdalardan daha güvenli, daha sağlıklı ve daha lezzetli olduğunu düşünüyor.</p>

<p>Tüketicinin organik ürün seçerken dikkatli olması gerekiyor çünkü işlenmiş ürünler, organik ürün adı altında satışa sunulabiliyor.</p>

<p>Gerçek mi, organik mi, sahte mi sorularının cevabı bu haberde…</p>

<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/es5QjnevWOQ" width="640"></iframe></p>

<p><strong>“SAHTE TEREYAĞI DAMARLARI TIKIYOR”</strong></p>

<p>Organik ürünler satan Agora çarşısı esnafı, “Gerçek tereyağ, dil sıcaklığında eriyor. Kokusundan da anlaşılabiliyor. Rengi ise kış aylarında sarı olur, yaz aylarında beyaz olur. Çok sahte yağlar var içine kimyasal yağ ve sana yağ katıyorlar. Sağlığa zarar veriyor.&nbsp; Damarları tıkama yoluna kadar gidebiliyor. Bizim sattığımız Malakan kaşarı ise 12 kilo sütten yapılır, gezen hayvanlarından sütünden yapıyoruz. İçinde katkı maddesi yok.” dedi.</p>

<p><strong>“GERÇEK BAL 2-3 AY SONRA DONAR”</strong></p>

<p>“Glikoz içeren balın rafta 1 yıl boyunca da kalsa donmadığını belirterek, “Gerçek bal, donan baldır. Gerçek bal 2-3 ay sonra donar. Glikoz içeren bal ise rafta 1 yılda kalsa donmuyor. İnsanlara doğal ürünleri yedirmeyi çok isterim, herhangi bir katkı maddesi ve kimyasal içeren ürünleri iş yerimize sokmuyoruz.” diye ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Aug 2023 16:22:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/08/gercek-organik-gida-nasil-anlasilir-1690982541.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bitki çayı tüketiminde püf noktaları... İşte sağlığa faydalı 3 bitki çayı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bitki-cayi-tuketiminde-puf-noktalari-iste-sagliga-faydali-3-bitki-cayi-2804</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bitki-cayi-tuketiminde-puf-noktalari-iste-sagliga-faydali-3-bitki-cayi-2804</guid>
                <description><![CDATA[Çay olarak tüketilen zencefil, papatya, hibiskus vücuda birbirinden farklı faydalar sağlıyor.  Bazı hastalıklar için ilaç kullanan bireylerin bitki çayı tüketimi konusunda dikkatli olmaları gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çay olarak tüketilen zencefil, papatya, hibiskus vücuda birbirinden farklı faydalar sağlıyor.  Bazı hastalıklar için ilaç kullanan bireylerin bitki çayı tüketimi konusunda dikkatli olmaları gerekiyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Doğu Asya'daki tarihi kökleri ile dünyanın dört bir yanından farklı kültürlerden insanlar binlerce yıldır çay içiyor. Günümüzde sudan sonra dünyanın en popüler ikinci içeceği olan çayın sağlığa da katkısı olduğu biliniyor.&nbsp;</p>

<p>Yapılan bir dizi çalışmalarda yeşil çay gibi bazı çayların bağışıklık sistemin güçlendirebileceğini, inflamasyonla savaşabileceğini,&nbsp; kardiyovasküler sağlığı destekleyeceğini hatta bazı kanserlerin gelişimini engelleyeceğini gösteriyor.</p>

<p>Sabri Ülker Vakfı çay tüketimi ve sağlığa faydalarına dikkati çekerek sağlığa faydalı 3 bitki çayını paylaştı.</p>

<p><strong>ZENCEFİL ÇAYI</strong></p>

<p>Halk arasında mide bulantısı iyi gelmesi ile bilinen zencefil çayı, baharatlı ve yoğun bir tada sahip. Zencefil kökünde bulunan başlıca biyoaktif bir bileşik olan antioksidan gingerol içeriyor. Bu bileşik hastalıklarla savaşıyor. Zencefil ayrıca eser miktarda B3 ve B6 vitamini, demir, potasyum ve C vitamini gibi vitamin ve mineralleri de içeriyor.</p>

<p>Zencefil kanın pıhtılaşmasını yavaşlatabilmekte ancak, aspirin veya klopidogrel (Plavix) gibi antiplatelet ilaçlar veya varfarin (Coumadin), apixaban (Eliquis), dabigatran (Pradaxa) veya rivaroxaban (Xarelto) gibi antikoagülan ilaçlar alan bireyler için tehlikeli durumlara yol açabiliyor. Ayrıca zencefilin ameliyat sırasında ve sonrasında ekstra kanamalara neden olabileceği de unutulmamalı. Herhangi bir sağlık sorununuz varsa veya hamileyseniz, zencefil çayını tüketmeden önce mutlaka doktorunuza danışın.</p>

<p><strong>PAPATYA ÇAYI</strong></p>

<p>Papatya çayı, yatmadan önce tüketilecek sakinleştirici özelliği olan bir içecekten çok daha fazlası. Antik çağlardan beri çeşitli sağlık durumları için doğal bir çare olarak kullanılan papatya, çeşitli biyoaktif fitokimyasallar, özellikle antioksidan işlevi gören flavonoidleri içeriyor.</p>

<p>Araştırmacılar, çayın anti-inflamatuar ve anti-anksiyete etkileri olduğunu gösteriyor. Araştırmalar papatyanın yaşa bağlı kemik kaybını yavaşlatabileceğini de gösteriyor. Özellikle polenlere karşı şiddetli alerji öykünüz varsa, diğer bitkilerden gelen polenlerle çapraz kontaminasyon olabileceğinden papatyadan kaçınmanız gerektiğini unutmayın!</p>

<p><strong>HİBİSKUS ÇAYI</strong></p>

<p>Hibiskus çayı ise hibiskus bitkisinin parlak renkli çiçeklerinden yapılıyor. Kaliks,hibiskus bitkisinin çiçeğini koruyan kısmıdır. Kurutulmuş kalikslerhibiskus çayında kullanılıyor ve canlandırıcı ama mayhoş bir tat veriyor.</p>

<p>Diüretik olan hidroklorotiyazid ilacı kullanıyorsanız, hibiskus çayı ile etkileşime girebileceğinden, hibiskus çayı içmekten kaçının. Eğer ilaç kullanıyorsanız, hibiskus çayını içmeden önce kullandığınız ilaç ile olumsuz yönde bir etkileşimi olup olmadığını öğrenmek için mutlaka doktorunuza danışmalısınız.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Jul 2023 13:22:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/07/bitki-cayi-tuketiminde-puf-noktalari-iste-sagliga-faydali-3-bitki-cayi-1690280551.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcaklarda ’gül hastalığı’na dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/sicaklarda-gul-hastaligina-dikkat-2793</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/sicaklarda-gul-hastaligina-dikkat-2793</guid>
                <description><![CDATA[Sıcaklıkların artmasıyla cildimiz korunmasız hale geliyor. “Rozasea” olarak da bilinen gül hastalığından birçok hasta şikayet ediyor. Peki yaz sıcaklıkları, gül hastalığını tetikliyor mu? Uzman Doktor Mediha Yılmaz, gül hastalığını anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaklıkların artmasıyla cildimiz korunmasız hale geliyor. “Rozasea” olarak da bilinen gül hastalığından birçok hasta şikayet ediyor. Peki yaz sıcaklıkları, gül hastalığını tetikliyor mu? Uzman Doktor Mediha Yılmaz, gül hastalığını anlattı.</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR - Onur POLAT - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) -&nbsp; </strong>Gül hastalığı, yüz bölgesinde kızarıklık ve kırmızı sivilcelere neden olan bir cilt rahatsızlığıdır.</p>

<p>İleri dönemlerinde göğüs ve sırt bölgesinde de yayılabilir. Gül hastalığı özellikle açık tenli kişilerde görülen bir cilt hastalığı olmasıyla da bilinir. Peki yaz sıcakları bu hastalığı tetikliyor mu?</p>

<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/fa70tjn-gtg" width="640"></iframe></p>

<p>https://youtu.be/fa70tjn-gtg</p>

<p>Gül hastalığı ile ilgili Duysun mikrofonlarına bilgilendirmelerde bulunan Uzman Dermatolog Mediha Yılmaz, gül hastalığını en çok tetikleyen faktörün güneş olduğuna dikkat çekerek, "Yaz dönemi sık görülen hastalıklardan biri de akne rozasea yani gül hastalığıdır. Gül hastalığının mekanizması, derideki kılcal damarların uyaranlara çok yanıt vermesidir. En çok cildi uyaran faktörlerden biri de yaz ve güneştir. Yaz dönemi bu iki faktörde hastalığı artırdığı için gül hastalığında da artış yaşanmaktadır.&nbsp; Diyette sıcak içecek ve sıcak yemek tüketmek kılcal damarları uyarmaktadır ve gül hastalığının artmasına neden olmaktadır. Bir diğer tetikleyen faktör de diyette çok acılı ve baharatlı tüketmektir. Gül hastalığında ilk önce yanaklarda geçici bir kızarıklık oluşur fakat hastalık ilerledikçe bu kızarıklık tüm yüze dağılır ve kalıcı hale gelir. yine ilerleyen evrelerde genişleyen kılcal damarlardan deri içine kan sızar ve bir süre sonra deride ödem ve iltihaplanma görülür. Gül hastalığında birinci basamak, önlemlere dikkat edilmesidir. Hiçbir zaman gül hastalığında bu tedaviyi kullanırsanız bu hastalık geçer diyememekteyiz. Alevlenmeleri önlemek için, önlemlere mutlaka özenli bir şekilde dikkat edilmelidir" diye konuştu.</p>

<p>Gül hastalığında tedavinin oldukça önemli olduğuna da değinen Yılmaz, bu hastalığın tedavi edilmezse evrelerin ilerleyeceğini ve bazen kalıcı ödem, kalıcı kızarıklık oluşabileceğini belirtti.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Jul 2023 13:35:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/07/sicaklarda-gul-hastaligina-dikkat-1690194916.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dondurmayı tüketirken dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dondurmayi-tuketirken-dikkat-2783</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dondurmayi-tuketirken-dikkat-2783</guid>
                <description><![CDATA[Zengin besin öğesi içeriğiyle diğer ağır tatlılarla kıyaslandığında dondurma hafif ve sağlıklı bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Ancak her besinde olduğu gibi dondurma tüketiminde de porsiyon kontrolünün sağlanamaması; kan şekerinin yükselmesi, ağırlık artışı ile bel çevresinin yağlanması gibi olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zengin besin öğesi içeriğiyle diğer ağır tatlılarla kıyaslandığında dondurma hafif ve sağlıklı bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Ancak her besinde olduğu gibi dondurma tüketiminde de porsiyon kontrolünün sağlanamaması; kan şekerinin yükselmesi, ağırlık artışı ile bel çevresinin yağlanması gibi olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Çilekli, limonlu, kavunlu, çikolatalı, kaymaklı ve daha niceleri… Dondurma, özellikle bunaltıcı yaz sıcaklarında serinlemek için en çok tercih edilen tatlılar arasında yer alıyor. İçeriğinde karbonhidrat ve proteinin yanı sıra, kalsiyum, fosfor, magnezyum, potasyum, sodyum, demir ve çinko gibi mineraller ile A, B vitaminleri ve D, E ile K vitaminlerini belirli seviyelerde barındırıyor.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, sağlığın olumsuz etkilenmemesi için dondurmanın çeşidine, tüketim miktarına ve sıklığına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>“Diyabet sorununuz yoksa, sağlıklı vücut ağırlığındaysanız, haftada 2-3 kez 2 top dondurmayı külahsız ve sos ekletmeden tüketebilirsiniz" diyen Burcu, "Zira, külah ve ilave edilen soslar dondurmanın enerji içeriği ile karbonhidrat miktarını ekstra olarak arttırıyor. Dondurma içerdiği potasyum, fosfor, kalsiyum mineralleri sayesinde kalp damar sağlığının korunmasında destekleyici rol oynayabiliyor. Ancak dikkat! Porsiyon kontrolünü sağlayamadığınız taktirde, içerdiği doymuş yağ ve şeker olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor. O nedenle dondurmanın faydalarını maksimum seviyede tutmak için tüketirken dikkat etmemiz gereken kuralları unutmamamız gerekiyor" diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><img height="438" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1689241970-2-1690100460-564.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>DONDURMA TÜKETİRKEN 6 KURALA DİKKAT!</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, dondurma tüketirken dikkat etmemiz gereken kuralları şöyle sıraladı: &nbsp;</p>

<ol>
 <li><strong>Çok aç olmadığınız zaman tüketin: </strong>Dondurmayı çok aç olmadığınız bir zaman diliminde tüketin. Aksi taktirde 2 top dondurma yeterli gelmeyecektir. Bu şekilde ani kan şekeri yükselmelerinin de önüne geçebilirsiniz.</li>
 <li><strong>Külah yerine kapları tercih edin: </strong>Külah yerine kapta tüketmeyi tercih ederek dondurmadan gelen kaloriyi azaltmanız sizin elinizde.</li>
 <li><strong>Sade veya meyveli olanları seçin: </strong>Üzerine eklenen soslar, meyveler ve kuruyemişler, dondurmanın kalorisini arttırabiliyor. Bu nedenle dondurmayı sade ya da meyveli olarak tercih etmeniz daha uygun olacaktır. Aksi halde hafif ve masum bir besinsel kaynak olan dondurmanın enerji içeriği çok yükselebiliyor.</li>
 <li><strong>Ambalajında buz kalıntıları varsa, dikkat: </strong>Dondurma alırken ambalajların üzerinde buz kalıntılarının olmamasına özen gösterin. Buz kalıntıları olan dondurma eriyip tekrar donmuş olabilir. Bu durum bakteriyel üremeye açık olacaktır.</li>
 <li><strong>Pastörize sütten yapılmış olmalı: </strong>Sıcak yaz günlerinde dondurmanın hijyen kurallarına uygun olarak hazırlanması oldukça önemli. Dondurmanın ham maddesi olan süt sıcak hava koşullarında hızla bozulabilen bir besindir. Bu nedenle besin zehirlenmesine karşı dondurmanın açık sütten değil, pastörize sütten yapılmış olması sağlık açısından daha uygundur. &nbsp;</li>
 <li><strong>Etiketini mutlaka okuyun: </strong>Yapımında farklı kaynaklar ve üretim teknikleri kullanıldığı için açık veya ambalajlı dondurma tüketirken güvendiğiniz markaları tercih etmeye ve etiketlerini okumaya özen gösterin.</li>
</ol>

<p><img height="495" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1689241975-6-1690100478-179.jpg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Jul 2023 15:35:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/07/dondurmayi-tuketirken-dikkat-1690115724.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geçmeyen topuk dikeni ağrılarına ’radyofrekans’ tedavisi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gecmeyen-topuk-dikeni-agrilarina-radyofrekans-tedavisi-2761</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gecmeyen-topuk-dikeni-agrilarina-radyofrekans-tedavisi-2761</guid>
                <description><![CDATA[Geleneksel tedavilere dirençli olan ve yeterli düzeyde fayda görmeyen olgularda "Radyofrekans Ablasyon" yönteminin kullanıldığını ifade eden Op. Dr. Yaşar Akdoğan, kronik topuk ağrısı tedavisinde bu yöntemin uygun hastalara uygulandığında bir defada yüzde 85'in üzerinde başarı elde edilebildiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geleneksel tedavilere dirençli olan ve yeterli düzeyde fayda görmeyen olgularda "Radyofrekans Ablasyon" yönteminin kullanıldığını ifade eden Op. Dr. Yaşar Akdoğan, kronik topuk ağrısı tedavisinde bu yöntemin uygun hastalara uygulandığında bir defada yüzde 85'in üzerinde başarı elde edilebildiğini belirtti.</p><p><strong>BURSA (İGFA) -</strong> Nev Esentepe ve Bandırma Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Yaşar Akdoğan, geçmeyen topuk dikeni ağrılarında “Radyofrekans Ablasyon” tedavisinin yeri ve nasıl uygulandığı hakkında bilgiler verdi.</p>

<p>En sık belirtisinin topuğun iç kısmında ayağın altındaki ağrı olduğunu aktaran Akdoğan, ağrının en çok sabah yataktan kalktıktan sonraki ilk 2-3 adımda hissedildiğini, hastaların bunu; ‘sabah ilk kalktığımda sanki kırık cam parçalarına basıyorum’ şeklinde ifade ettiğini söyledi.</p>

<p>Ayrıca bu rahatsızlığa sahip kişilerin uzun süre ayakta kalma sonucu ya da uzun süre oturduktan sonra yürümeye çalışırken ilk birkaç adımda şiddetli bir ağrı hissettiğini, bu şikayetlerin sporcularda ise özellikle egzersiz sonrası ağrı olarak kendini gösterdiğini sözlerine ekledi.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/op/op-dr-yasar-akdogan-1689760469-395.jpg" width="750" /></p>

<p>Op. Dr. Yaşar Akdoğan, bu şikayetlerle gelen hastaların tanısı konduktan sonra kişi uygunsa “Radyofrekans Ablasyon” tedavisini önerdiklerini belirtti.</p>

<p><strong>DİĞER YÖNTEMLERDEN FARKLI</strong></p>

<p>Radyofrekans Ablasyonu diğer yöntemlerden ayıran en önemli özelliğin bir defada kalıcı sonuca ulaşılması olduğunu belirten Akdoğan, bu yöntemin ağrıya neden olan ve plantar fasiite bağlı ağrıyı taşıyan ufak milimetrik sinirleri radyofrekans (RF) enerjisi ile yakmaya dayandığını söyledi.</p>

<p>Akdoğan, “Hastanın işleme uygun olup olmadığına deneme enjeksiyonu ile karar verilir. Yakılacak olan sinir bölgesine yaklaşık 0.5 cc lokal anestetik enjekte edilir eğer hasta bu enjeksiyondan fayda görürse bu işleme uygun bir aday olarak değerlendirilir. İşlem sonrasında hasta evine dönüp günlük yaşamına devam edebilir. Bir günlük evde dinlenmenin sonrasında normal yaşantısına dönebilir” diyerek sözlerine son verdi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Jul 2023 16:18:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/07/gecmeyen-topuk-dikeni-agrilarina-radyofrekans-tedavisi-1689772731.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Fındık: COVID aşısı diye bir şey yok!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/prof-dr-findik-covid-asisi-diye-bir-sey-yok-2745</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/prof-dr-findik-covid-asisi-diye-bir-sey-yok-2745</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Serhat Fındık, pandemi sürecinde bazı yaptırımlar da uygulanmak suretiyle tüm dünyada milyonlarca insana yapılan "Covid-19" aşıları ve yan etkileri hakkında Herkes Duysun'a konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Serhat Fındık, pandemi sürecinde bazı yaptırımlar da uygulanmak suretiyle tüm dünyada milyonlarca insana yapılan "Covid-19" aşıları ve yan etkileri hakkında Herkes Duysun'a konuştu.</p><p><strong>Zübeyde ÖZLÜ - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Pandemi sürecinde birtakım yaptırımlarda uygulanmak suretiyle tüm dünyada milyonlarca insana yapılan “COVID-19 aşıları”nın yan etkileri hakkında konuşan Prof. Dr. Serhat Fındık, “Bu konunun varlığından sürekli bahsettim. Hatta Türkiye’de ilk bahseden kişilerden biriyim. COVID aşısı diye bir şey yok" dedi.</p>

<p>Böyle bir aşının hiçbir ruhsata sahip olmadığını öne süren Prof. Dr. Fındık, "Bir aşının geliştirilebilmesi ve uygulanabilmesi için en az 5 yıl geçmesi gerekiyor. Faz 0’dan faz 3’e&nbsp; kadar geçen dönemdir bu ama bugün kullanılan, kullanılmış olan COVID aşılarının, hiçbiri aşı özelliğine sahip değildir. Çünkü ruhsat almamıştır" diye konuştu.</p>

<p><strong>“YAPILAN AŞILARIN PEK ÇOK YAN ETKİSİ VAR”</strong></p>

<p>COVID için kullanılan aşıların birçok yan etkisinin olduğunu vurgulayan Fındık, “Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde bu hastalığın aşılarına bağlı, 2 yıl içerisinde 1 milyon 200 bin kişinin öldüğü, on binlerce insanın da yan tesir yaşadığını net olarak biliyoruz. Ben COVID aşılarını tavsiye etmiyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“ADİL YARGILANMA OLURSA HEPSİ CEZA ALIR”</strong></p>

<p>Biontech şirketinin piyasaya sürdüğü aşının yan etkileri hakkında davalık olmasına da değinen Fındık, “Bu süreci en yakından takip edenlerden biriyim. Eğer adil yargılanma olursa hepsi ceza alır ama şöyle bir şey var onu da eklemek istiyorum: Maalesef bu ilaç şirketleri öyle anlaşmalar yaptılar ki kendilerini sorumluluktan kaçırdılar. Yani böyle bir süreçte Almanya’da tazminatı Almanya devleti ödüyor. İngiltere’de, İngiltere devleti ödüyor. Şu ana kadar 12 milyon sterlin tazminat ödeyeceği taahhüdü verildi. Almanya da aynı şekilde… Yani ülke yönetimi ile insanlar karşı karşıya kalıyor. İlaç şirketleri çok ustalıklı şekilde kendilerini sıyırmış durumdalar. Biontech için şu anda dava süreci devam ediyor. Beraberinde Amerika’da pandemiyi yöneten insanların da senatoda yargılanmaları başladı. Çünkü birbiri ile çelişen ifadeler var. Onların da suçlanacağını düşünüyorum. En başından beri söylemlerine bakacak olursanız, aşıların çok kutsal bir sıvıymış gibi gösterildiğini anlayabiliriz. ‘Hiçbir yan tesiri yoktur’, ‘Çocuklar olabilir, hamileler olabilir’ denildi… Hâlbuki böyle olmadığını her geçen gün görüyoruz. Eğer adil yargılanma olursa birinci dereceden suçlu, ilaç şirketleridir. İnsanlar öldükten, ağır sakatlıklar yaşadıktan sonra ne derece etkili olabilir onu da size bırakıyorum. Keşke en başından beri sıkı denetimden geçirilseydi ve ruhsatı alınsaydı. Daha sonra ise isteğe bağlı şekilde yapılsaydı ama dünyanın hiçbir yerinde bu yapılmadı maalesef… Dolayısıyla da şimdi bu süreci yaşıyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Bu arada Türkiye’de geliştirilen TURKOVAC adlı aşı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Serhat Fındık, “Türkovac, yaygın kullanılan bir aşı olmadığı için onunla ilgili bilgilerimiz çok kısıtlıdır. Benim takip ettiğim hastalarımdan da bir yada iki tane Türkovac olan kişi var. Geleneksel Sinovac aşısına benzediğine dair görüşler de bulunmakta ama sonuçta o da aşı özelliğini kazanmamıştır. Dolayısıyla aynı şekilde Türkovac aşısının da yan tesirlerinin oluşabileceğini düşünüyorum. Aşılar ne kadar çok olunduysa yan etkilerinin görülme riski de o kadar artar ama hiç etkilenmeyecek olanlar da var. Bu açıdan insanlar olumsuzluğa kapılmasın ama ciddi yan tesirlerinin de herkeste görülebileceği bilinsin” dedi.</p>

<p><strong>“DOĞURGANLIK ORANLARININ AZALMASI COVİD AŞILARININ YAN ETKİSİDİR”</strong></p>

<p>Azalan doğurganlık oranlarının en önemli sebeplerinin başında Covid aşılarının olduğuna dikkat çeken Fındık, “Bu durum tamamen Covid aşılarının yan etkisidir. Burada da bir aldatmaca yapıyorlar ve çok rahat bir şekilde bu ortaya çıkarılabilir. Nasıl ortaya çıkarılacağına gelirsek, kimler çocuk sahibi olamıyor hemen öz geçmişlerine bakılsın, bakalım Covid aşısı olmuşlar mı olmamışlar mı? Bu durumu irdelersek net bir şekilde doğru veriye ulaşabiliriz. Mesela tıpta otopsi vurguları çok önemlidir. tüm soru işaretlerini ortadan kaldırır. Almanya’da yayınlanan verilerde, aniden ölenlerin neredeyse tamamının kesin bir şekilde Covid aşısı (Biontech) yaptıran kişiler olduğu ortaya çıktı" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“HER AN DÜNYAYI ETKİLEYEN YENİ BİR VİRÜS ORTAYA ÇIKABİLİR”</strong></p>

<p>Dünya üzerinde her geçen gün yeni bir virüs dalgasının olabileceğine vurgu yapan Fındık, “Bu konu ile ilgili sürekli bir çalışma söz konusu. Koronavirüste Dünya Sağlık Örgütü ve bizdeki çokbilmiş doktorlar ne dediler? ‘Bu yarasa pazarındaki hayvandan insana bulaşan virüs’ dediler. ‘Doğal virüs’ dediler. Ben bu virüsün tamamen laboratuar ortamında üretildiğini en başından beri savunanlardanım. Bunun gibi pek çok virüs üzerine çalışmalar yapıyorlar. Bu çalışmayı fonlayanlar da Amerika ve Çin hükümetleri olduğundan dolayı her an böyle bir virüs tekrar dünyaya sürülebilir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Jul 2023 10:53:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/07/prof-dr-findik-covid-asisi-diye-bir-sey-yok-1689321216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların cinsellik sorularına ebeveynler nasıl davranmalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarin-cinsellik-sorularina-ebeveynler-nasil-davranmali-2742</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarin-cinsellik-sorularina-ebeveynler-nasil-davranmali-2742</guid>
                <description><![CDATA[Toplumumuzda baskılanan ve utanılıp sıkılarak anlatılan hatta anlatılmaya çalışılan konulardan biri olan çocuktan gelen cinsellik sorularına karşı Psikolojik Danışman Bahar Özhan, ebeveynlerin nasıl davranması gerektiği konusunda bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumumuzda baskılanan ve utanılıp sıkılarak anlatılan hatta anlatılmaya çalışılan konulardan biri olan çocuktan gelen cinsellik sorularına karşı Psikolojik Danışman Bahar Özhan, ebeveynlerin nasıl davranması gerektiği konusunda bilgi verdi.</p><p><strong>Merve ÖZDEMİR ÇEVİK - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Psikolojik Danışman Bahar Özhan, çocuk ile cinsellik konuşurken bilinmesi ve dikkat edilmesi gereken konular hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Çocuğun dünyayı keşfetme ve sonsuz bir öğrenme arzusuna sahip olduğunu ifade eden Özhan, karşılaştığı her şeyi anlamlandırma dürtüsüyle üst üste, çok sayıda bazen de cevaplanmasına rağmen tekrar sorma ısrarcılığında olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>“SUSTURULUP AYIPLAMAK İSTENMEYEN DURUMLARA YOL AÇABİLİR”</strong></p>

<p>Çocuğun konuşma becerisini kazandığı zamandan itibaren bir gün mutlaka soracağı bu soruların ebeveynlerce endişe, utanma, korku bazen kızgınlıkla karşılanmasının mümkün olabileceğini belirten Bahar Özhan, çocuğun merak ettiği şeyi sorduğunda susturulup bir daha sordurulmamasının son derece yanlış olduğunu söyledi.</p>

<p><img height="781" src="https://www.igfhaber.com/static/wh/whatsapp-image-2023-07-06-at-16-33-44-1689250773-650.jpeg" width="750" /></p>

<p>Söz konusu durumun istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Özhan, “Çocuğun en çok güvenebileceği bakım verenleri tarafından, merak duygusunun giderilmesi gerekir. Giderilmeyip susturulması, ayıplanması ve bir daha sorulmaması konusunda korkutulması halinde istenmeyen durumlara yol açabilirsiniz. Sizden alamadığı bilgiyi bir yabancıdan öğrenmeye çalışabilir bu da istismar riskini oluşturabilir. İnternette karşılaştığı yanlış ve zararlı bilgileri doğru sanabilir ya da yetişkinlikte cinsellik konusuna karşı beslediği korku duygusu nedeniyle cinsel sağlık problemleri yaşayabilir. Cinsellikle ilgili böyle bir soruyla karşılaştığınızda çocuğun sorduğu sorunun niyet bağlamında "Akşam olunca neden her yer karanlık olur?" sorusundan bir farkı olmadığını bilelim. Heyecan ve utanma duygusu yaşamamız normal, korku ve endişe yaşatacak tepkiler vermeyelim" uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>"SEVGİYLE SARILDIK, SEN DÜNYAYA GELDİN..."</strong></p>

<p>Böyle bir durumda konuyla ilgili ne bildiğini sorarak öğrenmeye çalışılması gerektiğini anlatan Özhan, "Yanlış bilgileri düzeltmeye çalışalım. Konuşma sonrasında başka merak ettiği bir konu varsa tekrar sorabileceğini ifade edelim. 5 yaşına kadar ‘annenle-babanla birbirimizi çok seviyoruz ve güveniyoruz. Senin de ailemize katılmanı çok istedik birbirimize sevgiyle sarıldık ve sen dünyaya geldin’ cevabı yeterli olacaktır. Unutmayın çocuğun güven dolu bir ortamda bulunması en doğal hakkıdır. Merak ettiklerine cevap bulabileceğini bilmesi, öğrenme ihtiyacının karşılanması bu güven ortamının bir bileşenidir" diye konuştu.</p>

<p>Yaş ilerledikçe ebeveynleri daha zor soruların bekleyebileceğini öngören Özhan, çocukla sağlıklı iletişim sürecine yönelik bir uzmandan destek alınabileceğini kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Jul 2023 16:20:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/07/cocuklarin-cinsellik-sorularina-ebeveynler-nasil-davranmali-1689254443.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş tedavisine model olacak proje için akademik iş birliği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dis-tedavisine-model-olacak-proje-icin-akademik-is-birligi-2738</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/dis-tedavisine-model-olacak-proje-icin-akademik-is-birligi-2738</guid>
                <description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi ve Harvard University, ortak yürütülecek çalışma kapsamında, diş kaybı sonrasında sıklıkla görülen estetik ve işlevsel sorunlara neden olan eksik dişetlerinin doğalına uygun olarak yapılmasına imkan verecek bir tedavi modeli geliştirmek amacıyla çalışma başlatıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi ve Harvard University, ortak yürütülecek çalışma kapsamında, diş kaybı sonrasında sıklıkla görülen estetik ve işlevsel sorunlara neden olan eksik dişetlerinin doğalına uygun olarak yapılmasına imkan verecek bir tedavi modeli geliştirmek amacıyla çalışma başlatıyor.</p><p>İZMİR (İGFA) - Dünya’nın önde gelen üniversiteleri arasında saygın bir yere sahip olan Dokuz Eylül&nbsp; Üniversitesi (DEÜ), Amerika’dan Harvard University ile diş tedavisi alanında önemli bir çalışmanın ilk adımını attı.&nbsp;</p>

<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’ne bağlı Multidisipliner Dental Biyomalzemeler Yüksek Lisans Programı’ndan Uzm. Dr. Birtan Tolga Yılmaz, “Üç Boyutlu Yumuşak Doku Rejenerasyon Modeli Geliştirilmesi” konusunda Harvard School of DentalMedicine Araştırma Laboratuvarına araştırmacı olarak kabul edildi. Uzm. Dr. Yılmaz, “Yeni model ile ülkemize faydalı ürünler geliştirilerek diş tedavisi konusunda bilim dünyasında önemli katkılar sağlanacaktır” dedi.</p>

<p>DEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Vekili Prof.Dr. Aliye Akcalıda, “Uzman Dr.Birtan Tolga Yılmaz, Periodontoloji alanında iyi bir klinisyendir. Yaptığı başarılı çalışmalar neticesinde başvurduğu Harvard School of DentalMedicine Araştırma Laboratuvarından araştırmacı olarak kabul aldı. Üniversitemizde kazanmış olduğu birikimlerle büyük projelere imza atacağına inanıyorum. Bu proje diş tedavisinde önemli yenilikler sağlayacak. Dokuz Eylül Üniversitesi ve Harvard University arasındaki birçok projenin ilk adımı olacak” dedi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Jul 2023 13:07:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/07/dis-tedavisine-model-olacak-proje-icin-akademik-is-birligi-1689156427.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim değişikliklerinde bu enfeksiyona dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/mevsim-degisikliklerinde-bu-enfeksiyona-dikkat-2731</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/mevsim-degisikliklerinde-bu-enfeksiyona-dikkat-2731</guid>
                <description><![CDATA[Kulak zarının arkasında yer alan orta kulağın enfeksiyonu olarak tanımlanan orta kulak iltihabı mevsim geçişlerinde daha fazla görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak zarının arkasında yer alan orta kulağın enfeksiyonu olarak tanımlanan orta kulak iltihabı mevsim geçişlerinde daha fazla görülüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>- Çocuklarda kulak enfeksiyonu görülme riskinin yetişkinlerden daha fazla olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kemal Akpınar, “Kulak ağrısı, özellikle küçük çocuklarda iştah kaybı, huysuzluk ve sinirlilik, ağlama atakları, uyku problemleri, genellikle yatarken kulağı çekiştirmek, yüksek ateş, kulak akıntısı, işitme problemi, baş ağrısı, denge kayıpları kulak enfeksiyonunun başlıca belirtileri arasında sayılabilir. Kulak enfeksiyonu varlığında erken tanı ve doğru tedavi planlaması ile komplikasyonları önlemek ve hafifletmek çoğu zaman mümkün” dedi.</p>

<p>Orta kulak iltihabının en sık 3 ay ile 3 yaş aralığındaki çocuklarda görüldüğünü hatırlatan Dr. Akpınar, “Yetişkin bireyler de orta kulak enfeksiyonu geçirebilir ancak bu oran çocuklardaki kadar yüksek değil. Kulak enfeksiyonlarının çoğu uzun vadede ciddi komplikasyonlara yol açmaz. Tekrarlayan orta kulak iltihabı vakalarında çeşitli komplikasyonların görülme sıklığı artabilir" diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1689057556-asm-drkemalakpinar-gorseli-1689058844-287.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>Dr. Kemal Akpınar, kulak enfeksiyonları için 6 risk faktörünü şöyle paylaştı:</strong></p>

<ol>
 <li>6 ay ile 2 yaş arasındaki bebekler ve küçük çocuklar kulak enfeksiyonu açısından risk altında olan yaş grubudur. Kreş, anaokulu gibi çocukların gruplar halinde bakım gördüğü ortamlarda soğuk algınlığı ve kulak enfeksiyonlarına yakalanma riskleri genellikle artar.</li>
 <li>Aile bireylerinin herhangi birinde tekrarlayan orta kulak iltihabı ya da geçirilmiş kulak enfeksiyonu varlığında kulak enfeksiyonu riski artabilir.</li>
 <li>Soğuk algınlığı çocuklarda hastane başvurularının en yaygın diğer sebepleri arasında yer alır. Soğuk algınlığı genellikle kulak enfeksiyonlarına yatkınlığı artırır.</li>
 <li>Alerjiler nedeniyle burun pasajında ödem ve üst solunum yollarında iltihaplanma görülebilir. Orta kulakta sıvının birikmesine yol açan bu durum kulakta basınç artışına, ciddi ağrılara ve enfeksiyonlara neden olabilir.</li>
 <li>Kronik hastalığı olan bireylerde, bağışıklık sistemi baskılanmış ya da astım ve kistik fibrozis gibi çeşitli kronik solunum yolu rahatsızlıkları olan hastalarda kulak enfeksiyonu görülme riskinde artış gözlenir.</li>
 <li>Bazı hava durumu faktörleri orta kulak iltihabı açısından risk oluşturabilir. Özellikle sonbahar ve kış ayları, mevsimsel alerjisi olan bireylerde ise polen miktarının arttığı dönemlerde kulak enfeksiyonu görülme sıklığı artabilir.</li>
</ol>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Jul 2023 11:17:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/07/mevsim-degisikliklerinde-bu-enfeksiyona-dikkat-1689063447.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser tedavisinde yol haritasını genetik testler belirliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-2708</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-2708</guid>
                <description><![CDATA[Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Genetik testler ile tümörün moleküler profillemesi her hasta için en uygun tedavinin belirlenmesi hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanser artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Genetik testler ile tümörün moleküler profillemesi her hasta için en uygun tedavinin belirlenmesi hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanser artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda.</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Genetik testler ile tümörün moleküler profillemesi her hasta için en uygun tedavinin belirlenmesi hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanser artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda.</p>

<p>Tümörün aklı hepimizden büyük. Çok büyük bir yapay zekâ var tümörün içinde. O da hayatta kalabilmek için çok farklı yolakları kullanarak, farklı mutasyonlar geliştiriyor. Teknoloji ve genetik ilerledikçe aslında, hastalar da fark ediyorlar ki eskiden bir yakınına uygulanan tedavi, kendisinde farklılaşmış durumda. Ya da aynı hastaya bir yıl önce uygulanan bir tedavi, bir şekilde progresyon (kötüleşme) veya düzelme nedeniyle bir yıl sonra değiştirilebiliyor. Bütün bunlar aslında bilimin ışığında, bilim dayanağı ile yapılıyor.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde yukarıda bahsi geçen biyobelirteç araştırma geliştirme ve moleküler tanı konusundaki gelişmeleri paylaşmak üzere Amerikan biyoteknoloji şirketi Illumina'nın katkılarıyla, Nesiller Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi ev sahipliğinde düzenlenen “Empowering Precision Oncology Through Genomics In Türkiye” başlıklı toplantı gerçekleştirildi.</p>

<p>Toplantıda, Heidelberg Üniversitesi Patoloji Enstitüsünden Dr. Daniel Kazdal ve Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Salı Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, kanser alanında genetik ve biyoteknolojideki gelişmelerle büyük bir devrim yaşandığını kaydederek, onkoloji dünyasının kanserleri artık türlerine göre değil, hastadaki moleküler mekanizmasına göre ele aldığını vurguladı ve önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Nesiller Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi Kurucusu, Genetik ve Farmakoloji Uzmanı Dr. Gülay Özgön’ün ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda genetik testler sayesinde kanser tedavisinde başarı oranlarında yaşanan artış hakkında bilgi paylaşımı gerçekleştirildi.</p>

<p>Toplantı hakkında açıklamalar yapan Dr. Özgön çalışmaları için, “Genetik testler, kişinin kanser olma riskini artırabilecek olası mutasyonları veya tedavi planlamasını etkileyebilecek moleküler mekanizmaları inceler. Bu anlamda, genetik testler artık kanser tedavisinin ayrılmaz ve önemli bir parçası. Çünkü risk azaltma, tarama stratejileri, tedavi seçenekleri ve takibe rehberlik ediyorlar. Biz de merkezimizde kanser hastaları ya da kalıtsal kanser riski taşıyabilecek bireyler için aile hikayesinin çıkarılması, uygun genetik testin belirlenmesi, uygulanması ve analizinin yorumlanması ile hekimlerin tanı ve tedavi kararlarına destek oluyoruz” dedi.</p>

<p>Toplantının moderatörlüğünü gerçekleştiren Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, kanser alanında genetik ve biyoteknolojideki gelişmelerle büyük bir devrim yaşandığını kaydederek, onkoloji dünyasının kanserleri artık türlerine göre değil, hastadaki moleküler mekanizmasına göre ele aldığını vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Mandel, “Kanser asrımızın en korkulu hastalığı. Ama kanserde çok fazla yenilik oldu. Asrın buluşları diyebileceğimiz, hastalığın ve hastaların genetik yapılarını, moleküler özelliklerini ve değişik aşamalarda kanda dolaşan tümör hücreleri dahil olmak üzere hastalığın seyrini takipte çok büyük aşamalar ve yeni ufuklar belirdi. ‘Eskiden bizim yaptığımız konfeksiyonmuş’ diyoruz artık kendi aramızda. Şimdi, ‘butik’ çalışıyoruz; kişiye özel tedaviler planlıyoruz ve bu kişiye özel planladığımız tedavileri hayata geçirebilmek için istiyoruz ki bunu tetikleyen bir mutasyon varsa onu gösterelim. İşte bunun için de hem kanserli dokudan alınan örnekler, o yetersiz olursa kandan alınan örneklerle moleküler testler yapıyoruz. Bu, her kanser için hemen hemen artık kaçınılmaz oldu," dedi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 14:24:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-1688124286.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklık sistemi gücünü bağırsaktan alıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bagisiklik-sistemi-gucunu-bagirsaktan-aliyor-2706</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bagisiklik-sistemi-gucunu-bagirsaktan-aliyor-2706</guid>
                <description><![CDATA[Bağışıklık sistemi gücünü büyük ölçüde bağırsaklardan alırken, mutluluk hormonu olan serotoninin yüzde 90’ını da bağırsaklardan salgılanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bağışıklık sistemi gücünü büyük ölçüde bağırsaklardan alırken, mutluluk hormonu olan serotoninin yüzde 90’ını da bağırsaklardan salgılanıyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal&nbsp;“Bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzde 70’i bağırsaklarda bulunur. Bağırsakta bizimle birlikte yaşayan ve 100 trilyon civarında bulunan bakteri, maya ve virüslere ‘bağırsak mikrobiyotası’ veya ‘bağırsak florası’ denir. Doğum şekli, antibiyotik kullanımı, çevresel koşullar ve özellikle beslenme şekli mikrobiyotamızı belirler. Bağırsak florasındaki yararlı bakterileri artırmak için yaptığımız her yatırım zararlı bakterilerin etkisini azaltır. Yapılan araştırmalar; bağırsaklarımızda bulunan bu dost veya zararlı bakterilerin miktarının genel sağlığımızı ve ruh durumumuzu etkilediğini açıkça ortaya koyuyor” dedi. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, bağırsak sağlığımız için 10 altın öneride bulunurken, "Şekerli ve yağlı besinlerden kaçının, lif (posa) oranı yüksek besinler tüketin ve sağlıklı beslenin, yeterli su tüketin, probiyotik ve prebiyotiklerden faydalanın,&nbsp;düzenli ve kaliteli uykuya önem verin, gelişigüzel antibiyotik kullanmayın.&nbsp;Düzenli egzersiz yapın, sigara ve alkolden uzak durun, besinleri çok çiğneyin ve stresi yönetmeyi öğrenin" ifadelerini kullandı.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 14:23:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/bagisiklik-sistemi-gucunu-bagirsaktan-aliyor-1688124209.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kene kontrolü yapmayı unutmayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-2704</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-2704</guid>
                <description><![CDATA[Bayram tatilinin 9 güne çıkartılmasıyla birlikte, yeşil alanlarda geçirdiğimiz zaman artıyor. Yaz ayının gelmesi kene endişesini de yükseltiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayram tatilinin 9 güne çıkartılmasıyla birlikte, yeşil alanlarda geçirdiğimiz zaman artıyor. Yaz ayının gelmesi kene endişesini de yükseltiyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Hem tatilciler, hem de pikniğe çıkanlar soluğu kırlarda alıyor.</p>

<p>Güzel ve keyifli bir bayram tatili geçirirken, açık alanlarda uzun süre bulunmak, bazı hastalıkların da görülme sıklığını artırabiliyor. Konuyla ilgili açıklama yapan&nbsp; Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu,&nbsp;kenelerin bulunduğu alanda çalışanlar, piknik yapanlar, avcılar, veterinerler, kasaplar ve sağlık çalışanlarının risk grubu içerisine girdiğini söyledi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı hakkında bilgi verdi. Mamçu, temel olarak yabani hayvanlarda ve kenelerde bulunan ve her sene Mayıs – Eylül ayları arasında görünen Kırım – Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına neden olan etken virüs hakkında şunları söyledi: “Bunyaviridae&nbsp;ailesinden Nairovirus grubundan tek sarmallı bir RNA virüsü, Crimean-Congo haemorrrhagic fever virüsüdür. Virüs, kenelerin ısırması sonucu tavşanlara, bazı kuşlara, kemiricilere, sığır, koyun ve çiftlik hayvanlarına bulaşabilir. Fakat keneler ve hayvanlarda hastalık oluşturmaz sadece insanları etkiler.&nbsp;Kırım – Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına yol açan virüs, insanlara temel olarak, virüs taşıyan kenenin ısırması ile bulaşır. Bunun dışında, virüs taşıyan hayvanların (sığır, koyun, çiftlik hayvanları vb.) kan ve dokularıyla temasla da bulaşabilir. Ayrıca, kenelerin bulunduğu alanda çalışanlar, piknik yapanlar, avcılar, veterinerler, kasaplar ve sağlık çalışanları risk grubu içerisine girer.”</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 14:22:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-1688124139.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Skolyozun üç önemli belirtisine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/skolyozun-uc-onemli-belirtisine-dikkat-2695</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/skolyozun-uc-onemli-belirtisine-dikkat-2695</guid>
                <description><![CDATA[Omurganın farklı nedenlere bağlı olarak sağa ya da sola doğru eğrilmesi ve kendi etrafında dönmesi olarak tanımlanan skolyoz, ergenlik çağına giren her yüz çocuktan 3’ünde görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Omurganın farklı nedenlere bağlı olarak sağa ya da sola doğru eğrilmesi ve kendi etrafında dönmesi olarak tanımlanan skolyoz, ergenlik çağına giren her yüz çocuktan 3’ünde görülüyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA)-&nbsp;Eğriliğin 10-20 derece arasında olduğu dönemde kız ve erkeklerde eşik oranlarda tespit edilen skolyoz, 30 derece ve üzeri eğriliğe ulaştığında ise kızlarda büyüme hızına bağlı olarak 7 kat daha fazla gelişiyor. Küçük yaşlarda başlayan skolyoz tedavi edilmezse kalp ve akciğerlerde ciddi sorunlara yol açabiliyor.&nbsp;Bu nedenle ilerleyen skolyozun erken dönemde mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor!&nbsp;Acıbadem &nbsp;Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Gökhan Özkoçak,&nbsp;erken tanı sayesinde skolyoz ve ona bağlı ek sorunlar ortaya çıkmadan tedavi şansının yakalanabildiğine işaret ederek, “Skolyozun erken tanısı için ebeveynlerin çocuklarını 9 yaşından 16 yaşına kadar, her altı ayda bir düzenli olarak kontrol etmeleri büyük önem taşıyor. Zira eğrilik derecesi ilerlemeden uygulanan egzersiz ve korse yöntemleri sayesinde skolyozun tedavisi ameliyat gerekmeden mümkün olabiliyor” dedi.&nbsp;</p>

<p>Skolyozun tedavi planında ‘Cobb açısı’ denilen eğriliğin derecesi büyük önem taşıyor. Omurga eğrilikleri değerlendirmesinde röntgen grafileri ya da daha düşük radyasyon oranına sahip EOS (3D İskelet Sistemi Görüntüleme) yöntemi kullanılıyor. Dr. Öğretim Üyesi Gökhan Özkoçak,&nbsp;günümüzde&nbsp;skolyozların çoğunun egzersiz ve korse uygulamalarıyla tedavi edilebildiğini belirterek, şöyle devam etti:&nbsp;“Skolyozda 0-20&nbsp;derece eğriliklerde egzersiz tedavisi ile gözlem yeterli geliyor. Eğrilik&nbsp;20-40&nbsp;derece arasında ise egzersizin yanı sıra korse uygulaması da gerekirken,&nbsp;40-45&nbsp;dereceye ulaştığında cerrahi yönteme başvuruluyor. Skolyozu olan çocukların yaklaşık yüzde 0,1-0,3’ü gibi çok az bir kısmında deformitenin cerrahi olarak düzeltilmesine ihtiyaç duyuluyor.”&nbsp;</p>

<p>Özellikle üç belirtisi çok önemli!</p>

<p>Skolyoz 0-20&nbsp;derece arasında olduğunda dışarıdan dikkat çekmezken, 20-40 dereceye ulaştığında, çıplak vücuda bakıldığı zaman fark edilebiliyor. Skolyozun pek çok belirtisi olsa da özellikle üç belirtiye çok dikkat etmek gerekiyor. Dr. Öğretim Üyesi Gökhan Özkoçak,&nbsp;ebeveynlerin asla gözden kaçırmamaları gereken sinyalleri şöyle sıraladı: "Bir omzun diğerinden daha yüksek olmasıBelin bir tarafının içeriye doğru oyuk iken diğer tarafının dışarı doğru çıkması veya daha dolgun görünmesiArkadan bakıldığında ve çocuk omurgasını yere paralel hale gelene kadar öne eğildiğinde; sırtın bir tarafının diğerine göre daha yüksek görünmesi. Buna “hörgüç” görüntüsü deniyor."&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Jun 2023 12:50:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/skolyozun-uc-onemli-belirtisine-dikkat-1688032244.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda beslenmeye dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bayramda-beslenmeye-dikkat-2678</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bayramda-beslenmeye-dikkat-2678</guid>
                <description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nden Diyetisten Dr. Simge Yılmaz Kavcar, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde et ve şeker tüketimi ile sağlıklı beslenme konularında uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nden Diyetisten Dr. Simge Yılmaz Kavcar, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde et ve şeker tüketimi ile sağlıklı beslenme konularında uyarılarda bulundu.</p><p>İZMİR (İGFA) -&nbsp;Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü’nden Diyetisten Dr. Simge Yılmaz Kavcar, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde et ve şeker tüketimi ile sağlıklı beslenme konularında uyarılarda bulundu. Bu süreçte, başta obezite (şişmanlık) olmak üzere, sindirim problemleri, diyabet (şeker hastalığı), yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları gibi sağlık sorunlarını yaşayan bireylerin sağlıklı beslenme davranışlarını devam ettirmelerinin önemine değinen Yılmaz, “Dikkat edilmesi gereken ve unutulmaması gereken en önemli konu; bireye özgü günlük alınması gereken kalori, karbonhidrat, protein ve yağ tüketim oranlarının gereksinim üzerine çıkılmaması” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>TÜKETİLEN MİKTAR FARK EDİLMEYEBİLİR</b></p>

<p style="text-align: justify;">Sofrada geçirilen zamanın uzun olması nedeniyle kişinin yediklerinin ölçüsünün farkına varamadığını söyleyen Kavcar, “Yaklaşan Kurban Bayramı'nı özel ve güzel kılan önemli yanı aile, akraba ve arkadaşlarımızla bir arada olunması ve güzel sofralarda birlikte değerli zamanların geçirilmesine olanak sağlamış olması. Dolayısıyla ne yediğimizin yanında tükettiğimizin miktarı da fark edilmeyebilir. Özellikle Kurban Bayramı’na özgü, geleneksel bir yaklaşım olarak tatlı, şeker tüketimi ve özellikle de kırmızı et tüketiminin miktarı ve sıklığı artmakta; hatta uzun bir süre de devam edebilmektedir” diye konuştu.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="563" src="https://www.igfhaber.com/static/de/deu-arastirma-ve-uygulama-hastanesi-endokrinoloji-ve-metabolizma-bolumu-nden-diyetisten-dr-simge-yilmaz-kavcar-1687855262-891.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>KURBAN ETLERİ BEKLETİLMELİ</b></p>

<p style="text-align: justify;">Kesimden hemen sonra tüketilen etin sağlık açısından risklerine değinen Kavcar, etin kesilir kesilmez hemen pişirilmesi ve tüketilmesinin sindirimde zorluğa yol açacağının altını çizdi. Sindirimi zor bir besin olan kırmızı etin özellikle yeni kesilmiş hayvan etlerinde daha sert olduğunu vurgulayan Kavcar, “Özellikle de mide-bağırsak sorunu yaşayan bireyler başta olmak üzere, vatandaşlarımız kurban etlerini hemen tüketmemelidir. Sertliğin giderilmesi için yeni kesilen et buzdolabında birkaç gün bekletilmelidir. Pişirme yöntemi olarak da haşlama veya ızgara tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>ÖĞÜN SAATLERİNE DİKKAT</b></p>

<p style="text-align: justify;">Öğün saatlerine ve fiziksel aktivitelere dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Kavcar, şunları kaydetti: “Bir diğer önemli konu öğün saatlerine özen gösterilmesidir.&nbsp; Bu süreçte kronik hastalığı olan bireylerin; diyet uzmanları tarafından kendileri için özel planladığı tıbbı beslenme tedavilerine uymaları bu dönemi oldukça sağlıklı ve sorunsuz geçirmelerini büyük katkı sağlayacaktır. Diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek hastalığı, yüksek tansiyon gibi tıbbı beslenme tedavisi uygulaması gereken bireylerin bu dönemde de tedavilerini aksatmamaları önem taşımaktadır. Fiziksel aktivitelerin yine bu dönemde arttırılması bayramı sağlıklı bir şekilde geçirmek için bir fırsat olarak görülmelidir. Herhangi bir sağlık sorunu olmayan bireyler ise; bu dönemde yine diyet uzmanları tarafından yapılan sağlıklı beslenme önerilerini takip ederek, herhangi bir sindirim ya da diğer sağlık sorunları yaşamadan keyifli bir bayram süreci geçirebilirler.”</p>

<p style="text-align: justify;"><b>YAĞ EKLENMEMELİ</b></p>

<p style="text-align: justify;">Yapılan sık ve en önemli hatalardan birinin de kırmızı etin doymuş yağ açısından zengin olmasına rağmen pişirilme sırasında tereyağı ve kuyruk/iç yağı eklenmesi olduğunu belirten Kavcar, “Doğru olan, yağ eklemi yapılmadan etin kendi yağında ve kısık ateşte pişirilmesidir. Özellikle de etteki görünür yağları da temizlemek oldukça önemlidir. En önemli konulardan birisi de etlerin mutlaka iyi pişirilmesi gerekmektedir. İyi pişmediği zaman bulaş riski yüksek hastalık kaynağına neden olmaktadırlar” bilgisini paylaştı.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>SAKATAT UYARISI</b></p>

<p style="text-align: justify;">Bu dönemde sakatat tüketiminde de artış olduğunu kaydeden Kavcar, “Sakatat türü besinlerin kolesterol oranını oldukça fazla yükselttiklerinden özellikle de kalp-damar hastalığı riski taşıyan bireylerin tüketiminden kaçınması gerekmektedir” diye konuştu.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>SEBZE VURGUSU</b></p>

<p style="text-align: justify;">Et tüketimi olan öğünde mutlaka sebze grubu besinlere de yer verilmesi gerektiğini dile getiren Kavcar, “Et, sebze ile de pişirilebilir ya da etin yanına salata da ilave yapılabilir. Böylece öğünün demir açısından emilimi artmış olacaktır ayrıca C vitamini açısından da zengin ve besin çeşitliliği sağlanmış bir öğün tüketilmiş olunacaktır. Ayrıca mide-sindirim problemi yaşayan bireyler kırmızı eti akşam öğünü yerine öğlen öğününde tüketmeliler. Akşam öğününde sebze ve kurubaklagil gibi posa yönünden zengin besin tercih etmeleri daha uygun olacaktır. Et tüketimine bağlı kalp-damar riskini en aza indirgemek için mutlaka güne kahvaltı öğünü ile başlanması gerekmektedir. Az ve sık besin tüketimi yapılması önemlidir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>SÜTLÜ TATTILAR TERCİH EDİLMELİ</b></p>

<p style="text-align: justify;">Bu dönemde tüketimi artan çikolata, şerbetli tatlılar ve şekerler yerine de daha hafif olan sütlü tatlıların tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Kavcar, “Ya da kuru meyve, çiğ badem, fındık, ceviz tüketilebilir. Bu besinlerin tüketimi ile beslenme örüntüsü içeriği vitamin, mineral, posa ve sağlıklı yağlar yönünden desteklenmiş olur. Bayram süresince yapılan ziyaretler de yine çay ve kahve tüketimi oldukça artmaktadır. Fazla tüketime bağlı yine bireysel özelliklere göre değişen fakat sıkça görülebilecek olan başta uykusuzluk olmak üzere daha da ciddi olarak kalpte ritim bozuklukları ve mide problemlerinde artış olabilir. Su tüketimi ihmal edilmemelidir. Bireye göre ve hava ısısına da bağlı değişkenlik gösterse de günde ortalama 2-2,5 L. Su tüketilmeye çalışılmalıdır” uyarısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jun 2023 14:06:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/bayramda-beslenmeye-dikkat-1687863974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan sıcaklarda beslenme önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/uzmanlardan-sicaklarda-beslenme-onerileri-2676</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/uzmanlardan-sicaklarda-beslenme-onerileri-2676</guid>
                <description><![CDATA[Yaz sıcaklarının kendini hissettirdiği, önümüzdeki günlerde bu sıcaklıkların daha da artış göstereceği düşünüldüğünde, vatandaşların sıcaklardan korunması ve çeşitli önlemler alması gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarının kendini hissettirdiği, önümüzdeki günlerde bu sıcaklıkların daha da artış göstereceği düşünüldüğünde, vatandaşların sıcaklardan korunması ve çeşitli önlemler alması gerekiyor.</p><p>MERSİN (İGFA) -&nbsp;Büyükşehir Belediyesi, sıcaklıklara bağlı olarak değişen beslenme alışkanlıklarıyla ilgili olarak vatandaşları uyarıyor. Bu kapsamda Sağlık İşleri Daire Başkanlığı’na bağlı Kadın Sağlığı Danışma Merkezi’nde görev yapan Diyetisyen Müge Kinaş, hava sıcaklıklarına bağlı olarak değişen beslenme düzeni hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Kinaş: “Bu dönemde vücut sıvısı azaldığı için su tüketimine ağırlık vermeliyiz”</strong></p>

<p>Artan hava sıcaklıklarıyla birlikte vücut sıvısının düşmeye başladığını ve su tüketimine daha fazla ağırlık vermemiz gerektiğini ifade eden Diyetisyen Müge Kinaş,&nbsp;<strong>“Su tüketimini artırmak adına, suyun yanı sıra taze sıkılmış sebze ve meyve suları, ayran gibi içecekler de tercih edilebilir. Bu süreçte hafif yiyeceklere, sebze ve meyvelere yönelerek, aşırı yağlı yemeklerden uzak durmalıyız”</strong>&nbsp;dedi.</p>

<p>Yemek pişirme tekniklerinde daha sağlıklı yöntemler kullanmanın doğru olduğunu kaydeden Kinaş,&nbsp;<strong>“Kızartma işlemini daha az tercih ederek; haşlama, ızgara ve fırınlama işlemlerine daha çok yer verebiliriz. Yemek öğünlerinde hafif yiyecekler tüketilmeli. Özellikle şeker problemi olan vatandaşların, şeker seviyesini bir anda yükseltecek yiyeceklerden kesinlikle uzak durması gerekir”&nbsp;</strong>şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“Sebze ve meyve porsiyonlarına dikkat etmek gerekiyor”</strong></p>

<p>Günlük alınması gereken meyve ve sebze porsiyonunun toplamda beş olduğunu aktaran Kinaş,&nbsp;<strong>“İki porsiyon sebze, üç porsiyon meyve ya da üç porsiyon sebze, iki porsiyon meyve olacak şekilde besin tüketmemiz gerekiyor”</strong>&nbsp;dedi. Yaz mevsiminde bol miktarda meyve ve sebze çeşitliliği olduğunu, ancak bunları tüketirken kontrollü olmak gerektiğini de ifade eden Kinaş,&nbsp;<strong>“Özellikle kavun, karpuz gibi sıvı oranı yüksek, ama şeker oranı da bir o kadar fazla olan meyveleri tüketirken, porsiyonları daha ölçülü olacak şekilde ayarlamamız gerekiyor. Avuç içi büyüklüğünde 2-3 dilim üçgen kavun veya karpuz, bir porsiyon meyve ediyor. O yüzden bu meyveleri tüketirken biraz daha dikkat etmek gerek”</strong>&nbsp;diye konuştu.</p>

<p><strong>“Spor yaparken saatlere dikkat edilmeli”</strong></p>

<p>Spor yapmanın özel bir saati olmadığını ve kişinin kendini iyi hissettiği saatte spor yapmasının doğru olduğunu söyleyen Müge Kinaş&nbsp;<strong>“Spor yapmak isteyen vatandaşların, bazı istisnalara dikkat etmesi gerekiyor. Güneşin dik açıyla geldiği öğlen saatlerinde spor yapılmaması, özellikle tansiyon problemi olan ya da yaşı ileri olan vatandaşlarımızın da bu saatlerde dışarıya daha korunaklı bir şekilde çıkmaları gerekmektedir”</strong>&nbsp;dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jun 2023 14:05:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/uzmanlardan-sicaklarda-beslenme-onerileri-1687863936.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kızamık hastalığı yeni salgın mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kizamik-hastaligi-yeni-salgin-mi-2659</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kizamik-hastaligi-yeni-salgin-mi-2659</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemlerde kızamık vakalarının hızla artmasının ardından ortaya çıkan spekülatif haberlere karşı Prof. Dr. Serhat Fındık, kızamık hastalığı hakkında bilinmeyenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde kızamık vakalarının hızla artmasının ardından ortaya çıkan spekülatif haberlere karşı Prof. Dr. Serhat Fındık, kızamık hastalığı hakkında bilinmeyenleri anlattı.</p><p><strong>Zübeyde ÖZLÜ - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Son dönemde gündemi işgal eden Kızamık hastalığının hızla yayılması ile ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Serhat Fındık, “Kızamık, çocukluk çağı hastalıklarından bir tanesidir. Ancak yıllardır salgını görülmüyor. Bunun en önemli tedbirlerinden biri hijyenik koşulların dünyada yer edinmesi, aşıların düzenli olarak uygulanması, hayat kalitesinin artmasıdır. Son zamanlarda ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kızamığa bağlı ölümler son derece nadir görülmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="468" src="https://www.igfhaber.com/static/pr/prof-dr-serhat-findik-her-seyi-acikliyor-asi-hakkinda-aciklamalar-1687534441-22.jpg" width="750" /></p>

<p>Bir süredir kızamık hastalığı sebebiyle gündeme gelen ölüm haberlerinin doğru olmadığını vurgulayan Fındık, “Kızamık salgını olarak dile getirilen hadisenin aslında Kızamık salgını olmadığını net olarak biliyoruz. Bu tamamen çocukların farklı hastalıklardan vefat etmesidir. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da bu konuda açıklama yapmıştı. Yani ülkemizde bazı doktorların iddia ettiği gibi Kızamık salgını diye bir durum söz konusu değildir. Herhangi bir korkuya gerek yoktur.” dedi.</p>

<p><strong>“DERİ DÖKÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKMADAN 24-48 SAAT ÖNCE BULAŞICILIK BAŞLAR”</strong></p>

<p>Kızamık hastalığının bulaşıcılık evreleri hakkında da bilgi veren Fındık, “İnkübasyon denilen bir kuluçka dönemi vardır. Daha sonra derideki döküntüler ortaya çıkmadan 24- 48 saat önce bulaşıcılık başlar. Yaklaşık 3 ila 4 gün devam eder ama az önce de ifade ettiğim gibi Kızamığa karşı hem bağışıklık durumu yüksektir hem de aşıların da etkisi devam ederken bulaşsa bile bu virüs herhangi şekilde ciddi hadiseye yol açmadan bağışıklık sistemi tarafından kolaylıkla yok edilebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><img height="453" src="https://www.igfhaber.com/static/ek/ekran-goruntusu-2023-06-22-114143-1687534423-366.jpg" width="750" /></p>

<p>Kızamık hastalığının tedavi yöntemlerine de değinen Fındık, kızamığın kendine özgü bir ilaç tedavisi olmadığına vurgu yaparak, "Virüs hastalıklarının büyük çoğunluğunda da böyledir zaten. Kızamıktan korunmak için beslenmeye dikkat edilecek, hem et hem sebze ve daha çok ev yemekleri ağırlıklı beslenilmeli, yeterince su tüketilmeli. C ve D vitaminleri burada oldukça önemli. En önemlisi ise erken dönemde anne sütünün inanılmaz etkisi... Çocuklara en az 9 ay anne sütü verilmesi çok önemli. Çünkü ilerideki bağışıklık sisteminin yapı taşını burası oluşturuyor. Bunlara dikkat edildiği zaman Kızamık, korkulması gereken bir hastalık değildir" diye konuştu.</p>

<p><strong>“KIZAMIK AŞISI UYGULANMALI MI?”</strong></p>

<p>Kızamık aşısının neredeyse hastalık bittikten sonra uygulanmaya başladığını belirten Prof. Dr. Serhat Fındık,&nbsp; kızamık hastalığının ölümcül evresi hakkında da, "Kızamık boğazdan başlar. Bununla birlikte deride döküntülerin başlaması ile ölümcül evreye geçiş sürecine girer. Burada önemli nokta akciğerlerdir. Bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarda, akciğerlere tutunup da zatürreye yol açarsa ve üzerine bakteri de eklenirse işte o zaman tedavisi daha da güçleşir" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jun 2023 19:40:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/kizamik-hastaligi-yeni-salgin-mi-1687538446.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Podoloji ile sağlıklı ve bakımlı ayaklar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/podoloji-ile-saglikli-ve-bakimli-ayaklar-2625</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/podoloji-ile-saglikli-ve-bakimli-ayaklar-2625</guid>
                <description><![CDATA[Nev Bandırma Podoloji Bölümünden Podolog İlkem Kuruoğlu, Podoloji alanının ne ile ilgilendiği ve bu alanda ne tür hizmetler verildiğiyle ilgili açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Bandırma Podoloji Bölümünden Podolog İlkem Kuruoğlu, Podoloji alanının ne ile ilgilendiği ve bu alanda ne tür hizmetler verildiğiyle ilgili açıklamalarda bulundu.</p><p><strong>BALIKESİR (İGFA) -</strong>&nbsp; Podoloji biliminin ayak sağlığı ve hastalıklarıyla ilgilenen, yardımcı tedavi ve bakım hizmeti sunan bir sağlık alanı olduğunu ifade eden Podolog İlkem Kuruoğlu, nasır, topuk çatlağı, tırnak batması gibi ayaklarda görülen sorunların, kişinin hayat kalitesini düşürüp psikolojisini bozabildiğini, ayaklarda sık görülen bu problemlerin ayak sağlığı konusunda deneyimli uzmanlar tarafından uygulanan tedavilerle kolayca giderilebildiğini söyledi.</p>

<p>Ayak problemlerinin vücudun diğer bölgelerine etki ettiğini ve bu problemlerle başa çıkmak için önceliğin sağlıklı ayaklar olduğunu belirten Kuruoğlu, podolojinin kişinin tedavi sürecinde oluşabilecek potansiyel komplikasyonların önlenmesine yardımcı olacağını aktardı.</p>

<p>Özellikle diyabet hastalarında korkulan bir tablo olan, ayak yaralarının önlenmesi için işlemler yapıldığını belirterek sözlerine devam eden Kuruoğlu, “Ayak yaraları hem hastalar hem de hasta yakınları için ağır bir tablo oluşturabilir. Bu yaralar tedavi edilmezse, uzun vadede uzuv kayıplarıyla sonuçlanabilir. Düzenli ayak bakımı ve kontrollerini yaptıran diyabetli bireylerde yara açılma riski düşmektedir.” dedi.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/po/podogog-ilkem-kuruoglu-1687257732-727.jpg" width="750" /></p>

<p>Başparmak çıkıntısı rahatsızlığının normalde düz olması gereken ayak başparmağımız Halluks valgus deformitesinde ikinci parmağa yani dış tarafa doğru yön değiştirmesiyle oluştuğunu ifade eden Podolog İlkem Kuruoğlu, parmak arası makara, uygun ayakkabı, silikon destek ürünler, gece ateli ve uygun egzersizlerin bu hastalığın ilerlemesini durdurmada büyük önem taşıdığını söylerken tüm bu koruyucu ve tedavi seçeneklerinin uzman doktor görüşüyle birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Bu rahatsızlığın zamanında önlem alınmaması ve tedavi edilmemesinin sonucunda başparmağın ikinci parmağın altına kayabileceğini ve ayak basınç noktaları değiştiği için nasırlar oluşabileceğini de sözlerine ekledi.</p>

<p><strong>BATIK TIRNAK OLUŞUMU ENGELLENEBİLİR</strong></p>

<p>Batık tırnak oluşumunu engellemede en önemli etkenin doğru ayakkabı seçiminin yanında tırnakların doğru kesilmesi, ayakların darbe ve travmalardan korunması olduğunu söyleyen Kuruoğlu, ayaklarda bir rahatsızlık hissedildiği anda zaman geçmeden bir podoloğa başvurulması gerektiğini belirtti. Bunun yanı sıra tırnak çekimi işleminden sonra da tırnak yatağının uzamasının periyodik bir süreç olduğunu bu yüzden sağlıklı bir sonuç için tırnağın uzama sürecinin bir podolog gözetiminde takip edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Kuruoğlu, sadece ayaklarda görülen sorunlar için değil problemsiz ayaklara sahip olan bireylerin de pedikür yerine medikal ayak bakım için hekime danışmadan da podoloğa başvurabileceğini belirterek sözlerine son verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Jun 2023 14:52:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/podoloji-ile-saglikli-ve-bakimli-ayaklar-1687261926.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramı’nda Beslenmeye Dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kurban-bayraminda-beslenmeye-dikkat-2607</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kurban-bayraminda-beslenmeye-dikkat-2607</guid>
                <description><![CDATA[Kartal Kızılay Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşenur Fişek, sofralara bolluk ve bereket getiren Kurban Bayramını daha sağlıklı geçirmek için doğru beslenme önerileri paylaştı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Uzm. Dyt. Ayşenur Fişek, Kurban Bayramında et yemeklerinin yanına bulgur pilavı tüketilmesinin daha sağlıklı olduğunu söyledi. Fişek, bayramda sağlık sorunları yaşamamak için kurban etinin 24 saat beklettikten sonra yenmesini tavsiye ederek kurban etinin doğru saklanma yöntemleri hakkında bilgi verdi.<br />
 </p>

<p><strong>Kurban etinin 24 saat bekletilmesi daha sağlıklı</strong></p>

<p>Zengin bayram sofralarında bedenimizi yoracak fazla gıda tüketimin doğru olmadığını belirten Fişek, “Et ile ilgili bilmemiz gereken en önemli husus, tıp dilinde ‘Rigor Mortis’  dediğimiz ölüm katılığının geçmesini beklememizdir. Kesimin ardından geçen 6-12 saatlik dilimde ölüm katılığının yaşanacağını biliyoruz. Bu durum insanda stres ve anksiyetenin artmasına sebep olacağından, kesimin ardından etin 24 saat dinlendirilmesi daha sağlıklı olacaktır” dedi.<br />
 </p>

<p><strong>Dengeli beslenme sağlığın ilk şartıdır</strong><br />
 </p>

<p><strong> </strong>Etin bekletildikten sonra nasıl tüketilmesi gerektiğini anlatan Uzman Diyetisyen Fişek, “Et; iyi kalitede çinko, demir, magnezyum ve B grubu vitaminleri içerir. Et doymuş yağ içerir ve kolesterol düzeyi yüksektir. Eti yağsız kısmından tüketmeye gayret etsek de kırmızı etin ortalama yağ içeriği yüzde 20 ‘dir. Bir yetişkinin günlük toplam protein alımı ortalama kilogram başına 1 gr hesaplanırken, bitkisel protein kaynakları da dâhil edilir. Örneğin 50 kilo bir kişi, ortalama günde 50 gram protein almalıdır. Fazla tüketim; böbrek sorunları, karaciğer yağlanması ve kolesterol gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Tabii ki gebelik ya da sporculuk gibi özel durumları bunun haricinde tutmalıyız. Kolesterol ya da karaciğer yağlanması olan kişilerde protein ihtiyacı hesaplamasına göre haftada 2-3 günden fazla kırmızı et tüketimini önermiyoruz. Her şeyin kararında tüketilmesi önemlidir. Dengeli beslenme sağlığın ilk şartıdır” dedi. </p>

<p><strong>Pirinç yerine bulgur pilavı tercih etmek daha sağlıklı </strong></p>

<p>Uzman Diyetisyen Fişek, misafirlere yapılacak olan ikramlıklara yönelik şu önerilerde bulundu: “Bayramda kavurma oldukça fazla tüketildiği için porsiyon kontrolüne dikkat etmeliyiz.  Pilav üstü kavurma konusunda mümkünse bulgur pilavını öneriyorum.  Pirinç pilavı yapılacaksa yine porsiyon kontrolüne dikkat edebiliriz. Yani, 3 yemek kaşığı pilavın 1 dilim ekmeğe (30 gram) denk geldiğini bilerek ve her bir tabakta ne kadar karbonhidrat alacağımızı hesaplayarak yiyebiliriz. Bayram tatlıları konusu da son derece önemlidir. Hem et, hem mükellef aile kahvaltıları hem de üzerine tatlı gibi çok ağır bir beslenme düzeni uygulanmasını önermiyorum. Her şeyin dengede olması yaşamda olduğu gibi beslenmede de çok değerlidir.”</p>

<p><strong>Kurban etini doğru saklama yöntemleri</strong></p>

<p>Kurban etinin; kuşbaşı, kıyma ya da ızgaralık şeklinde buzdolabının derin dondurucu bölümünde saklanması gerektiğini söyleyen Fişek, “Etler parçalarına ayrılarak buzdolabı poşetine konulmalı ya da küçük kaplara koyularak ağzı bağlanmış ya da kapağı kapatılmış şekilde olmalıdır. Aynı zamanda kıymayı tavada pişirdikten sonra soğuması beklenerek, derin dondurucuda saklanabilir” dedi. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jun 2023 14:08:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/kurban-bayraminda-beslenmeye-dikkat-1687172891.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Beslenmesinin Altın Kuralı: Bakliyatlar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/yaz-beslenmesinin-altin-kurali-bakliyatlar-2606</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/yaz-beslenmesinin-altin-kurali-bakliyatlar-2606</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı yaşam biçimini topluma kazandırmayı hedefleyen ve ürünlerinde inovatif çözümler sunan Duru Gıda, yaklaşan yaz mevsimi dolayısıyla bakliyat tüketiminde yaşanan düşüşe dikkat çekti. Gıda Mühendisi Ece Duru, “Baklagilleri, haşlamış ürün seçenekleriyle öğünlerde kullanarak kısa zamanda lezzetli ve sağlıklı sonuçlar elde edebilirsiniz” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Yaz mevsiminin gelişi ve hava sıcaklıklarında yaşanan artışlar, beslenme düzeninde bazı değişiklikleri meydana getiriyor. Bakliyat gibi uzun süre pişen gıdaların tüketiminde yaşanan düşüş dolayısıyla sağlıksız atıştırmalıklara eğilim artıyor. Duru Gıda’nın, en doğal ve lezzetli sonuçlar için modern metotlarla birleştirilerek eşsiz bir üretim anlayışıyla geliştirdiği haşlanmış ürünler serisi, sağlıklı ve pratik çözümler sunuyor. Gıda Mühendisi Ece Duru, “Hayatın hızlı akışına paralel olarak zamana verilen değer oldukça arttı. İş yaşamında ya da okulda, insanlar artık daha hızlı karar vermek ve daha hızlı hareket etmek zorunda. Yaşamın bize sunduğu bu hızlı koşullar; insanları sabırsız ve hızlı tüketime meyilli hale getiriyor. Duru Gıda olarak sağlıklı yaşam biçimini topluma kazandırma hedefimiz doğrultusunda ürünlerimizde inovatif çözümler sunduk. Bu sayede artık uzun süre haşlanması gereken kuru bakliyatlar, Duru Pratik ürünleriyle zamana değer veren ancak lezzetten de taviz vermeyenler için sağlıklı ve modern ambalajında tüketicilerimizle buluşuyor. Doğrudan salatalara, çorbalara ve pilavlara eklenerek kişinin doğal ve temel besin ihtiyacının karşılanmasına destek oluyor” dedi.</p>

<p><strong>Mucize yiyecek: Baklagiller</strong></p>

<p>Beslenme uzmanları; yaz aylarında fit gözükmek için diyet yapan kişilere sağlıklı beslenmeyi ihmal etmemeleri ve dengeli beslenmeye daha çok özen göstermeleri yönünde uyarılarda bulunuyor. Özellikle yüksek sıcakların görüldüğü dönemde günlük öğünlerinde sağlıksız seçenekleri tercih edenlerin bağışıklık sistemi düşüyor ve hastalıklara yakalanma riski artıyor. Gıda Mühendisi Ece Duru, “Lif açısından zengin ve iyi bir protein kaynağı olan bakliyatlar, tok kalmanıza yardımcı olur ve yüksek besin değeriyle sağlıklı bir bağışıklık sistemini destekler. Salatalarınıza, haşlanmış nohut, börülce veya barbunya ekleyebilirsiniz. Veya haşlanmış nohutları fırınlayarak falafel yapabilir, salatalarınızı lezzetlendirebilirsiniz. Haşlanmış buğday ve nohut ile hızlı bir şekilde soğuk ayran aşı çorbası yaparak gün boyu tok kalabilirsiniz. Baklagilleri, haşlamış ürün seçenekleriyle öğünlerde kullanarak kısa zamanda lezzetli ve sağlıklı sonuçlar elde edebilirsiniz” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jun 2023 14:07:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/yaz-beslenmesinin-altin-kurali-bakliyatlar-1687172844.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca’dan ’kızamık’ paylaşımı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-2605</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-2605</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, "Ülkemizde kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğu yönünde medyada yer alan haberler gerçeği yansıtmamaktadır" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, "Ülkemizde kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğu yönünde medyada yer alan haberler gerçeği yansıtmamaktadır" dedi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğuna dair haberlerin gerçeği yansıtmadığını duyurdu.</p>

<p>Bakan Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "Kızamığa bağlı bir ölüm söz konusu değildir. Kızamığa bağlı olduğu veya olabileceği iddia edilen ölümün nedeni HIV/AIDS hastalığı kaynaklı multiorgan yetmezliğidir. Hasta 2015 doğumlu, yabancı uyrukludur" ifadesini kullandı.</p>

<p>"Son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de yurtdışından gelen vakalara bağlı olarak kızamık vakalarında bir artış olduğunu" kaydeden Koca, ebeveynlere çocuklarının sağlığı için "aşı konusunda titiz davranma" çağrısı yaptı.</p>

<p><figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1670688779667922945
</div></figure></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jun 2023 14:06:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-1687172793.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kızamık vakalarında korkutan artış!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kizamik-vakalarinda-korkutan-artis-2581</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kizamik-vakalarinda-korkutan-artis-2581</guid>
                <description><![CDATA[Kızamık vakaları artış gösteriyor. Salgının en büyük nedenlerinden aşı karşıtlığı. Düşen aşılama oranları nedeniyle yalnızca aşısız çocuklar değil aşı olanlar da risk altında]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kızamık vakaları artış gösteriyor. Salgının en büyük nedenlerinden aşı karşıtlığı. Düşen aşılama oranları nedeniyle yalnızca aşısız çocuklar değil aşı olanlar da risk altında</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 1980 yılında dünyada yaklaşık 2.5 milyon kişi hayatını kaybetmişti. Aşılama kampanyaları sayesinde kaybedilen insan sayısı 2015 yılında 100 binin altına indirildi. Bu azalmaya rağmen 2017 yılından sonra tüm dünyada bağışıklamadaki azalmalar, aşı karşıtlığı, göç hareketleri gibi nedenlerle Kızamık vakaları artmaya başlanmıştır.</p>

<p>Dünyada Afrika, Uzak Asya ve Batı Pasifik ülkeleri hastalıktan en fazla etkilenen bölgeler olurken, Türkiye'de de yoğun kızamık aşılama kampanyası sayesinde 2008-2010 yılları arasında Kızamık vakasına rastlanmamışken, 2019 yılında 2 bin 905 vakaya tanı konuldu.</p>

<p>Söz konusu vaka artışlarının en önemli sebebinin aşı karşıtlığının artışı, aşılanmamış göçmen ve turist sayılarının artışı olduğu düşünülürken, pandemi sonrası sosyal kapanma sonrası açılmanın da vaka sayıları üzerine olumsuz etkisi olduğu da etkileri arasında.</p>

<p>&nbsp;Başlangıç semptomları ateş yüksekliği, burun akıntısı, boğaz ağrısı, gözlerde kızarıklık ve öksürük olarak özetleyen uzmanlar, "Başlangıç semptomlarından birkaç gün sonra önce ağızda beyaz lekeler daha sonra vücutta küçük milimetrik boyutta ancak çok yaygın döküntüler meydana gelir. Döküntüler genellikle baş ve saçlı deriden başlayıp vücuda yayılır. Komplikasyon olarak kulak enfeksiyonu, akciğer enfeksiyonu ve bağırsak enfeksiyonu gözlemlenebilir" dedi.</p>

<p>Enfeksiyon Hastalıklarından ve Kardiyovasküler rahatsızlıklardan korunmak için Akdeniz diyeti ile beslenin, sigara ve alkolden uzak durun, aktif olun, erişkin yaş aşılamaları için doktorunuza başvurmayı unutmayın.. .</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jun 2023 19:25:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/kizamik-vakalarinda-korkutan-artis-1686932707.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz kazalarına karşı ebeveynler nasıl önlem almalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/yaz-kazalarina-karsi-ebeveynler-nasil-onlem-almali-2534</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/yaz-kazalarina-karsi-ebeveynler-nasil-onlem-almali-2534</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, yaz aylarında çocuklarda görülme sıklığı artan ortopedik kazalara karşı ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları anlatarak, önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, yaz aylarında çocuklarda görülme sıklığı artan ortopedik kazalara karşı ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları anlatarak, önemli uyarılarda bulundu.</p><p>İSTANBUL (İGFA)- Çocuklar için yılın en keyifli dönemi parklarda ve kumsalda bolca oynayabildikleri yaz mevsimi oluyor. Zira tüm yıl zamanlarının çoğunu evde geçiren çocuklar artık parklarda, deniz ve havuz kenarlarında gönüllerince oynamanın keyfini yaşayacaklar. Ancak, bu dönemde çocuklarda düşme ve çarpma sonucu oluşan kırıklar, burkulmalar ile incinmeler yaz tatiline gölge düşürebiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarında ortopedik kazalar konusunda farkındalık yaratmaları ve gerekli önlemleri almaları büyük önem taşıyor.</p>

<p>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, ebeveynlerin yaz aylarında gelişebilecek kazalara karşı güvenlik önlemlerini mutlaka gözden geçirmeleri gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>BİSİKLET ve PATEN KAZALARINA KARŞI NASIL ÖNLEM ALINMALI?</strong></p>

<p>Çocukların yaz aylarında en keyif aldıkları yaz aktivitelerinden biri olan bisiklet ve paten sürmek gerekli önlemler alınmadığında ciddi yaralanmalarla sonuçlanabiliyor.&nbsp;</p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bisikletin çocuğunuzun boyuna, kilosuna ve yaşına uygun olmasına özen gösterin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocuğunuz bisiklete binmeden önce frenlerin çalışıp çalışmadığını kontrol edin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Baş yaralanmasını önlemek için bisiklet kullanırken mutlaka kask takmasını sağlayın. Özellikle yeni bisiklet ya da paten kullanmaya başlayan çocuklarda dizlik ve dirseklik gibi koruyucu ekipmanlar kullanın.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Trafik kurallarını öğretin ve güvenli bisiklet sürme becerilerini geliştirmesine yardımcı olun.</li>
</ul>

<p><strong>SU AKTİVİTELERİ KAZALARINA KARŞI NASIL ÖNLEM ALINMALI?</strong></p>

<p>Sıcak havalarda su aktiviteleriyle ilgili yaralanmaların da mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Zira yüzme havuzlarında kayarak düşme, suya hatalı dalma veya suya çarpma sonrasında omurga, boyun, kafa, kollar ile bacaklarda ciddi burkulmalar ve kırıklar gelişebiliyor. Bunun içinde;</p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocuğunuz suya girmeden önce derinliğini mutlaka kontrol edin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yüzme becerilerini geliştirmesi için eğitim almasını sağlayın.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su aktiviteleri sırasında güvenlik kurallarına uymasının önemini anlatın. Örneğin; havuz kenarlarında kayıp düşmeyi engellemek için ıslak zeminde koşmamalı. Mümkünse terlik ya da kaymayı engelleyici çorap-patikler giymeli.</li>
</ul>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1686727798-5-1686748332-747.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>OYUN ALANI ve SPOR KAZALARINA KARŞI NASIL ÖNLEM ALINMALI?</strong></p>

<p>Yaz aylarında çocuklar en sık parklarda ve oyun alanlarında zaman geçiriyorlar. Yaz ayları, spor etkinlikleri için ideal bir zaman Ancak güvenlik önlemleri alınmadığı takdirde oyun alanları oldukça tehlikeli olabiliyor.&nbsp;</p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocuğunuzu oyun alanlarında gözetim altında tutun</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Oyun alanlarındaki oyuncakların amacına uygun kullanılmasını sağlayın. Salıncak, kaydırak gibi çarpışma riski olan yerlerde daha dikkatli olun.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zemini kauçuk veya kum gibi yumuşak yüzeyden oluşan oyun parklarını tercih edin</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocuğunuzun yaşına uygun oyun ekipmanlarını kullanmasını sağlayın.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Spora hazırlamak için ısınma ve germe egzersizleri yapmasını teşvik edin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zeminin yapılacak olan spora uygun olmasına dikkat edin. Örneğin beton zemin futbolda düşme sonrasında yaralanma riskini arttıracaktır.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 Jun 2023 18:13:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/yaz-kazalarina-karsi-ebeveynler-nasil-onlem-almali-1686755585.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evde, işte, sokakta... Bel ağrısını önleyecek öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/evde-iste-sokakta-bel-agrisini-onleyecek-oneriler-2480</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/evde-iste-sokakta-bel-agrisini-onleyecek-oneriler-2480</guid>
                <description><![CDATA[Bel ağrısı, gribal enfeksiyonlarından sonra en yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Hareketi kısıtlayarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemesi dolayısıyla toplumun büyük bir bölümü yaşamlarında en az bir kez bel ağrısına maruz kalıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bel ağrısı, gribal enfeksiyonlarından sonra en yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Hareketi kısıtlayarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemesi dolayısıyla toplumun büyük bir bölümü yaşamlarında en az bir kez bel ağrısına maruz kalıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Genellikle ani başlayan bel ağrılarının bir kısmının istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi gibi yöntemlerle tamamen iyileştiğini ve kalıcı olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Bel ağrısı ataklarının çoğu geçicidir ve genellikle kalıcı bir sakatlığa sebep olmaz. Ağrıların yüzde 7-10’u 6 ayı geçerek kronik hale dönüşebilir. Kronikleşen bel ve sırt ağrılarında ilaç ile korse kullanımı, enjeksiyonlar, kayropraktik tedavi yöntemi ve cerrahi yöntemleri uygulanabiliyor. Kişilerin yüzde 75’i eğitim programlarına katılarak bel ağrılarından korunabilir” dedi.</p>

<p><img height="208" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1686206658-asm-profdrsemihaki-gorseli-1686478286-156.jpg" width="750" /></p>

<p>Bel ağrılı olgularının yüzde 50’sinin bir haftada, yüzde 90’ının 8 haftada, yüzde 3’ünün ise 1 aydan fazla sürede rahatladığını belirten Prof. Dr. Semih Akı, bel ve boyun ağrısından korunmanın tedavisinden çok daha kolay olduğunu vurgulayarak bel ağrısını önleyecek önerilerde bulundu:</p>

<p><strong>EVDE</strong></p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir eşyayı kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın. Yerden alırken dizlerinizi bükerek ve çömelerek alın, belden eğilmeyin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşın.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak bel gerilmemeli, ipin seviyesi uygun boyda ayarlanmalı.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ağırlık taşımanız gerekiyorsa, yükü her iki elinize de eşit olarak paylaştırın. Ağır yükü, belden daha yükseğe kaldırmayın.</li>
</ul>

<p><strong>YATARKEN</strong></p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yataktan kalkarken önce tam yan dönün, daha sonra ellerinizle yandan destek alırken bacaklarınızı kıvırarak oturur pozisyona geçin ve kalkın. Yatmak için ise bu işlemleri tersten uygulayıp yatağa uzanın.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yüzüstü ve sırtüstü dümdüz yatmaktan mümkün olduğunca kaçının. Uygun olanı, kalça ve dizlerinizden çekip bacaklarınızı toplayarak, ana rahmindeki gibi yatmaktır.</li>
</ul>

<p><strong>OFİSTE</strong></p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Otururken mutlaka dik pozisyonda olun ve bunu alışkanlık haline getirin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Doğru oturma pozisyonunda diz eklemleriniz kalça eklemlerinden daha yüksekte olmalı, ayak tabanlarınız yere tam olarak temas etmeli.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Otururken zaman zaman pozisyon değiştirin. Aynı oturma pozisyonuna 30-40 dakikadan fazla devam edilmemeli.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sandalyeden kalkarken bir ayağınız diğerinin önünde olmalı, bacak kaslarınız ve kollarınızın yardımıyla kendinizi yukarıya doğru iterken sırtınız dik pozisyonda bulunmalı.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ofiste masa sandalye bilgisayar ilişkisi daima önerilen ölçülere uygun olmalı.</li>
</ul>

<p><strong>SOKAKTA</strong></p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dışarıda ya da kapalı bir yerde bir süre ayakta beklemeniz gerekiyorsa tek ayağınızın altına 15-20 cm yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin. Bir süre sonra diğer ayağınızı koyun.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru döndürüp eğilerek yerden bir şey almayın. Dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızla dönün.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Otomobil kullanırken koltuğunuzu, dizlerinizin ve kalçanızın biraz yukarısında olacak şekilde ayarlayın.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Jun 2023 16:38:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/evde-iste-sokakta-bel-agrisini-onleyecek-oneriler-1686490704.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şok diyetlere dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/sok-diyetlere-dikkat-2417</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/sok-diyetlere-dikkat-2417</guid>
                <description><![CDATA[Detoks ya da popüler diyetlerin herkese uygun olmadığının ve faydadan çok zarar sağlayabileceğinin altını çizen diyetisyenler, sıklıkla tercih edilen diyetler hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Detoks ya da popüler diyetlerin herkese uygun olmadığının ve faydadan çok zarar sağlayabileceğinin altını çizen diyetisyenler, sıklıkla tercih edilen diyetler hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Yaz mevsimine adım atılan bu dönem ile başlayan fit olma telaşı, kısa sürede hızlı kilo kaybı isteği ve gerçekçi olmayan vücut ağırlığı beklentisi kişileri şok diyetlere yönlendiriyor.</p>

<p>Oysaki diyet programlarının bireyin sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları, sosyo ekonomik düzeyi, fiziksel aktivitesi gibi pek çok faktör göz önünde bulundurularak oluşturulması gerekiyor.</p>

<p>Uygulanan diyette herhangi bir besin öğesinin yokluğunun veya vücut gereksinimlerinin çok altında bulunmasının, diğer besinlerin biyoyararlılığını ya da metabolizmasını olumsuz etkileyebileceğini belirten Bayındır Kavaklıdere Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Dyt. Esra Örün İncekara, sıklıkla başvurulan diyetleri anlattı.</p>

<p><img height="651" src="https://www.igfhaber.com/static/es/esra-orun-incekara-1686231562-119.JPG" width="750" /></p>

<p><strong>ATKİNS DİYETİ, KALP DAMAR SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLİYOR</strong></p>

<p>Sıklıkla tercih edilen diyetlerden olan Atkins diyetini düşük karbonhidrat, yüksek protein alımı olarak özetleyen Dyt. Esra Örün İncekara “Atkins diyeti özellikle başlangıç aşamasında ağız kokusuna, mide bulantısına ve baş ağrısına neden olabiliyor. Diyet, hızlı kilo kaybı sağlıyor ancak doymuş yağ alımı %23 civarında olurken, toplam yağ alımı enerjinin %50’sini aşabiliyor. Bu da kalp damar sağlığı için risk oluşturuyor” dedi.</p>

<p><strong>GLUTENSİZ BESLENME SAĞLIĞA ZARAR VERİYOR</strong></p>

<p>Son zamanlarda moda olan beslenme modellerinden bir olan glutensiz beslenme hakkında söz eden Dyt. Esra Örün İncekara “Gluten bilindiği gibi buğday, arpa ve çavdar gibi bazı tahıllarda doğal olarak bulunan bir proteindir. Çölyak hastalığı dışında glutene karşı herhangi bir hassasiyetiniz yok ise tamamen glutensiz beslenmek yanlıştır. Çünkü, doğru bir karbonhidrat kaynağı vücut için enerji sağlar ve lif posa ihtiyacını giderir. Ayrıca B grubu vitaminleri tahıllarda daha yüksektir” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Jun 2023 16:46:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/sok-diyetlere-dikkat-1686231984.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Acillerde ’Vertigo’ şikayetleri artış gösterdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-2360</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-2360</guid>
                <description><![CDATA[6 Şubat'taki depremlerin ardından acil servislere en sık başvurulan sebeplerden biri Vertigo şikayetleri oldu. Konya Kızılay Hastanesi Nöroloji bölümü hekimlerinden Uzm. Dr. İlker Bebek, yaşanan depremden sonra Vertigo şikâyetlerinin arttığını belirterek uykusuzluk ve stres bozukluklarının Vertigoyu tetiklediğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat'taki depremlerin ardından acil servislere en sık başvurulan sebeplerden biri Vertigo şikayetleri oldu. Konya Kızılay Hastanesi Nöroloji bölümü hekimlerinden Uzm. Dr. İlker Bebek, yaşanan depremden sonra Vertigo şikâyetlerinin arttığını belirterek uykusuzluk ve stres bozukluklarının Vertigoyu tetiklediğini söyledi.</p><p><strong>KONYA (İGFA) - </strong>Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremlerin ardından deprem bölgesinde acile başvuran hastalarda psikojen ve anksiyeteye bağlı olarak Vertigo şikâyetlerinin arttığı görüldü.</p>

<p>Konya Kızılay Hastanesi Nöroloji Uzm. Dr. İlker Bebek, kişilerde görülen Vertigo hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>VERTİGO GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIŞ GÖSTERDİ</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Bebek, “Depremden sonra olan psikojen ve anksiyeteye bağlı vertigo hastalarımızın sayısı oldukça arttı. Bu sebeple psikojen hastalıklara, anksiyeteye yönelik tedavileri diğer vertigo tedavilerimize ilave olarak tercih ediyoruz. Hastalar acil servislere, dururken hareket ediyormuş hissi, çevrenin dönmesi hissi ya da ayağının altından yer kayıyormuş hissi gibi hastadan hastaya değişen şikâyetlerle geliyor” dedi.</p>

<p><img height="649" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1685955577-uzm-dr-i-lker-bebek-1685956852-223.jpg" width="750" /></p>

<p>Vertigonun hayat kalitesini düşüren önemli bir sorun olarak karşımıza çıktığını söyleyen Uzm. Dr. Bebek, “Dünya nüfusunun hemen hemen ’unun etkilendiği bu hastalıktan erkeklere göre kadınlar daha çok etkilenmektedir. En sık başvuru sebeplerinden olan vertigo genelde beynin kan dolaşımında bir yetersizlik olduğu durumlarda görülen baş dönmesi (Santral Vertigo) ve kulaktaki denge merkezinin etkilenmesine bağlı olarak dengenin bozulması (Periferik Vertigo) olarak ikiye ayrılır. Bunun yanında Kalp ve Damar sistemi hastalıkları, Metabolizma hastalıkları da nedenler arasındadır. İnme, Migren, Beyin tümörleri gibi beyinle ilgili nedenler yanında iyi huylu pozisyonel baş dönmesi (Benign pozisyonel Vertigo) ve iç kulaktaki aşırı basınç (Meniere) gibi nedenler arasındadır” diye konuştu.</p>

<p><strong>VERTİGOYU İLACA İHTİYAÇ DUYMADAN TEDAVİ ETMEK MÜMKÜN</strong></p>

<p>Vertigonun nedenini araştırmak ve patolojinin ortaya konması için multidisipliner bir yaklaşım ve kapsamlı tetkikler gerektirdiğini belirten Uzm. Dr. Bebek, “İyi huylu pozisyonel baş dönmesinin (Benign pozisyonel Vertigo) en sık görülen vertigo nedeni olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Bebek, “İç kulaktaki denge organından beyne sinyal taşıyan denge sinirinin iltihaplanması ile karakterize olan iç kulak enfeksiyonu (vestibüler nörit) iç kulak su basıncının artmasıyla (Meniere) kulak kaynaklı vertigo nedenleri arasındadır. Gerekli muayeneleri tamamlanan ve iyi huylu pozisyonel baş dönmesi teşhisi konan hastalara baş dönmesi için bazı manevra tedavileri yapılır ve genelde ilaç tedavisinde ihtiyaç duymadan tedavisi tamamlanmış olur” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jun 2023 13:07:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-1685959637.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eliyle iş yapanlar dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/eliyle-is-yapanlar-dikkat-2353</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/eliyle-is-yapanlar-dikkat-2353</guid>
                <description><![CDATA[Karpal tünel sendromunun eliyle iş yapanlarda daha sık görüldüğünü belirten uzmanlar, hastalığın en önemli belirtisinin gece uykusundan uyandırması olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Karpal tünel sendromunun eliyle iş yapanlarda daha sık görüldüğünü belirten uzmanlar, hastalığın en önemli belirtisinin gece uykusundan uyandırması olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, genellikle ellerini fazla kullanarak iş yapanlarda görülen karpal tünel sendromu ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>El bileğinde tendonları ve sinirleri yerinde tutan bant olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Bu bant karpal tünel dediğimiz tünelin tavanını oluşturur. Zamanla çeşitli sebeplere bağlı olarak kalınlaşır. Altından geçen dokuları ezmesine de karpal tünel sendromu denir. Altından geçen siniri ezdiği zaman parmaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı ağrı gibi bulgular ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p><strong>EN ÖNEMLİ BELİRTİSİ GECE UYKUSUNDAN UYANDIRMASI</strong></p>

<p>Şeker ve tiroid gibi hastalıkların da karpal tünel sendromuna yol açabileceğine dikkat çeken Ünal, bu hastalıkların kontrol altında tutulması gerektiği uyarısında bulundu.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1685609862-emre-nal-t-bbi-kadro-1-1685885390-843.jpg" width="750" /></p>

<p>Karpal tünel sendromu belirtilerinin genellikle yavaş yavaş başlayarak gelişim gösterdiğini sözlerine ekleyen Emre Ünal, “Bu sendromun en önemli belirtisi, kişinin gece ağrıdan ve uyuşmadan uyanıp elini sallama ihtiyacı hissetmesidir. Böyle durumlarda kişinin bir uzmana başvurması gerekir. Bu sendromun diğer belirtileri arasında el uyuşması, karıncalanma, avuç içinde ve parmaklara doğru giden ağrı ve sızı bulunuyor. Belirtiler genellikle gazete, kitap, telefon ya da direksiyon gibi nesneleri tutarken görülür. Bu belirtiler normal günlük yaşama ya da uyku düzenine müdahale edecek seviyedeyse bir uzmana başvurmak gerekir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>EL İŞLERİ DİNLENEREK YAPILMALI</strong></p>

<p>Karpal tünel sendromunu önlemenin yolunun, elle uzun süre yapılan işlerin dinlenerek yapılması gerektiğini belirten Ünal, “Devamlı aynı hareketi saatler boyunca yapmak, mesela örgü örmek, ufak el işi yapmak, resim yapmak ya da asfalt kıran iş makinalarıyla çalışmak gibi, el bileğinin üzerine fazla yük bindirir. El bileğini çalıştıran işleri hiç ara vermeden uzun süre yapmak bunun nedeni. Bu nedenle de o işi uzun süre dinlenmeden yapmaktan uzak kalmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜR</strong></p>

<p>Halihazırda şeker hastalığı bulunan, tiroidi az çalışan ve ev işi yapan kişilerde daha sık karpal tünel sendromu görüldüğüne değinen Op. Dr. Emre Ünal, “Kadınlarda erkeklerden biraz daha fazladır. Genellikle iki taraflıdır. Sinirin ne işe yaradığını bilirseniz belirtileri de anlayabilirsiniz. Sinirin görevi, parmağımızı oynatıp bir cismi tutmak ve duyusunu sağlamaktır. Sinir sıkıştığında avuç içine doğru uyuşma, karıncalanma, ağrı ve güçsüzlük olur. Anlamadan ilerlerse güçsüzlüğün olduğu noktada hastalık çok ilerledi demektir.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Jun 2023 19:49:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/eliyle-is-yapanlar-dikkat-1685897360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Popüler kültür şiddete dayalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/populer-kultur-siddete-dayali-2350</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/populer-kultur-siddete-dayali-2350</guid>
                <description><![CDATA[Popüler kültürün hayatımızdaki yerinin giderek arttığına dikkat çeken uzmanlar günümüz popüler kültürünün büyük oranda şiddete dayalı olduğu konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Popüler kültürün hayatımızdaki yerinin giderek arttığına dikkat çeken uzmanlar günümüz popüler kültürünün büyük oranda şiddete dayalı olduğu konusunda uyarıyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, son yıllarda popüler kültürün etkileriyle giderek artan K-Pop akımınına değindi ve gençler üzerindeki olumsuz etkilerine karşı ailere uyarılarda bulundu.</p>

<p>Popüler kültürün coşkusal doyumunun, arzu ile disiplin oyununu meşrulaştırdığını dile getiren Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit,&nbsp;“Fanlar K-Pop şarkılarının anlamları ve şarkıcılarının hayat hikâyeleri ile duruşlarına sembolik anlamlar yüklüyor. Bu durum gençlerin K-Pop şarkıcılarının hayatını ve düşüncelerini yaşam felsefesi haline getirmelerini sağlıyor ve intihar gibi davranışların, tek cinsiyetlilik gibi bakış açılarının artmasına sebebiyet veriyor.” diyerek uyardı.</p>

<p>Popüler kültürün en çok müzik alanı üzerinde etkili olduğunu dile getiren&nbsp;Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Dünyada geçmiş ve gelecekle ilgili verilebilecek çok sayıda popüler kültür örneği var. Bu örneklerin çoğu bir müziği, bir kıyafeti, bir kitabı ya da bir sözü kapsıyor. Bir döneme damgasını vuran Back Street Boys isimli Amerikalı gurubun şarkılarına ve giyim tarzlarına gençlerin gösterdiği aşırı ilgi ve Güney Koreli şarkıcı PSY'nin Gagnam Style şarkısı örnek gösterilebilir. Türkiye açısından baktığımızda da bir dönem Cem Karaca, Erkin Koray ve Moğollar kapitalist dünyada şekil değiştiren popüler kültür örneklerini oluşturmuştu. Yine bir dönem neredeyse dünyadaki her bireyin sanal bebek beslemesi de bir popüler kültür örneğidir. Bir gün herkes on beş dakikalığına meşhur olacak sözü de bir dönemin en çok kullanılan popüler kültür alanının önemli bir sözüydü.” dedi.</p>

<p>Yasaklamaların işleri iyiye götürmeyeceğinin altını çizen Kilit,&nbsp;çocuklara hepimizin hayran olduğu akımlar ve kişiler olabileceğini, bir noktaya kadar bunun normal olduğu anlatmak gerektiğini söylüyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Jun 2023 11:10:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/populer-kultur-siddete-dayali-1685779847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hemşirelikte hatayı önleyecek simülasyon!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/hemsirelikte-hatayi-onleyecek-simulasyon-2344</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/hemsirelikte-hatayi-onleyecek-simulasyon-2344</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü tarafından tasarlanan ve yürütülen araştırma hemşirelik pratiğinde hataları azaltacak, eğitimde niteliği artıracak. “Tıbbi Hatalar Odası” simülasyon eğitimi ile hemşirelik öğrencilerinin tıbbi hatalar konusunda farkındalıkları artarken, simülasyon eğitimi ile çok daha etkili eğitim alınabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü tarafından tasarlanan ve yürütülen araştırma hemşirelik pratiğinde hataları azaltacak, eğitimde niteliği artıracak. “Tıbbi Hatalar Odası” simülasyon eğitimi ile hemşirelik öğrencilerinin tıbbi hatalar konusunda farkındalıkları artarken, simülasyon eğitimi ile çok daha etkili eğitim alınabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin hasta bireylere yönelik uygulamaları sırasında gerçekleşen hatalar hem hastayı, aileyi, toplumu hem de hemşireleri olumsuz olarak etkiliyor. Bu nedenle hemşirelerin tıbbi hatalara neden olan durumları fark edip gerekli önlemleri alarak hasta bireyleri ve kendilerini zarar görmekten koruyabilmeleri oldukça önem kazanıyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü tarafından yürütülen çalışma, gelecekte sağlık profesyonelleri arasında yer alacak hemşirelik öğrencilerinin eğitiminde uygun maliyetli, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir yöntem olan ‘Tıbbi Hatalar Odası’ simülasyonunun kullanılmasının öğrencilerin farkındalıklarını arttırmaya ve hata oranlarının azalmasına katkı sağlayacağını gösterdi.</p>

<p><strong>SİMÜLASYON EĞİTİMİNİN ETKİSİ İNCELENDİ</strong></p>

<p>Araştırmada, hemşirelik bölümü öğrencilerinin psikiyatri kliniklerinde karşılaşabilecekleri tıbbi hatalara yönelik farkındalıklarını artırmada, çevrimiçi ortamda gerçekleştirilen simülasyon eğitiminin etkisi incelendi. Ön test-son test kontrol gruplu tasarıma sahip yarı deneysel nitelikteki çalışmada, girişim grubuna ‘Tıbbi Hatalar Odası’ simülasyon eğitimi verilirken, kontrol grubuna sunum yöntemi kullanılarak eğitim verildi.</p>

<p>Çalışmada, tüm öğrencilerin tıbbi hatalar konusunda farkındalıklarında artış olmakla birlikte, girişim grubundaki öğrencilerin farkındalıklarının kontrol grubundaki öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p>Verilerin toplanmasında ‘Öğrenci Tanıtım Formu’, ‘Şizofreni Tanılı Bireye Yönelik Olgu Çalışması Formu’ ve ‘Simülasyon Ortamında Belirlenen Tıbbi Hatalar Formu’ kullanıldı.</p>

<p><strong>PARANOİD ŞİZOFRENİ TANISI ALAN BİREYE YÖNELİK BİR ÇALIŞMA PLANLANDI</strong></p>

<p>Araştırmanın veri toplama aşamasına ön test uygulaması ile başlandı. Ön testte öğrencilerden ‘Öğrenci Tanıtım Formu’ ve ‘Şizofreni Tanılı Bireye Yönelik Olgu Çalışması Formu’nu doldurmaları ve bu ikinci formdaki tıbbi hataları belirlemeleri istendi. Formu dolduran öğrenciler girişim ve kontrol gruplarına ayrıldı. Ön testten bir hafta sonra girişim grubuna simülasyon eğitimi verilirken kontrol grubuna ise tıbbi hatalar ve hasta güvenliğine yönelik sunum yöntemi ile eğitim verildi. İki eğitim de çevrimiçi ortamda gerçekleştirildi.</p>

<p>Senaryosu Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi tıbbi beceri/simülasyon laboratuvarında oluşturulan simülasyon eğitiminde, öfke ve çevresine zarar verme riski nedeniyle tespite alınmış paranoid şizofreni tanısı alan bireye yönelik bir çalışma planlandı. Simülasyon laboratuvarında yatak üzerine bir erişkin manken yerleştirildi ve manken üzerinde, hasta dosyası içinde ve hasta yatağı üzerinde 15 tıbbi hata oluşturuldu.</p>

<p><img height="747" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1685687659-aydan-akkurt-yal-nt-rk-1685689052-523.jpg" style="width: 484px; height: 482px;" width="750" /></p>

<p>Araştırmaya ilişkin bilgi veren Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aydan Akkurt Yalçıntürk, “‘Tıbbi Hata Odası’ simülasyon eğitimi ile geleceğin sağlık profesyonelleri arasında yer alacak hemşirelik öğrencilerinin tıbbi hatalar konusunda farkındalıklarının artırılabileceği sonucuna varılmıştır. Çalışma sonunda hem girişim hem de kontrol grubundaki öğrencilerin tıbbi hatalara yönelik farkındalıklarının artmasıyla birlikte çevrimiçi ortamda gerçekleştirilen simülasyon yöntemi ile eğitim alan öğrencilerin tıbbi hatalara yönelik farkındalıklarının sunum yöntemi ile eğitim alan öğrencilere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Jun 2023 11:34:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/06/hemsirelikte-hatayi-onleyecek-simulasyon-1685694852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı bir nesil için sütü sofranızdan eksik etmeyin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/saglikli-bir-nesil-icin-sutu-sofranizdan-eksik-etmeyin-2339</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/saglikli-bir-nesil-icin-sutu-sofranizdan-eksik-etmeyin-2339</guid>
                <description><![CDATA[Teksüt, 1 Haziran Dünya Süt Günü’nü kutlarken, “sağlıklı toplumun yolu süt ve süt ürünü tüketmekten geçer” vurgusu yaptı. Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mert Özmen,  sütün en değerli besin kaynaklarından biri olduğunu ve her yaşta içilmesi gerektiğini paylaştı. Sütü çocuklara sevdirmek, süt içmelerini desteklemek için gereken çalışmaları yaptıklarını vurguladı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Süt, olağanüstü besleyici niteliği ve bedenin yapısal ihtiyaçlarına yönelik katkısıyla doğumdan başlayarak ileri yaşlara kadar hayatın her aşamasında tüketilmesi gereken vazgeçilmez bir besin maddesi. Türkiye’nin önde gelen süt ürünleri kuruluşlarından Teksüt, 1 Haziran Dünya Süt Günü nedeniyle hem bu eşsiz gıdanın toplumsal gelişmeye olan katkısına hem de sağlıklı tüketme yöntemine dikkat çekti. </p>

<p><strong>En besleyici gıdaların başında geliyor </strong></p>

<p>Süt ve süt ürünleri; içerdikleri karbonhidrat, protein ve yağ ile bu gıdaları alanların enerjilerini  artırıyor. İçerdiği kalsiyum sayesinde, günde 2 bardak süt tüketmek, osteoporozu (kemik erimesi) engellemeye yardımcı oluyor. </p>

<p>Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mert Özmen, fiziksel ve zihinsel olarak sağlıklı bir toplum olmanın yolunun, düzenli ve dengeli olarak süt ve süt ürünü tüketmekten geçtiğini söyleyerek sütün başta protein ve kalsiyum olmak üzere içerdiği diğer mineral ve vitaminlerle en besleyici gıdaların başında geldiğini dile getirdi. Özmen, Teksüt olarak 67 yıldır sütün yolculuğuna yön verdiklerini belirterek, bu nadide besin maddesinin insan gelişimine olan katkısına da dikkat çekti.  Sütün sadece çocukluk ve gelişme dönemlerinde değil, her yaşta içilmesi gereken bir besin olduğunu paylaştı. </p>

<p><strong>Süt içmenin neşeli ve sağlıklı yolu </strong></p>

<p>Sütü sevdirmeyi ve sütün faydalarını çocuklarla buluşturmayı başaran Teksüt’ün sade ve meyve aromalı süt çeşitleri, kalsiyum ve protein içerikleriyle öne çıkıyor. 200 ml’lik bir paket meyveli süt; 5,6 gr protein barındırıyor ve içerdiği kalsiyum ile de bir çocuğun günlük kalsiyum ihtiyacının yüzde 25’ini karşılıyor. </p>

<p>Çocukların zihinsel ve fiziksel gelişiminde ihtiyacı olan protein, kalsiyum, fosfor gibi besin ögeleri ile <strong>B2, B6, B1</strong> ve <strong>A</strong> vitaminleri süt tüketimi ile karşılanıyor. Uzmanlar, çocukluktan itibaren düzenli süt tüketimi ile sağlıklı bir bedene sahip olunabileceğini vurgularken, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan Türkiye Beslenme Rehberi’nde de çocukların ve ergenlik dönemindeki gençlerin gelişimi için her gün düzenli olarak 2 ile 4 bardak süt içmesi öneriliyor. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 May 2023 11:54:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/05/saglikli-bir-nesil-icin-sutu-sofranizdan-eksik-etmeyin-1685523299.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüp mide ameliyatı ile obeziteye son</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/tup-mide-ameliyati-ile-obeziteye-son-2294</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/tup-mide-ameliyati-ile-obeziteye-son-2294</guid>
                <description><![CDATA[Nev Anadolu Genel Cerrahi Bölümünden Op. Dr. Umut Kerimoğlu, obeziteyle mücadelede en çok kullanılan yöntemlerden biri olan tüp mide ameliyatı hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Anadolu Genel Cerrahi Bölümünden Op. Dr. Umut Kerimoğlu, obeziteyle mücadelede en çok kullanılan yöntemlerden biri olan tüp mide ameliyatı hakkında bilgiler verdi.</p><p>BURSA (İGFA) -&nbsp;Obezite ile mücadelede en çok kullanılan cerrahi müdahale yöntemlerinden biri mide küçültme (tüp mide) olarak öne çıkıyor.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;">Nev Anadolu Genel Cerrahi Bölümünden Op. Dr. Umut Kerimoğlu, tıbbi adı “Laparoskopik Sleeve Gastrektomi” olan tüp mide ameliyatı hakkında önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;">Dr. Umut Kerimoğlu, “Laparoskopik (kapalı) olarak karnın üzerinde küçük delikler açılması ve bu deliklerden kamera yardımı ile midenin %80 ile %85 alınması ile gerçekleştirilir. Mide küçültme ameliyatı ile yüzde 80’i alınmış olan mide, ince bir tüp şekline benzer bir hal alır. Diğer cerrahi yöntemlere göre daha kolay yapılan tüp mide ameliyatı midenin besin alma kapasitesini yüksek oranda azaltır. Midenin boyutu küçüldüğünden, kişi az miktarda yemek yedikten hemen sonra tokluk hissi yaşar. Daha az yenildiği için, kilo verilir. Açlık hissi de azalır” diye konuştu.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>Ameliyat sonrası iyileşme süresi</b></p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;">Ameliyat sonrası iyileşme süresi hakkında da bilgiler veren Dr. Kerimoğlu, “Bu durum, ameliyattan ameliyata değişkenlik gösterir. Ameliyattan sonra tamamen iyileşme süresi ortalama olarak üç ila altı haftadır. Bunun ortalama bir zaman olduğunu ve iyileşmenin bazen daha kısa veya daha uzun sürebileceği de unutulmamalıdır” dedi.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>Kimler tüp mide ameliyatı olabilir?</b></p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;">Op. Dr. Umut Kerimoğlu açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Tüp mide ameliyatı, yeme davranışına dayalı olarak veya hastanın kendi tercihlerine göre seçilebilir. Ancak örnek verecek olursak, bağırsağın uzunluğu veya önceki karın ameliyatından dolayı mide baypasının güvenli olmaması durumunda da tercih edilebilir. Tüp mide ameliyatı çok aşırı derecede obez (60’ın üzerinde BKİ) kişiler için de uygundur diyebiliriz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Apr 2023 13:12:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/tup-mide-ameliyati-ile-obeziteye-son-1682763134.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşı karşıtlığı yüzünden hastalar hayatını kaybediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/asi-karsitligi-yuzunden-hastalar-hayatini-kaybediyor-2287</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/asi-karsitligi-yuzunden-hastalar-hayatini-kaybediyor-2287</guid>
                <description><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Sendikası, her bir çocuğun aşı ile önlenebilir hastalıklardan korunması ve toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla 24-30 Nisan tarihleri arasında kutlanan Dünya Aşı Haftası ile ilgili açıklamada bulundu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası, her bir çocuğun aşı ile önlenebilir hastalıklardan korunması ve toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla 24-30 Nisan tarihleri arasında kutlanan Dünya Aşı Haftası ile ilgili açıklamada bulundu</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Her sene 24-30 Nisan tarihleri arasında kutlanan Dünya Aşı Haftası’nın bu yılki teması “Eksik Aşıların Tamamlanması” olarak belirlendi. Dünya Aşı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Mengücük, 24 - 30 Nisan Dünya Aşı Haftası dolayısıyla aşının önemini, aşı yapmak için yıllarca emek veren aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının kıymetlerini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Yüz yıllardır toplumu bir savaştan daha çok öldürebilen salgın hastalıklara karşın aşıların bulunması ile toplumun sağlığa, sekelsiz sağlıklı bir yaşama ulaşmasını çok açık ve net olarak görüyoruz.” diye konuştu.</p>

<p><img height="668" src="https://www.igfhaber.com/static/uz/uz-dr-derya-mengucuk-2-1682501700-379.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>“AŞI KARŞITLIĞI İLE BİLİMDEN UZAK ÜRÜNLERİN SATIŞI YAPILIYOR”</strong></p>

<p>Dr. Derya Mengücük, aşı karşıtlığı ile bilimden uzak ürünlerin satışının yapıldığını söyledi. Mengücük açıklamasında, “Toplumun her kesimini ilgilendiren böylesi önemli bir konuyu siyasi figür haline getirenlerle beraber aşı karşıtlığı üzerinden kazanç elde edenlerin de sayısının oldukça arttığını gözlemliyoruz. Aşı karşıtlığı üzerinden bilimden uzak ürünlerin satışı ile kirli menfaat ağları pazarlanıyor. Bir taraftan da cahilliğin verdiği dayanılmaz hafiflik ile toplum önünde kişisel egolarını şişirme ve rant sağlamanın yollarını zorluyorlar.&nbsp; Aynı iddiaları sürekli tekrar ederek ispatı mümkün olmayan dayanaksız, asılsız fikirlerle sosyal medya üzerinden reyting sağlamak için insanları yanıltan hazır gündemlere neden oluyorlar.&nbsp; Peki tüm bu sanal, dayanaksız aşı karşıtı söylemlerin feci sonuçları olabilir mi?&nbsp; Ne yazık ki “evet” dedi.</p>

<p>Dr. Derya Mengücük, aşı karşıtlığının sonucunun insanların hayatını kaybetmelerine neden olduğunu belirterek, “Yanlış ve yanıltan karşıtlık, yeniden kızamıktan ölen, çocuk felcinden engelli kalan çocuklar, menenjitten uzvu kesilmek zorunda kalan insanlara sebep olabilir. Diyabet, kalp hastalığı nedeniyle viral bir enfeksiyon sonucu zatürre olup yoğun bakıma yatanlar, korunabileceği halde hayatını kaybedenler olabilir. Aşılara karşı söylemler ispatı olmadığı gibi yalan ve yanlış iken olası bu sonuçlar maalesef gerçektir. Bütün bu sanal yalanları yayanların, rant elde edenlerin, siyasi kazanım peşinde koşanların umurunda değildir bu durum. Ama biz aile hekimleri aile sağlığı çalışanları aşıyı, aşılarla korunmayı, toplum sağlığını çok önemsiyoruz ve önemsemeye devam edeceğiz.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Apr 2023 15:59:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/asi-karsitligi-yuzunden-hastalar-hayatini-kaybediyor-1682513977.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gelişigüzel Burun Açıcı Sprey Kullanmayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gelisiguzel-burun-acici-sprey-kullanmayin-2280</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/gelisiguzel-burun-acici-sprey-kullanmayin-2280</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen sorunlardan biri burun tıkanıklığı! Öyle ki her 5 kişiden biri günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen burun tıkanıklığından muzdarip. Ancak tedavi edilmediğinde önemli hastalıklara davetiye çıkarabilen bu soruna karşı çoğu kez gelişigüzel burun açıcı sprey kullanılmasında sakınca görülmüyor! Oysa burun tıkanıklığına yol açan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken önemli etkenler olabildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder, altta yatan nedenler tespit edilip tedavi edilmeden, gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının faydadan çok zarar verebildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, burun tıkanıklığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, toplumumuzda en sık yapılan 6 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen sorunlardan biri burun tıkanıklığı! Öyle ki her 5 kişiden biri günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen burun tıkanıklığından muzdarip. Ancak tedavi edilmediğinde önemli hastalıklara davetiye çıkarabilen bu soruna karşı çoğu kez gelişigüzel burun açıcı sprey kullanılmasında sakınca görülmüyor! Oysa burun tıkanıklığına yol açan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken önemli etkenler olabildiğini belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder</strong>, altta yatan nedenler tespit edilip tedavi edilmeden, gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının faydadan çok zarar verebildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, burun tıkanıklığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, toplumumuzda en sık yapılan 6 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p>Yaşam kalitesini düşürmekle birlikte tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara davetiye çıkarabilen burun tıkanıklığı; alerjiden üst solunum yolu enfeksiyonuna, kemik eğriliğinden sinüzite, burun iltihabından (alerjik rinit) burun ve geniz etine dek bir çok nedenden kaynaklanabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder</strong>, ülkemizde gerek bebeklerde ve çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen bir sorun olan burun tıkanıklığının ihmale gelmeyeceğini belirterek “Kısa süreli burun tıkanıklığı bile yaşam kalitesini bozabilir, uyku sorunlarına yol açabilir. Uyku kalitesinin bozulması da gündüz ders yorgunluğu, ders başarısında düşme ve dikkat dağınıklığına neden olabilir. Uzun süreli burun tıkanıklığı ise büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkilerken, işitme problemlerine, ağzın açık uyunmasına neden olduğundan dolayı horlama, diş ve çene gelişiminde bozukluğa, ayrıca sağlıklı nefes alma gerçekleşmeyeceğinden kalp başta olmak üzere ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir” diyor. </p>

<p><strong>Altta yatan neden mutlaka tespit edilmeli!</strong></p>

<p>Burun tıkanıklığında altta yatan nedenin tespit edilip acilen soruna uygun tedaviye başlanması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Serap Şahin Önder şöyle konuşuyor: “Burun tıkanıklığında önce deniz suları ile burun yıkaması yapılabilir ancak bir haftadan uzun süren burun tıkanıklığında mutlaka doktora başvurulmalıdır. Eğer sorun geniz eti büyüklüğü veya geniz eti iltihabı, polip, konka gibi sorunlardan kaynaklanıyorsa cerrahi tedavi ile sorun ortadan kaldırılabilir. Alerjiye bağlı burun tıkanıklıklarında kişi çeşitli ilaçlarla ve alerjenlerden (polenler, hayvan tüyleri, ortamda toz barındıran eşyalar, şekerli ve katkı maddeli gıdalar vb) uzak kalarak sorun azaltılabilmektedir. Ancak hasta tekrar alerjene maruz kaldığında şikayeti artabilir. Yani tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında genellikle beş gün içerisinde geçerken kimi zaman antibiyotik gerekebilir. Altta yatan tıbbi bir sorun olmadığı tespit edildiğinde okyanus suları doğal içeriklerinden dolayı uzun süreli kullanılabilir.”</p>

<p><strong>Burun tıkanıklığında en sık yapılan 6 yanlış!</strong></p>

<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, gerek yetişkinlerde gerekse çocukların burun tıkanıklığı durumunda toplumumuzda bazı yanlışlara düşülebildiğine dikkat çekerek, özellikle de doktora danışmadan arkadaş çevresi ya da internetten edinilen bilgilerle gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının uzun dönemde fayda yerine zarar verdiğini vurguluyor. “Burun spreyleri kontrolsüzce uzun süreli kullanılmamalıdır” diyen Doç. Dr. Serap Şahin Önder en sık düşülen hataları şöyle açıklıyor; </p>

<ol>
	<li>Burun tıkanıklığını normal karşılayıp doktora başvurmamak, </li>
	<li>Kontrolsüzce 5 günden fazla burun açıcı sprey kullanmak, </li>
	<li>Ağzı açık uyuma ve horlamayı normal sanmak,</li>
	<li>Her iltihaplı burun akıntısında antibiyotik kullanmak, </li>
	<li>Doktorun önerisine rağmen kortizon içeren spreylerden çekinerek kullanmamak, </li>
	<li>Burun tıkanıklığına yol açan alerjen etkenleri tespit etmeyip, bu alerjenlerden uzaklaşmamak.</li>
</ol>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Apr 2023 12:42:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/gelisiguzel-burun-acici-sprey-kullanmayin-1681724554.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Otizmde erken teşhis önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/otizmde-erken-teshis-onemli-2265</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/otizmde-erken-teshis-onemli-2265</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, otizm teşhisinin 3 yaşından önce konulması gereken bir bozukluk olduğunu kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, otizm teşhisinin 3 yaşından önce konulması gereken bir bozukluk olduğunu kaydetti.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, otizmin iki temel belirtisinin sosyal ve iletişimsel bozukluk olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Otizm spektrum bozukluğunda ilk olarak karşılıklı gülümseme ve parmak takibi olmaması ile başlayabilen belirtilere dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, en erken teşhis koyulabilen dönemlerin 18 ay- 2 yaş civarında olduğunu söyledi. Kilit, otizm bozukluğunun kabul edilen en önde gelen tedavisinin özel eğitim olduğunu vurgulayarak ergoterapi ve dil konuşma terapisinin de otizm tedavisinde oldukça önemli yeri olduğunu kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Apr 2023 11:42:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/otizmde-erken-teshis-onemli-1680338557.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Baş Ağrısında 5 Önemli Sinyal!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarda-bas-agrisinda-5-onemli-sinyal-2243</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/cocuklarda-bas-agrisinda-5-onemli-sinyal-2243</guid>
                <description><![CDATA[Baş ağrısı en sık görülen sağlık problemlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen baş ağrısı sadece yetişkinlerin değil, çocukların da yakındıkları bir sorun. Üstelik cep telefonu ve bilgisayar gibi teknolojik cihazların kullanım sürelerinin uzaması baş ağrısının görülme sıklığını artırıyor. Çocuklarda baş ağrısı özellikle yeni başlamışsa ve şiddetli bir ağrı ise ebeveynlerde büyük bir kaygıya neden olabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, toplumdaki yaygın inanışın aksine her baş ağrısının tümörün habercisi olmadığını belirterek, “Baş ağrısının çok sayıda nedeni oluyor ve ayrıntılı öykü ile nörolojik muayeneyle tanı rahatlıkla konulabiliyor. Ancak çocuk sık sık baş ağrısından yakınıyor, günlük aktivitelerini yapmakta güçlük çekiyor, okula gitmek istemiyor ve ödevlerini yapamıyorsa mutlaka doktora başvurmak gerekiyor. Ailelerin dikkat etmeleri gereken önemli bir nokta da başı ağrıyan çocuğa sürekli ağrı kesici ilaçlar vermemek olmalı. Zira sık ağrı kesiciler çocukta baş ağrılarının daha uzun, daha şiddetli olmasına yol açabiliyor ve tedaviyi güçleştiriyor.” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı en sık görülen sağlık problemlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen baş ağrısı sadece yetişkinlerin değil, çocukların da yakındıkları bir sorun. Üstelik cep telefonu ve bilgisayar gibi teknolojik cihazların kullanım sürelerinin uzaması baş ağrısının görülme sıklığını artırıyor. Çocuklarda baş ağrısı özellikle yeni başlamışsa ve şiddetli bir ağrı ise ebeveynlerde büyük bir kaygıya neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin</strong>,<strong> </strong>toplumdaki yaygın inanışın aksine her baş ağrısının tümörün habercisi olmadığını belirterek, “Baş ağrısının çok sayıda nedeni oluyor ve ayrıntılı öykü ile nörolojik muayeneyle tanı rahatlıkla konulabiliyor. Ancak çocuk sık sık baş ağrısından yakınıyor, günlük aktivitelerini yapmakta güçlük çekiyor, okula gitmek istemiyor ve ödevlerini yapamıyorsa mutlaka doktora başvurmak gerekiyor. Ailelerin dikkat etmeleri gereken önemli bir nokta da başı ağrıyan çocuğa sürekli ağrı kesici ilaçlar vermemek olmalı. Zira sık ağrı kesiciler çocukta baş ağrılarının daha uzun, daha şiddetli olmasına yol açabiliyor ve tedaviyi güçleştiriyor.” diyor.</p>

<p><strong>Migren çocuklarda da görülüyor!</strong></p>

<p>Hemen her yaşı etkileyebilen migren çocuklarda da gelişirken, özellikle ergenlik döneminde görülme sıklığı artıyor. Migren gibi ataklar halinde olan ve tekrarlayıcı baş ağrıları çocukların yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkilere neden olabiliyor. Çocuklarda migren belirtileri yetişkinlerden biraz farklı seyredebiliyor. Örneğin ataklar bir saatten kısa sürede hafifleyebiliyor. Genellikle yetişkinlerin tersine ağrı başın iki bölgesini de etkileyebiliyor. Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da baş dönmesi, ışık ve kokuya hassasiyet, görme bozukluğu ile halsizlik gibi sorunlar yaşanabiliyor. Detaylı öykünün yanı sıra nörolojik muayene, çocuklarda migren tanısı için yeterli geliyor. Migren tedavisi, baş ağrısını tetikleyen nedenlerin belirlenmesi ve bunlardan kaçınmak, akut baş ağrısı ataklarının tedavisi ve koruyucu tedavi olmak üzere 3 bölüme ayrılıyor. Çocuğun atak sıklığına ve şiddetine göre planlama yapılabiliyor.</p>

<p><strong>Enfeksiyonlardan diş çürüklerine…</strong></p>

<p>Baş ağrısı kafatasının içinde ve dışında bulunan ağrıya duyarlı yapıların çeşitli nedenlerle etkilenmesi sonucu oluşan bir belirti. Çocukluk çağı baş ağrıları ‘pirmer’ ve ‘sekonder’ baş ağrıları olarak iki gruba ayrılıyor.</p>

<p><strong>Primer baş ağrıları:</strong> Migren ve gerilim tipi baş ağrısı çocukluk çağında genellikle de ergenlik döneminde sık görülen baş ağrısı nedenini oluşturuyor.</p>

<p><strong>Sekonder baş ağrıları:</strong> Virüs ve bakteri kaynaklı enfeksiyonlar, burun tıkanıklığı, diş çürükleri, görme bozuklukları, hipertansiyon, beyin tümörü, hidrosefali, beyin kanaması ve kafa travması gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor.</p>

<p><strong>Baş ağrısında 5 önemli belirtiye dikkat!</strong></p>

<p>Çocuklarda baş ağrıları beyin içinde yer kaplayıcı olaylar, beyin kanaması ve hidrosefali gibi ciddi sorunların habercisi olabiliyor. Bu tür tablolara hızla müdahale edilmesi yaşamsal öneme sahip oluyor. Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin,<strong> </strong>zaman kaybetmeden hekime başvurulması gereken belirtileri şöyle sıralıyor:</p>

<ul>
	<li>Özellikle hayatındaki ilk ve en şiddetli baş ağrısı olması ya da zaman zaman gelişen baş ağrısının şiddetinde artış ile özelliklerinde değişim yaşanması</li>
	<li>Baş ağrısına kusmanın eşlik etmesi</li>
	<li>Sabah erken saatlerde gelişmesi veya gece uykudan uyandıracak şiddette olması</li>
	<li>Çift görme/bulanık görme gibi ek yakınmaların gelişmesi</li>
	<li>Kişilik ve davranış değişikliği olması</li>
</ul>

<p><strong>Tedavi nedene yönelik planlanıyor</strong></p>

<p>Çocuklarda baş ağrısının tedavisi için öncelikle altta yatan nedenin tespit edilmesi gerekiyor. Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin,<strong> </strong>migren ve gerilim tipi baş ağrılarının tedavisinde öncelikle yaşam kalitesini arttıran tedbirlerin<strong> </strong>alındığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Uzun zamandır ve ataklar halinde olan, ancak çocuğun genel durumunda bozulmaya neden olmayan baş ağrılarında önleyici tedbirler fayda sağlayabiliyor. Migreni tetikleyen besin maddelerini tüketmemek, yemek öğünlerini atlamamak, ekran maruziyetini azaltmak, stres oluşturan faktörlere çözüm sağlamak,  uyku saatlerini çocuğun yaşına uygun olarak düzenlemek, yoğun egzersizden kaçınmak, okul ve ödev zamanlarını ayarlamak gibi yaşam alışkanlıklarında düzenlemeler yapılıyor. Buna rağmen ataklar devam ederse ağrı sıklığını ve şiddetini azaltmak için koruyucu ilaç tedavilerine başlanıyor. Sekonder baş ağrılarında ise altta yatan nedene göre tedavi planlanması yapılıyor” diyor.  </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Mar 2023 12:01:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/03/cocuklarda-bas-agrisinda-5-onemli-sinyal-1679562103.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Yanık duyurdu... Cihaz yardımının kapsamı genişletildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bakan-yanik-duyurdu-cihaz-yardiminin-kapsami-genisletildi-2231</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bakan-yanik-duyurdu-cihaz-yardiminin-kapsami-genisletildi-2231</guid>
                <description><![CDATA[Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Glikoz Ölçüm Cihazı Yardımının 0-22 yaş aralığındaki vatandaşlarımızı kapsayacak şekilde genişletildiğini duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Glikoz Ölçüm Cihazı Yardımının 0-22 yaş aralığındaki vatandaşlarımızı kapsayacak şekilde genişletildiğini duyurdu.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, tip-1 diyabet tanısı almış vatandaşlara yönelik hayata geçirilen Glikoz Ölçüm Cihazı Yardımında yeni bir düzenleme yaptıklarını belirterek, desteği Tip-1 diyabet tanısı almış sosyal yardım faydalanıcısı 0-22 yaş aralığındaki vatandaşları kapsayacak şekilde genişlettiklerini açıkladı.</p>

<p>Bakan Yanık ayrıca deprem bölgesinde destekten yararlanmak isteyen 0-22 yaş aralığındaki vatandaşlardan ihtiyaç sahipliği kriteri aranmayacağını bildirdi.</p>

<p>Bakan Yanık,&nbsp; sosyal yardım faydalanıcısı hanelerdeki diyabet hastası çocukların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi için bu yıl Glikoz Ölçüm Cihazı Yardımını hayata geçirdiklerini belirtti.</p>

<p>Hali hazırda sürdürülen destekten daha fazla vatandaşın yararlanabilmesini sağlayacaklarının altını çizen Bakan Yanık, "Sosyal yardım faydalanıcısı hanelerdeki tip-1 diyabet tanısı almış çocuklara yönelik Glikoz Ölçüm Cihazı Yardımı başvuruları sürüyor. Buna ek olarak tip-1 diyabet tanısı almış vatandaşlarımıza yönelik hayata geçirdiğimiz Glikoz Ölçüm Cihazı Yardımında yeni bir düzenleme yaptık. Glikoz Ölçüm Cihazı Yardımımızı, tip-1 diyabet tanısı almış sosyal yardım faydalanıcısı 0-22 yaş aralığındaki vatandaşlarımızı kapsayacak şekilde desteğimizi genişletiyoruz" diye konuştu.</p>

<p><strong>DEPREM BÖLGESİNDE İHTİYAÇ SAHİPLİĞİ KRİTERİ ARANMAYACAK</strong></p>

<p>Glikoz Ölçüm Cihazı Desteğinde deprem bölgesinde vatandaşlara yönelik bir takım kolaylıklar da sağlayacaklarını bildiren Bakan Yanık,&nbsp; destekten yararlanmak isteyen sosyal yardım faydalanıcısı ailelerin ikamet ettiği ilçede bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvuruda bulunabileceğini kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Mar 2023 12:25:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/03/bakan-yanik-duyurdu-cihaz-yardiminin-kapsami-genisletildi-1678958743.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Stres yıkıcı etkilere yol açıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/stres-yikici-etkilere-yol-aciyor-2219</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/stres-yikici-etkilere-yol-aciyor-2219</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, stresin oluşmasına neden olan faktörler ve etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, stresin oluşmasına neden olan faktörler ve etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Bireyin tehdit edici çevre unsurlarına karşı gösterdiği tepkinin stres olarak tanımlandığını ifade eden uzmanlar, stresin bulaşıcı olduğunu ve baş etme mekanizması öğrenilmediğinde kişilerde yıkıcı etkilere yol açtığını ifade etti.</p>

<p>Stresin öğrenmeyi de zorlaştırdığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik; stres anında kalp atışında hızlanma, mide bulantısı, titreme ve baş dönmesi gibi etkilerin görüldüğüne dikkat çekiyor. Burkovik, stresi azaltmak için fiziki egzersizler yapılmasını, müzik dinlenilmesini, aileden destek alınmasını tavsiye etti.</p>

<p>Bireyin tehdit edici çevre özelliklerine karşı gösterdiği tepkinin stres olarak tanımlandığını belirten Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, “Stres bulaşıcıdır. Çalışan bir kişiyi etkileyen bir durum varsa diğer kişilere de yayılır. Bu durum domino taşları gibidir. Baş etme mekanizmasını öğrenmedikçe arka arkaya gelen darbeler ya da darbe olarak görülen şeyler kişileri yıkar ve kişi kendini en şanssız kişi olarak görür ve kendini bırakır. Stresle baş etme öğrenilmezse ev ve sosyal çevre ile iletişim bozulur, iş yerinde verimlilik azalır, işten çıkarılma ve istifalar görülür. İşveren doğru bir strateji uygulamazsa kayıplar kaçınılmaz olur” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Mar 2023 14:24:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/03/stres-yikici-etkilere-yol-aciyor-1678533869.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kirli bulaşıkta büyük tehlike</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kirli-bulasikta-buyuk-tehlike-2153</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kirli-bulasikta-buyuk-tehlike-2153</guid>
                <description><![CDATA[Birçok hastalığın nedeninin, besinlerdeki zararlı kimyasal maddelerin bağırsaklardaki küçük çatlakların arasından içeri girmesi ile ilişkili olması, gözleri bulaşık makinası deterjanlarına çevirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birçok hastalığın nedeninin, besinlerdeki zararlı kimyasal maddelerin bağırsaklardaki küçük çatlakların arasından içeri girmesi ile ilişkili olması, gözleri bulaşık makinası deterjanlarına çevirdi.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Peki bulaşık makinesi deterjanları bağışıklık sistemini nasıl etkiliyor? Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Özge Atay, “İsviçre’de yapılan bir araştırmada bulaşık makinası deterjanlarında bulunan kimyasal maddelerin bağışıklık sistemimize olan etkileri incelendi ve parlatıcılardaki alkol etoksilatlar, eğer yeteri kadar durulanmadan bağırsaklara ulaşırsa, bağışıklık sisteminde önemli sorunlara yol açacağını gösterdi. Bu hastalıklar arasında inflamatuvar bağırsak hastalıkları, sindirim sorunları, metabolik sendrom, obezite, alerjik hastalıklar ve hatta kanser bile yer alıyor” dedi.</p>

<p>Bulaşıkları temizlemek için kullandığımız bulaşık makineleri&nbsp;uzun&nbsp;yıllardan beri&nbsp;evlerde, yemekhanelerde, kafe ve restoranlarda&nbsp;sanayi ve ev tipi olmak üzere&nbsp;sıkça kullanılıyor ve kuşkusuz ki hayatımızı oldukça kolaylaştırıyor. Ancak bulaşık makinasında kullanılan deterjan ve parlatıcıların sağlığımıza zararlarının son dönemde sıkça gündeme gelmesi nedeniyle akıllarda oluşan soru işaretleri uzmanları da harekete geçirdi.&nbsp;<strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Özge Atay,&nbsp;</strong>bağırsakların bağışıklık sistemimizdeki öneminin açıklanmasıyla birlikte birçok müzmin hastalığın bağırsaklardaki küçük çatlakların arasından giren zararlı kimyasal maddelerle ilişkili olmasının gözleri bulaşık makinası deterjanlarına çevirdiğini söyleyerek uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>“Deterjan kalıntıları, virüs ve bakterilerin vücuda girmesini önleyen epitel hücrelerinde hasar oluşturuyor”</strong></p>

<p>Epitel bariyer hipotezi ile bilim dünyasında büyük çığır açan Türk Bilim İnsanı Prof. Dr. Cezmi Akdiş ve arkadaşlarının İsviçre’de yaptıkları araştırmaya değinen Atay, bulaşık makinası deterjanlarında bulunan kimyasal maddelerin bağışıklık sistemimize olan etkilerinin incelendiğini söyledi.<strong>&nbsp;</strong>Parlatıcılarda bulunan alkol etoksilatların yeteri kadar durulanmadan bağırsaklara ulaşması durumunda, bağışıklık sisteminde önemli sorunlara yol açacağını gösterdiklerini ifade eden Atay, &nbsp;“Deterjan ve parlatıcı kalıntılarının kuruduktan sonra tamamen çıkarılmaması halinde bulaşıkların yüzeyinde kalabileceği ve bunların insanlarda kolitis ülseroza gibi inflamatuvar bağırsak hastalıklarına, metabolik sendroma, obeziteye, alerjik hastalıklara ve hatta kanser gelişimine yol açabileceğini, en önemlisi ekosisteme zarar verebileceğini ortaya koydular. &nbsp;Ayrıca deterjan veya parlatıcı kalıntılarının özellikle koruyucu bariyer görevi yapan, virüs ve bakterilerin vücuda girmesini önleyen epitel hücrelerinde hasar oluşturarak farklı sistem hastalıklarına neden olduğu da raporlandı” diye konuştu.</p>

<p><strong>“Özellikle sindirim sistemini olumsuz etkiliyor”</strong></p>

<p>Bulaşık deterjanlarının zararlı etkilerinin laboratuvar koşullarında değerlendirildiğini anlatan Özge Atay, çalışmanın sonucu olarak bariyer bütünlüğünü bozan suçlu bileşenin alkol etoksilatların olduğunu ve bu maddenin deterjanlar ve özellikle parlatıcılarda yaygın olarak kullanılan iyonik olmayan bir yüzey aktif madde olduğunu söyledi. Ancak sitrik asit ve sodyum kümensülfonat gibi diğer bileşenlerin epitel hücrelerinin bariyer bütünlüğünü etkilemediğini belirten Atay, alkol etoksilat için izin verilen oranın farklı olması durumunda bu maddenin birçok gen ve protein hasarına neden olduğu, özellikle sindirim sistemini etkilediğini söyledi.&nbsp;</p>

<p><strong>“Kimyasallar, insan sağlığına uygun şekilde düzenlenmeli”</strong></p>

<p>Parlatıcı ve deterjanların içeriğinde bulunan kimyasalların insan sağlığına uygun şekilde düzenlenmesi ve yetkili kurumlar tarafından denetlenmesinin önemli olduğunun altını çizen Atay, “Özellikle bireysel kullanımlarda, ek durulamalarla olası deterjan ve parlatıcı kalıntılarının minimuma indirilmesi, makinelerin kullanım kılavuzuna uygun kullanılması ve deterjan kalıntılarından arındırmak için makinelerin belirli aralıklarla temizlenmesi ve doğal ürünlerin tercih edilmesi faydalı olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Feb 2023 16:50:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/kirli-bulasikta-buyuk-tehlike-1675518653.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayak sağlığının gönülü podologu Nazlı Ekici, Guinnes’i hedefliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ayak-sagliginin-gonulu-podologu-nazli-ekici-guinnesi-hedefliyor-2142</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ayak-sagliginin-gonulu-podologu-nazli-ekici-guinnesi-hedefliyor-2142</guid>
                <description><![CDATA[Durumu olmayan ve ekonomik zorluklar içerisinde olan kişilere 2023 yılı içerisinde ulaşıp tedavi edecek olan uluslararası ayak sağlığı uzmanı Podolog Nazlı Ekici, rekorlar kitabına girmeyi gözüne kestirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Durumu olmayan ve ekonomik zorluklar içerisinde olan kişilere 2023 yılı içerisinde ulaşıp tedavi edecek olan uluslararası ayak sağlığı uzmanı Podolog Nazlı Ekici, rekorlar kitabına girmeyi gözüne kestirdi.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Podolog Nazlı Ekici, 2023 yılında 10 bin kişiyi ayak sağlığı konusunda bilgilendirerek, ücretsiz tedavi etmeye hazırlanıyor.</p>

<p>Durumu olmayan ve ekonomik zorluklar içerisinde olan kişilere 2023 yılı içerisinde ulaşıp tedavi edecek olan uluslararası ayak sağlığı uzmanı Podolog Nazlı Ekici, rekorlar kitabına girmeyi gözüne kestirdi.</p>

<p>Uludağ Üniversitesi mezunu Nazlı Ekici, Türkiye’de Podolog olarak yaşantısını devam ettiren, Almanya’da eğitim alan sayılı ve deneyimli Podologlar arasında.</p>

<p>Nazlı Ekici’nin çocukluk hayali olan ‘kendi ayakları üzerinde durmalı kadınlar’ fikrini, açtığı güzellik merkezi ile hayata geçirmesi ile yakın bir arkadaşının ayaklarında olan kangren sebebi ile kaybetmesinden sonra, hayatını ayak sağlığına adamış bir sağlık elçisi Ekici.</p>

<p>Almanya’da ayak sağlığı üzerine eğitim alan ilk Podolog olan Nazlı Ekici, kurduğu ve 2022 yılında devir ettiği ‘podomania’ ile adını tüm Türkiye’ye duyurmuş başarılı bir kadın girişimci.</p>

<p>Yaşlı bakım evleri, kimsesizler yurdu, asker ocakları, engelli çocuklarının bakım evleri ve 200‘den fazla okulda gönüllü uygulamalar yapan gönüllü Podolog, sosyal projelerde ücretsiz yer aldı. 2022 yılında uluslararası yayın kuruluşundan ödül alan Nazlı Ekici, Bodrum’da ve İskenderun’da 2023 yılına kadar hedeflediği 20 bin hastayı da ücretsiz ayak sağlığı konusunda bilgilendirme ve tedavi ederek Guinnes Rekorlar Kitabına girmeyi hedefliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Jan 2023 11:55:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/ayak-sagliginin-gonulu-podologu-nazli-ekici-guinnesi-hedefliyor-1675155320.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ameliyatsız Mide Küçültme Vücuda Sağlık ve Form Veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ameliyatsiz-mide-kucultme-vucuda-saglik-ve-form-veriyor-2135</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/ameliyatsiz-mide-kucultme-vucuda-saglik-ve-form-veriyor-2135</guid>
                <description><![CDATA[Çağımızın hastalığı obezite, günümüzde tüm dünyada en ciddi sağlık sorunlarından birini oluşturuyor. Son yıllarda sıklığı artan obezitenin artış trendinde olduğu ve hızla yaygınlaşmaya devam edeceği öngörülüyor. Yapılan çalışmalar ülkemizdeki obezite sıklığının %33 olduğunu, yani artık her 3 kişiden birinin obez olduğunu gösteriyor. Türkiye obezite görülme sıklığı konusunda Avrupa’da birinci sırada yer alıyor. Günümüzde obezite tedavisi ameliyatsız bir şekilde, teknolojik bir yöntemle ağızdan mideye girilerek tamamen endoskopik olan ve kesi yapılmaksızın uygulanan mide küçültme yöntemiyle yapılabiliyor. Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Yaşar Çolak, endoskopik mide küçültme işlemi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Obezite birçok hastalığı beraberinde getiriyor</strong></p>

<p>Obezite sadece dış görünüş kaygısı ve estetik bir problem değildir, birçok kronik sağlık sorununu beraberinde getirmektedir. Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği karaciğer yağlanması, bel fıtığı, diz ve eklem şikayetleri, kalp damar hastalıkları, kalp krizi ve birçok kanserle de yakından ilişkilidir. Obezite özellikle kadınlarda; meme, rahim ve yumurtalık kanserleri, erkeklerde; mide ve kolon kanseri gibi kanserleri gibi aslında en sık görülen kanserleri tetiklemektedir. Ayrıca karaciğer, pankreas ve böbrek kanseri sıklığında da ciddi artışlara neden olmaktadır. Obez kişiler normal kilodaki insanlara göre hem kalp damar hastalıkları hem de kanserler nedeni ile daha erken yaşlarda hayatlarını kaybedebilmektedir.  </p>

<p><strong>Endoskopik mide küçültme işlemi avantajları ile öne çıkıyor</strong></p>

<p>Son yıllarda obezite tedavisinde obezite ameliyatlarına ek olarak alternatif, modern endoskopik yöntemler de kullanılmaya başlanmıştır. Bu yöntemler içinde en öne çıkan uygulama ise endoskopik mide küçültme yöntemidir. Endoskopik mide küçültme; herhangi bir kesi yapılmadan, endoskopi işlemindeki gibi ağız boşluğundan mideye ulaşılıp, midenin içinden dikişler atılarak midenin küçültüldüğü bir işlemdir. Karından herhangi bir kesi yapılmamakta ve midenin herhangi bir kısmı kesilip çıkartılmamaktadır. Bu da işlemin hem risklerini minimuma indirmekte hem de çok hızlı bir iyileşme dönemi avantajlarını sunmaktadır. Endoskopik mide küçültme işlemi için 2 kriter bulunmaktadır. Bunlardan biri Vücut Kitle İndeksi’nin (VKİ) 30’un üzerinde olması, diğeri de kişinin doğal yolları denemiş ve kilo verememiş olmasıdır. Öncelikle kişi obezite hastası olarak tanımlanmış olmalıdır. Boya göre kilonun oranını gösteren VKİ, 30’un üstünde olmalıdır. Bu oranın normal değeri 25’in altıdır. VKİ’nin 25-30 olduğu grup; kilolu, 30’un üstü olduğu grup ise obez olarak adlandırılmaktadır.  İkinci kriter ise kişinin en az 6 ay boyunca diyet yapması, fiziksel aktiviteyi artırması ve spor yapmasına rağmen yeterli kilo verememesi ya da kilo verip, kilolarını tekrar alması yani doğal yöntemlerle kilo kaybı sağlayamamasıdır. </p>

<p><strong>Hastalar günlük hayatlarına hızlıca dönebiliyor</strong></p>

<p>Obez kişilerde mide hacmi 1500-2500 mililitre kadardır. Endoskopik mide küçülteme operasyonuyla bu hacim 300 mililitreye kadar indirilebilmektedir. Operasyondan 1 hafta kadar önce bir kontrol endoskopisi yapılması gerekmektedir. Buradaki amaç, midenin içine atılacak dikişlere engel teşkil edecek gastrit, ülser ve tümör gibi hastalıkların varlığını belirleyebilmek ve işlemden önce tedavi etmektir. Yine işlemden 1 hafta kadar önce mide koruyucu ilaç kullanılması önerilmektedir. Operasyon günü ise hasta aç gelmelidir. Endoskopik mide küçültme işlemi sonrasında hasta 1 gece hastanede kalır, ertesi gün ise taburcu olmaktadır. Hastanede kalış sadece kontrol amaçlıdır, hastaların daha konforlu bir gece geçirmeleri içindir. Operasyon sonrasında hasta 2 gün içinde normal yaşantısına geri dönebilmektedir. </p>

<p><strong>Mide herhangi bir kısmı çıkarılmadan küçültülüyor</strong></p>

<p>Endoskopik mide küçültme işlemi genel anestezi altında yapılmakta olup, uygulama yaklaşık 1,5 saat sürmektedir. Özel donanımlı, ucunda dikiş seti olan endoskopik bir cihazla ağız boşluğundan midenin içine girilip midenin içinden tam kat dikişler atılarak midenin hacmi küçültülmektedir. Endoskopik mide küçültme işlemi, obezite cerrahisinde karşılaşılabilecek risklerin minimuma indirmesiyle avantaj sağlamaktadır. Endoskopik mide küçültme işleminde midenin herhangi bir kısmı çıkarılmaz, mide kendi içine dikilerek küçültülmektedir. Dikilen alanlar ise büzüşük bir halde kalmaya devam etmektedir. Midenin herhangi bir kısmının çıkarılmamış olması başka bir avantaj daha sağlamaktadır. O da obezite ameliyatları sonrasında görülebilen vitamin ve demir eksikliklerinin yaşanmamasıdır. Endoskopik mide küçültme işleminden sonra hasta vitamin ya da demir takviyesi kullanmak durumunda kalmamaktadır. İyileşme süresinin daha hızlı olması diğer bir avantajıdır. </p>

<p><strong>Güvenli ve yan etkisi çok düşük bir işlemdir</strong></p>

<p>Konusunda uzman hekimler tarafında yapılması gereken endoskopik mide küçültme işlemi ehil ellerde oldukça güvenlidir. Yapılan çalışmalarda ciddi bir yan etkisinin olmadığı kanıtlanmıştır. Dünya ölçeğindeki büyük sağlık otoriteleri, Amerikan Sağlık Dairesi (FDA) tarafından da onaylanmış bir işlemdir. İşlemden sonra bir diyetisyen kontrolünde hastalar belirli aralıklarla düzenli olarak takip edilmektedir. İşlemden sonraki ilk 1 hafta sıvı bir diyetle beslenilmesi önerilmektedir. 2. hafta püre tarzında daha yumuşak gıdalara, 3. hafta ise normal gıdalara kademeli olarak geçilmesi sağlanmaktadır. Endoskopik mide küçültme işleminden sonra yaklaşık yüzde 20- 30 civarında kilo kaybı olması beklenmektedir. Kişi endoskopik mide küçültme işlemi sonrası kısa sürede iş ve sosyal yaşamına dönebilmekte, hızlıca kilo vererek obezitenin olumsuz etkilerinden kurtulmakta ve ideal formuna kavuşabilmektedir.  </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Jan 2023 11:33:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/ameliyatsiz-mide-kucultme-vucuda-saglik-ve-form-veriyor-1675067595.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kışın Cilt Kuruluğuna Karşı 10 Etkili Önlem!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kisin-cilt-kuruluguna-karsi-10-etkili-onlem-2134</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kisin-cilt-kuruluguna-karsi-10-etkili-onlem-2134</guid>
                <description><![CDATA[Kış aylarında özellikle soğuk hava ve rüzgar cilt sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Ciltte kuruluk, bu mevsimde en sık görülen cilt sorunları arasında ilk sıralarda yer alıyor. Soğuk ve rüzgarlı hava cildimizin koruyucu bariyerinde hasar oluşturuyor. Bunun sonucunda cildimizin su tutma kapasitesi azalıyor. Cildimizde oluşan sıvı kaybı nedeniyle de cildimiz kurumaya başlıyor. Ciltte kuruluk vücudun hemen her bölgesinde görülse de, kış aylarında en sık soğuk havaya maruz kalan ellerde, yüz bölgesinde ve dudaklarda oluşuyor. Cildimiz kuruduğunda yaygın olarak pul pul dökülmeler, gerilme hissi ve kaşıntı gibi sorunlar gelişerek yaşam kalitemizi olumsuz etkiliyor. Önlem alınmadığı takdirde ise kuruluğun artmasıyla birlikte ciltte geniş ve derin çatlaklar, egzama, enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlar gibi daha ciddi tablolar ortaya çıkabiliyor! ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl</strong>, bu nedenle ciltte oluşan kuruluğun hafife alınmaması gerektiğini belirterek, “Kuru cilt tedavi edilmezse egzama gelişebildiği gibi, daha önceden egzaması olan kişilerde de hastalık aktifleşiyor. Ciddi kuruluklar cilt bariyerinin yıkılmasına neden olarak enfeksiyonlar için bir odak olabiliyor. Bunların yanı sıra alerjenler hasar görmüş olan cilt bariyerinden vücuda çok daha rahat girerek alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor. Dolayısıyla alınan önlemlere rağmen ciltte oluşan kuruluğun şiddeti artıyorsa, zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak büyük önem taşıyor” diyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl,</strong> kış aylarında ciltte oluşan kuruluğa karşı almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>

<p><strong>Günde 2 kez nemlendirin</strong></p>

<p>Cilt kuruluğuna karşı nem koruyucu önlemler almanız ve cildinizi sık sık nemlendirmeniz büyük önem taşıyor. Nemlendirici ürünleri günde 2 kez ve banyodan hemen sonra, cildinizin gözenekleri henüz açık iken sürmeye özen gösterin. Üre, seramid veya alfa hidroksi asit içeren nemlendirici ürünleri ılık banyonun ardından kullanabilirsiniz. Ayrıca<strong> </strong>kış mevsiminde cildi nemli tutan yağ oranı yüksek nemlendirici ürünleri tercih edin. </p>

<p><strong>Cildinizi sabunla temizlemeyin</strong></p>

<p>Cilt temizliğinde sabun kullanımından kaçının. Zira bu ürünler cilde nem veren yağ tabakasını ciltten uzaklaştırarak kuruluğun şiddetini artırabiliyorlar. Cildinizi kurutmayan, yani alkali olmayan temizleyici ürünleri tercih edin. Yüzünüzü, ciltteki koruyucu yağ tabakası azalacağı için günde iki kereden fazla yıkamaktan kaçının.  </p>

<p><strong>Çok sıcak suyla duş almayın</strong></p>

<p>Çok sıcak su ciltte kuruluğu arttırdığı için ılık suyla duş almayı alışkanlık edinin. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl,<strong> </strong>“Ayrıca uzun süreli ve sık banyo yapmayın. Günde en fazla bir kez duş almanız yeterli gelecektir. Duş alımından hemen sonrasında cildinize uygulayacağınız nemlendiriciler de cilt kuruluğunu kontrol altında tutmanızda fayda sağlayabiliyor.” diyor.</p>

<p><strong>Odanın nem oranına dikkat! </strong></p>

<p>Hava kuruluğunu önlemek için odaların nem oranına dikkat edin. Böylece ciltte gelişen kuruluğun şiddetlenmesini engelleyebilirsiniz. Odalardaki nem oranının yüzde 50- 60 arasında olması öneriliyor. Ayrıca sıcak ve soğuk hava da cilt kuruluğunu şiddetlendirdiği için oda sıcaklığını 21-25 derece arasında tutmayı alışkanlık edinin. </p>

<p><strong>Cilde ‘nefes aldıran’ kıyafetler giyin!</strong></p>

<p>Kış aylarında doğru kıyafet seçimi cilt sağlığımız açısından da önem taşıyor. Cildinizi soğuk ve rüzgardan korumak için bere, eldiven ve atkı takmayı ihmal etmeyin. Naylon tarzı kumaşlar cildin nefes almasını önlüyor. Bu nedenle hava dolaşımını sağlayan ve ter emen pamuklu kıyafetleri tercih edin, eldivenlerinizin içine de yine pamuklu eldivenler giyerek cildinizin nemini korumaya çalışın. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, cilt kuruluğuna karşı pamuklu giysiler giymenizin transepidermal su kaybını önlediğini belirterek, “Cildin bütünlüğünün korunmasında; cildin bariyer fonksiyonu, terleme, yağ hücreleri ile enflamasyonun kontrol altında tutulması önem taşıyor. Dolayısıyla kış aylarında pamuklu kumaşlar gibi hava alabilen kumaşları tercih edin.” bilgisini veriyor.   </p>

<p><strong>Aşırı baharatlı gıdalar tüketmeyin</strong></p>

<p>Aşırı baharatlı gıdalar terlemeyi arttırarak ciltte kuruluk oluşturuyor. Özellikle kırmızıbiber ile karabiber kaçınmanız gereken baharatlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. </p>

<p><strong>Sıcak içeceklere dikkat!</strong></p>

<p>Kış aylarında içecekleri genellikle sıcak tüketmeyi tercih ediyoruz. Ancak sıcak içeceklerin sinirsel yolaklar üzerinden cildin bariyer fonksiyonunu bozduğu ve iltihaplanmayı arttırdığı, bu etkileri nedeniyle de ciltte kuruluğu şiddetlendirdiği düşünülüyor. </p>

<p><strong>Çok dar kıyafetler giymeyin</strong></p>

<p>Şiddetli cilt kuruluğu sorununuz varsa çok dar kıyafetler giymeyin. Aksi halde sürtünmeden dolayı cilt kolayca hasarlanabiliyor. Bunun sonucunda enfeksiyon ve alerji tetiklenerek daha büyük sorunlar gelişebiliyor.</p>

<p><strong>Bol bol su için</strong></p>

<p>Sağlıklı bir cilt yapısı için nem dengesini sağlamak son derece önemli. “Dıştan nem kaybını önlemeye yönelik tedbirlerimizin yanı sıra günlük ihtiyacımız olan su miktarını tüketmeye özen göstermeliyiz” diyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, “Günlük tüketmeniz gereken su miktarını; vücut ağırlığınızı (kg) 33 ml ile çarparak kolayca hesaplayabilirsiniz. Mesela 60 kilo iseniz 1980 ml, yani yaklaşık 2 litre su tüketmeniz gerekiyor” diyor.</p>

<p><strong>Alkol ve kahveyi kısıtlayın</strong></p>

<p>Alkol, kahve ve çay diüretik etkileri nedeniyle vücuttan su atılımına yol açıyor. Ciltte kuruluğun artmaması için bu tür içecekleri sınırlı tüketmeli, hemen ardından mutlaka bir bardak su içmeyi ihmal etmemelisiniz.  </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Jan 2023 11:33:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/kisin-cilt-kuruluguna-karsi-10-etkili-onlem-1675067582.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca: Temininde zorluk yaşanan ilaçların üretimi arttırıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bakan-koca-temininde-zorluk-yasanan-ilaclarin-uretimi-arttirildi-2131</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/bakan-koca-temininde-zorluk-yasanan-ilaclarin-uretimi-arttirildi-2131</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kısa zaman içerisinde eksikliği hissedilen antibiyotikler, çocuk şurupları dâhil olmak üzere, pek çok ilacın piyasaya verileceğini duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kısa zaman içerisinde eksikliği hissedilen antibiyotikler, çocuk şurupları dâhil olmak üzere, pek çok ilacın piyasaya verileceğini duyurdu.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, antibiyotik ve çocuk şurupları dahil olmak üzere temininde zorluk yaşanan ilaçların kısa zamanda piyasaya verileceğini açıkladı.</p>

<p>Temininde zorluk yaşanan bazı ilaçların üretiminin arttırıldığını duyuran Bakan Koca, "Şu an mevsimsel hastalıklara bağlı talep artışı, dünyada hammadde üretimi kaynaklı sorunlar var. Kısa zaman zarfında eksikliği hissedilen antibiyotikler, çocuk şurupları dâhil olmak üzere, pek çok ilaç piyasaya verilecek" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Az sayıda hastaya özel olarak getirilen, başka ülkelerde ruhsatlı ve Türkiye'de ruhsatı olmayan ilaçların varlığına vurgu yapan Bakan Koca, "Bunlardan biri için ileri sürülen iddiaların gereği yapılmıştır. Kısa zamanda, bizde ruhsatlı olmayan ilaçların ülkeye girişinde İlaç Takip Sistemine kaydını sağlayacağız" dedi.</p>

<p>Her bir ilaç kutusunun, onu diğer kutulardan ayıran bir kimlik numarası olduğunu kaydeden Bakan Koca, "Kutuyu, üretimden reçete edildiği hastaya kadar takip ediyoruz. Eczane raflarındaki tüm ruhsatlı ilaçlar bu İlaç Takip Sistemine kayıtlı. Eczaneden alınan ruhsatlı ilacın sahte olması söz konusu değil" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bakan Koca, paylaşımında ayrıca paylaşımında, çocukluk çağı enfeksiyonlarında kullanılan, temininde sıkıntı yaşanılan şurup formlu antibiyotiklerden 2022 Aralık ayında piyasaya 1,8 milyon kutu, bugün itibariyle de Ocak 2023’te ise piyasaya 3,1 milyon kutunun arz edildiğini belirterek, Şubat ayında üretim miktarını daha da artırmaya çalıştıklarını söyledi.</p>

<p>&nbsp;<img height="579" src="https://www.igfhaber.com/static/sc/screenshot-2023-01-30-at-10-52-59-dr-fahrettin-koca-drfahrettinkoca-twitter-1675065353-912.png" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Jan 2023 11:31:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/bakan-koca-temininde-zorluk-yasanan-ilaclarin-uretimi-arttirildi-1675067488.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kansere Beslenme Kalkanı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kansere-beslenme-kalkani-2122</link>
                <guid>https://www.hatayhaberajansi.com/haber/kansere-beslenme-kalkani-2122</guid>
                <description><![CDATA[Hayatın tüm evreleri için önemli olan beslenme özellikle kanser hastalarında tedavinin etkisini, yaşam süresini ve kalitesini etkileyebiliyor. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Öğr. Gör. Meltem Topalgökçeli Selam kanserde beslenmenin önemini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Nasıl beslenmek gerekir?</strong></p>

<ul>
	<li>Günde en az 5 porsiyon farklı renkte sebze, meyve tüketilmeli.</li>
	<li>İşlenmiş tahıl ürünlerinin yerine tam tahıl ürünleri tercih edilmeli.</li>
	<li>Özellikle işlenmiş ve yağlı kırmızı et tüketimi azaltılmalı.</li>
	<li>Yumurta, tavuk, balık, süt, yoğurt, peynir gibi gıdaların tüketimiyle protein üretimi artırılmalı.</li>
	<li>Kemoterapi etkilerini azaltmak için günde en az 2 litre su tüketilmeli.</li>
	<li>Sağlıklı kiloyu koruyabilmek için besleyici değeri olmayan yüksek şeker ve yağ içeren yiyeceklerden uzak durulmalıdır.</li>
</ul>

<p><strong>Beslenmeyi doktorunuzla planlayın</strong></p>

<ul>
	<li><strong>Soya ürünleri</strong> (Soya sütü, soya fasulyesi, soya filizi): Fitoostrojen etkisi ile anti-kanser etki gösterir ama meme kanserli hastalarda önerilmez.</li>
	<li><strong>Omega-3: </strong>Omega 3 ve Omega 6<strong> </strong>yağ asitlerinin tümör büyümesini önlediğini gösteren çalışmalar var. Ancak başka bir çalışmada balık yağı kullanan ya da uskumru, ringa tüketen kanser hastalarında kandaki yağ asidi seviyesinin hızla arttığı gözlenmiş, bu durumun kemoterapi tedavisine direnç geliştirebileceğine işaret etmiştir.</li>
	<li><strong>Keten tohumu:</strong> Vücuda hormon benzeri etkilere sahip çok yoğun bir fito-östrojen kaynağıdır. Ancak östrojen reseptörü pozitif olan meme kanseri olan hastalar keten tohumu tüketmemelidir.</li>
	<li><strong>Yeşil çay:</strong> Prostat; karaciğer kanseri ve endometrium kanserine yakalanma riskini düşürür.</li>
	<li><strong>Turunçgiller:</strong>  Limon, portakal, greyfurt, mandalinayı içerir. Cilt, karaciğer, akciğer, mide kanserine karşı antikanserojen etkisi çalışmalarda gösterilmiştir. Başka bir çalışmada melanom riskini arttırdığı gözlemlenmiştir. Greyfurt içindeki psoralen ve furokomarin maddeleri UV ile etkileşime girerek melanom hücrelerin çoğalmasını tetikler. İlaç etkileşimleri nedeniyle kemoterapi sırasında tüketimi önerilmez.  </li>
	<li><strong>Kırmızı meyve ve sebzeler;</strong> Turpgiller, üzümün kanseri önlemde olumlu etkileri olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur.</li>
</ul>

<p><strong>“Kanser hastalarının yüzde 9’u maalesef yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybediyor.”</strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Jan 2023 12:31:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.hatayhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/kansere-beslenme-kalkani-1674725483.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
